TÜRK TURİZMİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Ülkemizde yaşanan finansal krizden çıkmanın yolu turizm sektörünün devlet himayesine almasından geçmektedir.




TÜRK TURİZMİNİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ



A. TURİST HAKLARININ KORUNMASI VE TURİZMDE GAYRİYASAL FAALİYETLERİN ENGELLENMESİ

• Turistin yasal hakları düzenlenmeli,
• Turist turizm konusunda medya ve yazılı materyaller yoluyla bilinçlendirilmeli
• Yerli ve yabancı turistlere uygulanan fiyatlardaki farklılıklar giderilmeli
• Kaçak acentecilik faaliyetleri etkin bir şekilde denetlenmeli, caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı ve bu tür faaliyetler engellenmeli

Bugün dünyada bilişim teknolojisinin gelişimine paralel olarak mal ve hizmetlerin internet üzerinden pazarlanması ve satışı yaygınlaşmıştır. Alıcı ve satıcının bir araya gelmeksizin yaptığı alışverişin kolaylığı mal ve hizmet sahiplerini internet üzerinden ürünlerini pazarlama ve satmaya , alıcıları da satın almaya itmektedir. Ancak, hızlı teknolojik gelişmelere paralel olarak bu konudaki hukuki altyapının ülkemizde kurulmamış olması, yasal boşluktan faydalanan kötü niyetli ya da turizm mevzuatını bilmeyen seyahat acentası işletme belgesi olmayan kişilerin internette tur pazarladığını ve sanal ortamda satışları gerçekleştirdiğini görüyoruz.

Özellikle, üniversite öğrencilerine belli menfaatler sağlanarak düzenlenen ve yasalardan haberi olmayan üniversite gençlerinin katıldığı gezi programları kaçak acentacılık faaliyetlerine somut ve vahim bir örnektir.

Örneğin facebook’ta örgütlenen ve 40'a yakın şehirde ve 50'ye yakın üniversitede 15.000'ine yakın gönüllüsü bulunduğunu belirten bir kaçak acenta , faaliyetlerine 2003 yılında amatör bir ruhla başladığını ; 2006 yılında profesyonel bir anlayışa kavuştuğunu belirtmekte ve amaçlarını ‘ Gençlerin bu yaşlarda böyle bir oluşumun içinde yer alması , her platformda kendilerini rahat ve özgür ifade edebilmeleri, geleceğin dünyasının gençlerine yönelik sosyal bir destek sağlama ve yeni nesillerimize bu konuda yaratıcılığımızla destek olmak anlayışımızdır. Bu misyon doğrultusunda üniversite çatısı altında kuran ve yürüten örgütümüz, bir çok yöneticiden, işadamlarından, basın mensuplarından kişi ve kuruluşların desteğini arkasına almıştır. Yeni bir sosyal hareket olarak da anılan örgütümüz Türkiye’nin ilk ve tek üniversiteler arası ortak bir festival oluşumunu taşımaktadır. Amacımız temcilerimiz ( öğrenciler) ile Türkiye’deki üniversitelere ulaşmak ve bir birlik yaratmak ve örgütü kısa süre içerinde önce Türkiye’de daha sonra da uluslar arası alanda en etkin festival olarak üne kavuşturmaktır ‘ şeklinde açıklamaktadır.

Amacına baktığımızda, çok masum ve amatörce bir örgütlenme olduğu izlenimi alınmaktadır. Ancak, derinliğine bir araştırma yaptığımızda gördük ki; bu hareket çok da masum bir hareket değildir. Şöyle ki; iki kafadarın üniversite öğrencilerinin turizm ile yasal düzenlemeler hakkındaki bilgi eksikliğinden faydalanarak onlara yönelik tur organizasyonu yapmak ve üniversite temsilcilerine de para kazandırmak suretiyle para kazanma amacıyla bu işi yaptıklarını öğrendik. Yine yaptığımız araştırmada, öğrencilere tur düzenleyen bu kişilerin ulaşımı sağlamadıklarını ve komisyon karşılığında otel rezervasyonlarını yaptıklarını ve tatilleri sırasında öğrencileri katıldıkları etkinlerden komisyon aldıklarını ve bu yolla 2-3 günlük tatil için binlerce öğrenci üzerinden milyarlarca lira kayıt dışı gelir ettiklerini öğrendik .Gencecik pırıl pırıl gençleri her türlü güvenceden ve denetimden yoksun olarak seyahat ettiren bu örgütün 2008 yılında gerçekleştirdiği bir organizasyonda yüzlerce gencin çifte rezervasyon nedeniyle otellere alınmadığı ve yine aynı organizasyon çerçevesinde öğrencilerin kiraladığı otobüsün kaza yaptığı ve onlarca öğrencinin kazada yaralandığı yerel ve ulusal basında yer almıştır ,.

2008 yılında yaptığımız telefon görüşmesinde; onlarca organizasyon düzenleyen, otellerle anlaşma yapan ve etkinlikleri ile basında yer alan bu örgütün kurucusu , tur düzenlemek için seyahat acentası işletme belgesine sahip olunmasının gerektiğini bilmediğini ve bu konuda hiç kimsenin kendisini uyarmadığını; ulaşım sorumluluğunun öğrencilere ait olduğunu ve kendilerinin sadece konaklama konusunda yardımcı olduklarını ifade etmişti. Ancak ne acı ki; 2009 yılında da bu kişinin bir acentanın belgesini kiralamak suretiyle organizasyonu yaptığını ve yine milyarlarca para kazandığını öğrenmiş bulunuyoruz.

Keza, yaz aylarında internet üzerinden otel rezervasyonu yaptıran ya da tur satın alan yerli turizm tüketicilerden büyük bir bölümü mağdur olmakta ve mağdurlar sahilde güneşlenmek yerine vakitlerini TÜRSAB ya da Turizm Müdürlükleri önünde harcamaktadırlar.

Fiziki mekân tesis etmek suretiyle kaçak acentacılık faaliyetinde bulunanlar hakkında bazı yaptırımlar uygulanırken, Internet Suçları Kanununda bu konuda yaptırımlar yer almaması sebebiyle yerli ve yabancı turistleri mağdur eden kötü niyetli kişiler onları denetlemekle ve cezalandırmakla yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından adeta seyredilmektedirler.

Bu durumu engellemek için yerli turizm tüketicilerinin mevcut yasal düzenlemeler hakkında yazılı ve görsel basın yoluyla ve Tüketiciyi Koruma Dernekleri vasıtasıyla bilgilendirilmesi ve Internet Suçları Kanununda bu konuda yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Bu amaçla hazırladığım bir bilgilendirme metnini aşağıda sunuyorum


TATİLE ÇIKARKEN

Eğer tatiliniz süresince bulunduğunuz yöreyi tanımak için çevre gezilerine ve aktivitelere katılmak istiyorsanız ve kendi aracınızı tatilinizde kullanmak istemiyorsanız, bir seyahat acentasından paket tur satın almanızı tavsiye ederim. Çünkü bir seyahat acentasından aldığınız hizmetin tüm sorumluluğu seyahat acentasına aittir. Ayrıca, seyahat acentaları kendisinde paket tur satın alan herkes için paket tur sigortası yaptırmak zorundadır.

PAKET TUR NEDİR?
Paket tur ulaştırma, konaklama ve bunlara yardımcı sayılmayan diğer turistik hizmetlerin en az ikisinin birlikte, her şeyin dahil olduğu fiyatla satılan veya satış taahhüdü yapılan ve hizmeti 24 saatten uzun bir süreyi kapsayan veya gecelik konaklamayı içeren tur çeşididir.

PAKET TUR SİGORTASI NEDİR?
Seyahat Acentaları düzenledikleri paket tur kapsamında müşteriye taahhüt edilen hizmetlerin acentanın iflası da dahil olmak üzere, herhangi bir nedenle verilememesi veya taahhüt edilen şekilde verilememesinden kaynaklanabilecek sorumluluklarını sigorta ettirmek zorundadırlar. Ayrıca, seyahat acentaları müşteriye, müşterinin kaza ve hastalık halinde çıkış noktasında dönüş masraflarını ve her türlü kazadan doğan zararını ve tedavi masraflarını poliçe limiti kadar karşılayabilecek şekilde sigorta ettirilebileceğini bildirmekle yükümlüdür. Müşteri sigorta kapsamındaki zararını doğrudan doğruya sigorta şirketinden talep edebilir. Seyahat acentası Paket tur sözleşmesinin yanında size paket tur sigortası poliçesini de teslim etmesi gerekir. Poliçenin hazırlanması zaman alabilir ve bu yüzden size daha sonra teslim edileceği belirtilebilir. Bu durumda seyahate sigorta poliçenize almadan çıkmayınız.

SEYAHAT ACENTASI YASAL MI?
Paket tur satın almak için gittiğiniz seyahat acentasının yasal olup olmadığına dikkat edin. Yasal seyahat acentalarının kapılarının girişinde seyahat acentası olduğunu gösteren ve TÜRSAB amblemini taşıyan sarı pirinçten bir levha bulundurmak zorundadır. Ayrıca, seyahat acentası bürolarında görülebilecek bir yerde seyahat acentası işletme belgesi asılı olmalıdır. Bunlardan birini görmüyorsanız seyahat acentası işletme belgesini size göstermelerini söyleyiniz. Ayrıca www.tursab.org.tr web adresinden seyahat acentasının unvanını yazmak suretiyle sorgulayabilirsiniz……………………

PAKET TUR SÖZLEŞMESİ YAPTINIZ MI?
Paket tur satın aldığınız acenta ile karşılıklı imzalayacağınız sözleşmenin bir nüshasını almayı unutmayınız. Paket tur sözleşmesinde,
Sözleşme taraflarının, isim, unvan, açık adres, telefon ve varsa diğer erişim bilgileri,
b) Hareket, dönüş tarihi ve saatleri ile kesintiler dahil paket turun süresi,
c) Paket tur sırasındaki duraklama yerleri ve nakil bağlantıları dahil turun güzergahı, ulaşım araçlarının cinsi, konaklama yeri ve sınıfı, bunların süreleri, yemek öğün sayısı, varsa rehber ve ücreti ile paket tura dahil diğer hizmetlere ilişkin bilgiler,
d) Paket tur öncesi ve paket tur sırasındaki fesih koşulları,
e) Seyahat acentasının kusuru veya sözleşmeye kısmen ya da tamamen uymaması hallerinde ödeyeceği tazminat ile ödenmiş olan paranın iadesine ilişkin bir taahhüt,
f) Mücbir sebep sayılan haller ve bu hallerde tarafların hak ve sorumlulukları,
g) Paket turun Türk Lirası olarak vergiler dahil fiyatı ve ödeme şekli,
h) Vadeye göre faiz ile birlikte ödenecek Türk Lirası olarak toplam satış fiyatı,
ı) Faiz miktarı, faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirtilen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı,
j) Peşinat tutarı,
k) Ödeme planı,
l) Borçlunun temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları,
yer alır.
Bazen, gezi şartları broşürlerin arkalarında veya voucherin- içinde ulaşım, konaklama tarihleri ve şekilleri belirtilen bir başka belgedir. Kimi zaman bu belgede sadece konaklama bilgileri yer alır. Özellikle ulaşım tarafınızdan organize ediliyorsa bu belge ilgili konaklama tesisine giriş yaparken size gerekli olup, bir sureti tesise teslim edilmelidir- arka yüzünde yer alır. Bu şartları okuyun ve buna göre davranın. Sözleşmenizde anlaşmazlık halinde anlaşmazlıkları çözmeye yetkili merci olarak TÜRSAB TAHKİM KURULU yazılmasını talep ediniz. Satın aldığınız tatile ait broşürü iyi inceleyin. Merak ettiğiniz her konuyu seyahat acentanıza sorun. Özellikle hareketin hangi gün, saat kaçta olduğunu bir kez daha kontrol edin. . Broşürler genellikle ilan ve reklâmdan çok daha ayrıntılıdır. Broşürdeki tüm bilgiler seyahat acentası tarafından doğruluğu garanti edilmiş bilgilerdir. Tercihinizi yapacağınız tatil paketine ait broşürü alın ve saklayın…………
Seyahat acentalarının önemli hizmetlerinden biri de enformasyondur. Broşürde belirtilen hususlar dışında başkaca bilgiler verildi ise ( örneğin kalacağınız tesisin sınıfı, havuzu, animasyon, tenis kortu v.b) bu hususların sözleşmeye yazılmasını sağlayın. Broşürü, sözleşmeyi ve sigorta poliçenizi tatilde yanınızda bulundurun.

TATİLDEN MEMNUN MUSUNUZ?
Tatile için tesise geldiniz. Tesis tam size söylendiği ve sözleşmede yazılı olduğu gibi. Bu durumda size iyi tatiller demekten başka bir şey dilemek gerekmiyor
AMA! Size söylenen ve sözleşmenizde de belirtilen hususlardan bir ya da bir ya da bir kaçı yerine getirilmemiş. Örneğin oteliniz sözleşmenizde belirtildiği gibi 4 yıldızlı değil, her şey dahil yerine tam pansiyon hizmeti alıyorsunuz, çocuk havuzu yok, animasyon yok, tenis kortu yok, hamam-sauna yok v.b . İşte seyahat acentasının farkı burada ortaya çıkıyor.

ÇARE NE?
Tespit ettiğiniz eksiklikleri gecikmeksizin seyahat acentasına sözlü ve yazılı olarak bildirin. Bazı acentaların otel rehberleri otelde bulunurlar. Öncelikle bu görevliye şikayetinizi bildirin. Sorununuz çözülmez ise derhal yazılı olarak acenta merkezine faks ya da e-mail yoluyla bildirin. Acenta sözleşme kapsamında taahhüt ettiği tüm hizmetlerin yerine getirilmesini sağlamak zorundadır. Örneğin sözleşmenizde 4 yıldızlı otelde konaklayacağınız yazılı ise, sizi 3 yıldızlı otelde konaklatıyorsa, derhal sizi sözleşmede yazılı sınıf veya üstü bir otele göndermek zorundadır. Ya da çocuk havuzu yoksa çocuk havuzu olan eşdeğerde veya bir üst sınıf otele göndermek durumundadır. Sözleşmede her şey dahil konaklama şekli yazıyorsa ve bu sistemin uygulanmadığını düşünüyorsanız, her şey dahil konaklamanın neler içerdiğini sözleşmenizden veya broşürden kontrol ediniz.

HERŞEY DAHİL ( ALL INCLUSIVE) NE DEMEKTİR?

Ülkemizdeki “her şey dahil sistemi"nde müşteri içecekler dahil –bir çoğunda alkolsüz içecek ve yerli alkollü içecekler dahil- tam pansiyon konaklama yapmaktadır. Bu sistemde belirli saatler arasında ve tesisin belirli yerlerinde yapılan ikramlar için müşteriden ayrıca bir ücret talep edilmemektedir. Sözleşmenizde veya broşürde her şey dahilin şartları yazılmaktadır. Yazılmamışsa, sözleşmeye yazdırınız. Sözleşmenizi veya broşürünüzü inceleyin. Örneğin, bu sistemde oda servis, ütü, kuru temizleme v.s. gibi hizmetler için ayrıca ücret ödemeniz gerekir. Yine belirtilen saatler veya belirtilen yerler dışında aldığınız hizmetler ücrete tabidir.

Burada bir hususun da altına çizmek isterim. 1990'ların başında Karayip’lerdeki dev tatil köyleri ve otellerde uygulanmaya başlanan "herşey dahil sistemi"nde müşteri, yatak, ulaşım, yemek, eğlence, bölgesel gezi ve diğer tüm tatil amaçlı etkinlik ile ilgili hizmeti tek bir fiyat üzerinden satın almaktadır. Turizmde rekabetin sınırları küresel düzeyde de genişleyince Türkiye bu sistemi Akdeniz çanağında uygulayan ilk ülkelerden biri oldu. 'Her Şey dahil' sisteminin küçük tesisler de uygulamaya başlayınca maliyet nedeniyle kalitesi düşmüştür. Eğer hem hesaplı olsun hem de her şey dahil olsun diyorsanız konaklayacağınız otel de yıldızsız ya da 4 yıldızdan daha düşük sınıfta ise, hayal ettiğiniz her şey dahil sistemini bulamayacağınızı söyleyebilirim. İlle de her şey dahil olsun diyorsanız konaklayacağınız otelin tatil köyü veya en az 4 yıldızlı bir otel olması gerekir.


OTEL SINIFI NEDİR?

Konaklama tesisleri belediyelerce veya T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca belgelendirilirler. Otellerin sınıflandırılmasında Turizm Bakanlığı tarafından belirlenen 174 kıstas esas alınmaktadır. Bu kıstaslar genel olarak tesisin özellikleri, odalar, ortak kullanım alanları, personelin nitelikleri, güvenlik, temizlik gibi konulardaki kalitesini değerlendirmek amacıyla belirlenmiştir. Tesis, her bir başlık altındaki kıstasları karşılamaları oranında, belirlenen aralıklar dahilinde puan alırlar. Toplamda alınan puanlara göre tesis sınıflandırılır. Turizm Bakanlığından belgeli tesisler 1, 2, 3, 4, 5 yıldızlı oteller, tatil köyleri, apart oteller, moteller, pansiyonlar v.b. şekilde sınıflandırılırlar. Belediye Belgeli tesisler ise 1. ve 2. sınıf, sınıf üstü, apart otel, ekstra 1, 2, pansiyon v.b. şeklinde sınıflandırılırlar. Konaklayacağınız otelin sınıfını T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ( 0312- 213 96 79 ) öğrenebilirsiniz.

ŞİKAYETİNİZ GİDERİLDİ Mİ?
Giderildi ise size iyi tatiller dilerim. Sorununuza seyahat acentanız ile bir çözüm bulamadığınız takdirde, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği bünyesindeki "tüketici sorunları bölümüne" başvurabilirsiniz. Başvurunuzu yazılı olarak yapınız ve şikayet konunuz ile ilgili belgeleri ( örneğin kaldığınız otelin broşürünü, tesisten alacağınız belgeyi ) TÜRSAB ( Dikilitaş Aşık Kerem Sokak No.52 Beşiktaş/ İstanbul ) ‘a gönderiniz. Başvurunuz derhal değerlendirilmeye alınacak, seyahat acentanızla çözüm bulunması için TÜRSAB yetkilileri temas edeceklerdir. TÜRSAB bünyesinde profesyonellerin görev yaptığı tüketici sorunları bölümü ve uzman seyahat acentalarının yer aldığı tüketici-rehber-otel-acenta ilişkileri komisyonu ve TÜRSAB Tahkim Kurulu sizlerin sorunlarınızın çözümü için çalışmaktadır.

TÜRSAB TAHKİM KURULU NEDİR?

Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 516, 517 ve 518. maddeleri uyarınca TAHKİM usulünün uygulanabileceği, kamu düzenine ilişkin olmayan ve tarafları ilgilendiren seyahat acentalığı faaliyetleri ile turizme özgü diğer uyuşmazlıklarda, taraflarca yazılı olarak yetkilendirilmiş olması şartıyla TÜRSAB Tahkim Kurulu uyuşmazlığı incelemeye ve karara bağlamaya yetkilidir. Tahkim Kurulu tabi olduğu mevzuatta yazılı şartları taşıyan en az 15 hakemden oluşur. Tahkim Kurulu mahkemelerden daha süratli çalışabildiği için , davanız çok kısa süre içerisinde sonuçlanacaktır. Tahkim Kurulu'nun kararı tıpkı mahkeme kararı gibi icra dairesine ibraz edilip borçlu hakkında işlem yapılır. Tüm bu süreç içinde seyahat acentasının seyahat acentalığı vakar ve haysiyetine, meslek ahlak ilkelerine uygun davranmadığı tesbit edildiği takdirde, ilgili seyahat acentası hakkında disiplin kovuşturması yapılıp gerekli ceza da verilecektir.

Paket tur sigortası poliçesiniz varsa ve sözleşmenizde anlaşmazlıklarda TÜRSAB Tahkim Kurulu yetkili kılınmışsa Tahkim Kurulu tarafından verilen kararı sigorta şirketine ibraz ederek, kurul tarafından tesbit edilen uğradığınız zararı tazmin edebileceksiniz. Paket tur sigortasındaki Ürün Sorumluluk Teminatı Satılan turların, gezi sözleşmesinde yer alan unsurları içermemesi veya ürünün özelliği gereği taşıması gereken asgari özelliklere sahip olmaması durumunda, bu eksiklikler nedeniyle, tur bedelinin, TÜRSAB, Turizm Bakanlığı veya yargı kararı ile, katılımcıya, TÜRSAB Turizm Tüketicileri Talepleri Değerlendirme Çizelgesi kapsamında ve teminat limitleri dahilinde, iadesini kapsar

TÜRSAB TURİZM TÜKETİCİLERİ TALEPLERİ DEĞERLENDİRME ÇİZELGESİ NEDİR?

TÜRSAB Turizm Tüketicileri Talepleri Değerlendirme Çizelgesi (Çizelge), seyahat acentalarının paket turlarında tüketicilere taahhüt edilen ya da olması gereken hizmetlerin aksaması ya da eksik yerine getirilmesi hallerinde tüketicilerin bedel iade taleplerinin değerlendirilmesinde yararlanılacak bir kaynak niteliğindedir

Çizelge, gerçekleşmiş seyahatlere ilişkin olarak tüketicinin satın aldığı seyahat paketine bağlı hizmetlerin değerlendirilmesinde uygulanır. Gerçekleşmeyen, katılınmayan ya da iptal edilen turlara ilişkin taleplerde Çizelge kullanılamaz. Bu gibi hallerde tazminat hukuku hükümleri uygulanır.

24 saati geçmeyen turlarda Çizelge hükümleri uygulanmaz. Tüketici tarafından turun satın alınma amacına yönelik ürünün esas özelliğini değiştirmeyen veya bu çizelgeye göre eksiklik miktarı %50 nin altında olan eksiklik iddiasına dayalı olarak yarıda bırakılmış turlar için bu Çizelge hükümleri uygulanmaz.

Tüketicinin seyahatin gerçekleşmemesi, seyahatin tamamının amacı açısından gereksiz hale gelmesi veya esaslı unsurlarından yoksun olması nedeniyle tüketicinin seyahatten vazgeçmesi, seyahatin ürün sahibi tarafından iptal edilmesi durumlarına ilişkin maddi ve manevi tazminat taleplerinde bu çizelge hükümleri uygulanamaz. Eksiklik ya da ayıp iddiasının seyahat sırasında seyahat acentası veya tesis görevlisine bildirilip eksiklik ya da ayıbın giderilmesinin talep edilmemesi halinde iade miktarı %25 azaltılır

İade oranını belirlemede yüzde hesabı, pakette yer alan ulaşıma ilişkin eksikliklerde ulaşım bedelinden, ulaşım dışındaki eksikliklerde ulaşım bedeli dışında kalan bedel üzerinden yapılır

Yurtdışı veya yurtiçi turlarda paket fiyat içinde ulaşım bedelinin tespiti mümkün değilse, paket fiyatın %30’u ulaşım bedeli olarak hesaplanır. Ulaşımın veya diğer hizmetlerin ayrı bedel olarak sunulduğu paketlerde her hizmete ilişkin eksiklik o hizmetin bedeli üzerinden hesaplanır.
Birbirine bağlı hizmetlerden oluşan pakete ilişkin her hizmet için ayrı olarak hesaplanan eksiklikler toplanır.Toplam iade miktarı paket bedelini aşamaz……………………

Yukarıdaki Koşullara Uymadan Bir Paket Tur Satın Aldıysanız, Size Mahkeme Yolları Gözüktü Demektir.



B. TURİZM SEKTÖRÜNDE YABANCI YATIRIMCILARA SINIRLAMA GETİRİLMESİ VE YERLİ YATIRIMCILARIN DESTEKLENMESİ

• Turizm bölgelerinde mülk edinen yabancıların mülklerini kayıt dışı turizm amaçlı pazarlaması engellenmeli
• Yabancıların ülkemizde edindikleri mülklerin üzerindeki veraset hakkının kaldırılması
• Ülkemizdeki yerli ve yabancı seyahat acentelerinin arasındaki dengesizliğin ortadan kaldırılması için yasal düzenlemelerin yapılması
• Yerli yatırımlar özendirilmeli
• Yatırımlarda bürokrasi asgariye indirilmeli


Fethiye'de İngilizler tarafından satın alınan 2000 villada gizli pansiyonculuk yapıldığını herkes bilmekte ; ancak bu durum kabullenilmiş gibi üstü örtülmektedir

Yerel yönetimler, turizmciler, yerel basın ve yöre halkı bu konuda suskun çünkü başta emlak ve arazi komisyoncuları bu satışlardan ciddi para kazanmaktadırlar.

Satılık evi ve arsası olanlar da yabancılara satmak için sıraya girmişlerdir.. Market, restoran, bar ve cafeler, taksiciler, yatçılar da villalarda kalan misafir görünümlü turistlerden para kazanmakta; az ya da çok çıkarlar uğruna kayıt dışı faaliyete herkes seyirci kalmaktadır.

Kısacası Fethiye'de tam bir İngiliz saltanatı hakimdir. Tüm restoran, cafe, bar, otel, pansiyon, marketlerin isimleri gibi çalan müzikleri de İngilizcedir

Fethiye ve Didim bölgesi ağırlıklı olmak üzere Kaş, Kalkan, Demre, Alanya, Bodrum, Marmaris'te; İngiliz, Hollandalı ve Almanlar aldıkları villaları apart olarak kiraya vermektedirler. Tam bir pansiyon faaliyeti söz konusu olup, . İki haftalığına bu villalarda tatile gelen turistler misafir görünümünde ağırlanmaktadır.


Sadece Fethiye'de sezon boyunca 5 odalı, havuzlu, barlı 2000 adet villaya gelen turistlerin sayısını, ülkenin döviz ve vergi kaybını düşünmek bile istemiyorum. Bu villalarda kalanlar turist değil de misafir ise; İngilizler bizden fazla mı misafirperver diye düşünmeden edemiyor insan.

Ayrıca yanı başında gizli pansiyonculuk yapan İngiliz için 'ne yapayım o benim komşum' diyerek bu kayıt dışı ve haksız rekabete seyirci kalan pansiyonculara ne demeli?.

Ülkelerinde kanun ve kurallara büyük bir titizlikle uyan İngilizler neden ülkemizde gizli saklı turizm faaliyetinde bulunuyorlar? Yoksa biz mi öğretiyoruz bu işin yolunu yöntemini?.Bunları da sorgulamak gerekiyor.


Yabancıların Türkiye'de satın aldığı villalar kiralanmak üzere internet sitelerinde pazarlanmaktadır.. Siteyi incelediğiniz zaman villaların resimleri, hangi tarihlerde oda olduğuna dair bilgileri ve fiyatları görebilirsiniz. Bu villaların pansiyon, apart, motel gibi isimleri yok. Her villanın 5 ayrı aparttan oluştuğunu ve en az iki kişilik olduğunu ve sadece bir sitede bine yakın villa pazarlandığını düşünürseniz kayıt dışı boyutunu daha iyi anlayabilirsiniz

Turizmhaberleri.com editörü Sayın Nilgün Atar’ın bu araştırma yazısı üzerine İzmir Milletvekili Sn. Erdal Karademir T.B.M.M. Başkanlığına bir soru önergesi vermiş ve Turizm Bakanlığından aşağıdaki cevap alınmıştır


İZMİR MİLLETVEKİLİ SAYIN ERDAL KARADEMİR'İN 7/19949–28840 ESAS NO'LU YAZILI SORU ÖNERGESİNE İSTİNADEN HAZIRLANAN BAKANLIGIMIZ CEVABI

SORU: 1-
Otelciler, mülk alan yabancının, ülkesinden birine kiraya vererek kendilerine ortak olmaya başladığını belirtmektedirler. Bu anlamda, yabancıların, bir bakıma gizli pansiyonculuk ya da otelcilik olarak adlandırabileceğimiz bu 'kayıt dışı turizm' faaliyeti Bakanlığınızca nasıl takip edilmektedir? Bu tür faaliyetlerin önlenmesi konusunda herhangi bir önlem alınmış mıdır? Alınmış ise, sonuçları konusunda kamuoyunu bilgilendirmeyi düşünüyor musunuz?

SORU: 2-
Yabancıların satın aldıkları evleri kiraya vererek Türkiye'nin turizm pastasından pay aldıkları sektör çevrelerince iddia edilmektedir. Bu iddiaların doğruluk derecesi nedir? Şayet doğru ise, yabancıların Türkiye'nin turizm pastasından aldıkları pay nedir?

SORU: 3-
Yabancıların satın aldıkları evleri kiraya vermesinin ülkemizde büyük çapta döviz kaçışına neden olduğu iddiaları doğru mudur?

SORU: 4-
Yabancıların, Türk acentalarını ve otelcileri devreden çıkararak 'kayıt dışı turizm' faaliyetinde bulunmalarının, otellerin doluluk oranlarına hangi oranda olumsuz bir etkisi olmuştur?

SORU: 5-
Turizm sektörü temsilcilerinin, 'yabancıya mülk satışının turizmle bir ilişkisinin bulunmadığı ve turizme hiçbir katkısının olmadığı gibi turizm sektörünün kalkınmasına da zarar verdiği' görüşüne katılıyor musunuz? Katılıyor iseniz, İspanya Modeli olarak kamuoyuna takdim edilen 'yeni pazarlama stratejisinin durdurulması bağlamında hükümet nezrinde bir girişimde bulunacak mısınız?

CEVAP: 1/2/3/4/5-
Ülkemizde mülk edinen yabancıların kayıtları veya ülkelerine gidiş-gelişleri Bakanlığımca takip edilmemekte olup; Bakanlığımın böyle bir görev ve sorumluluğu bulunmamaktadır. Yabancıların satın aldıkları evleri kendilerinin yahut bir başkasına kullandırdıkları konusunda Bakanlığıma ulaşmış herhangi bir araştırma ve tespit bulunmamaktadır.

Yabancıya mülk satışının turizmle bir ilişkisi bulunmadığı söylenemez. Ülkemizde mülk edinmiş her yabancı ülkemizin tanıtımı yönünde kendi ülkesindeki doğrudan temsilcisi durumundadır ve dolayısıyla PR ilişkisi kuracak elçileri konumuna gelmektedirler. Turizm gelişmesinin temel faktörlerinden biri de ülkenin tanıtımı olduğundan, yabancıların mülk edinmesinin turizmi besleyen ana faaliyetlere katkısı olduğu görülmektedir.

Cevabı çok düşündürücü bulduğumu ifade etmek isterim. İspanya’da denenmiş bu modelin turizm gelirlerinde düşüşe sebep olduğu bilinirken, ülkemizin en gözde beldelerinde uygulanmakta olmasının Türk turizmine zarar verdiğinin ve bunun turizmle ile ilgili olmadığının ayırtına varılacağını ümit ediyorum

Yerli Tur Operatörlerinin desteklenmesi

Dünya turizminde 1990 ‘lardan itibaren bilgi birikiminin yerini alan kapital ve güçlü sermaye sayesinde bir tekelleşme söz konusudur. Arkalarına finans kesimini alan büyük tur operatörleri tüm Batı Avrupa ve Asya Pasifik pazarını eline geçirmiştir. Almanya’da 10 tur operatörü, İngiltere’de ise 4 tur operatörü pazarın % 75 ‘ini elinde tutmaktadır. Bu oluşumlar nedeniyle, küçük ve orta ölçekli tur operatörleri ve seyahat acentalarının bu büyük şirketlerle rekabet şansı azalmış ve Türkiye’yi programlarından ekonomik nedenlerle çıkarmak zorunda kalmışlardır. Bu da Batı Avrupa’daki charter şirketlerinin ve büyük tur operatörlerinin güçlü finansman yapıları ve sahip oldukları charter firmaları sayesinde ülkemizin pazarlanmasında gereğinden fazla söz sahibi olmalarını getirmiştir. Zaten yüksek potansiyele sahip bu şirketler ülkemizdeki birçok konaklama tesisi işletmelerince de körü körüne desteklenmiş ve her zaman ön sıralara konulmuş; bu da daha da güçlenmelerine neden olmuştur. Ve sonuçta, Türkiye’nin pazarlanmasında büyük ölçüde söz sahibi olan birkaç büyük tur operatörünün tutumu ve politikaları nedeniyle, Batı Avrupa ve Türkiye arasındaki politik açıdan yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler genele çok keskin biçimde yansımaktadır.

1990 krizinde bir şans yakalayarak Avrupa’ya açılan ve uçak filoları oluşturan Türk tur operatörleri bugün finansman desteğinden yoksundur. 1994–1995 yıllarında Türk kökenli tur operatörlerine verilen katalog katkı payı 1996 yılında kaldırılmıştır. Son yıllarda, ülkemizin 2.büyük pazarı haline gelen Rusya ve Türkî Cumhuriyeti pazarında seyahat acentalarımız tur operatörlüğü yapmaktadır. Keza, seyahat acentalarımız Batı Avrupa’da kendi tanıtımlarını bizzat yapmaktadırlar. Devletin bu konuda mutlaka destek olması gerekir. Örneğin, katkı payı yerine, katalog ve broşür basımı için ücretsiz kâğıt verilebilir ya da düşük faizli ve uzun vadeli kredi kullanma olanağı getirilebilir.

Son yıllarda Avrupa’da son yıllarda arkalarına finans sektörünü alarak dikey ve yatay birleşmelerle devleşen ve tekelleşen Avrupalı tur operatörleri karşısında tur operatörlerimiz çok zor durumdadır, yaşam savaşı vermektedir. Ülkemizde incoming yapan seyahat acentaları Avrupa’daki dev tur operatörlerinin taşeronu gibi hareket etmekte ve bu işten incoming seyahat acentalarımız sadece komisyon almakla yetinirken en büyük geliri bu dev tur operatörleri elde etmektedirler.

Oysa, küçük ve orta ölçekli turizm işletmeleri ile seyahat acentelerine mal ihracatçılarına sağlanan fuar, ar-ge, eğitim, yurt dışında büro açma ve benzeri konulardaki tebliğler ile sağlanan devlet yardımları sağlanırsa turizmde adeta patlama yaşanacaktır. KOBİ kapsamına alınacak KOBİ niteliğindeki seyahat acentalarının sektörel dış ticaret şirketi gibi sektörel turizm şirketleri kurmalarına olanak sağlanmalı ve böylece pazarlama, tanıtım ve yurt dışına açılma sorunları çözülmeli, rakip ülkelerdeki seyahat acentaları ile rekabet şansları artırılmalıdır.

C. TURİZMDE MEVZUAT BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI


• Bakanlıklar arasındaki mevzuat ve uygulama farklılıkları giderilmeli ve mevzuat birliği sağlanmalı
• Turizm sektöründe faaliyet gösteren kuruluşların birbiriyle, devlet kurumları ile tüketicilerle ilişkileri yeniden düzenlenmeli
• Internet vasıtasıyla turizm ürünü sunulması ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmalı, bu amaçla Internet Suçları Kanununda değişiklik yapılmalı,
• Mevcut Turizm Koordinasyon Kurulları etkin hale getirilmeli
• Kültür ve Turizm Bakanlığının yetkileri artırılmalı ve bürokrat kadrosu nicelik ve nitelik olarak yeterli hale getirilmeli
• Turizm mevzuatı sadeleştirilmeli

Bacasız sanayi olarak tanımlanan turizm sektörünün ülkemizde maalesef devlet kurumları tarafından önemi yeterince anlaşılamamıştır. Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlıkları hemen her yıl birleştirip ayrılmaktadır.

Birçok yasal düzenlemelerde turizm sektörü ile ilgili hükümler vardır. Araştırmalarım sonucunda bulabildiğim turizm sektörünü doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren yasal düzenlemeler aşağıdadır

1) 28.12.2007 Tarih ve 5571 Sayılı Kanunla Değiştirilen 1618 Sayılı Seyahat Acentaları vee Seyahat Acentaları Birliği Kanunu
2) 16.03.1972 Tarih ve 17635 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan 2634 Sayılı Turizm Teşvik Kanunu
3) 07.12.2004 Tarih Ve 5572 Sayılı Belediye Kanunu
4) İhracat, İhracat Sayılan Satış Ve Teslimler İle Döviz Kazandırıcı Hizmet Ve Faaliyetlerde Vergi, Resim Ve Harç İstisnası Hakkında Tebliğ ( 2008/6)
5) 18.11.2005 Tarih Ve 25997 Sayılı “ Küçük Ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanıtımı, Nitelikleri Ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik
6) 22.04.2009 Tarih Ve 5891 Sayılı Küçük Ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme Ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
7) 30.06.2003 tarih ve 25154 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Küçük Ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme Ve Destekleme İdaresi başkanlığı (Kosgeb) Destekleri Yönetmeliği
8) Para-Kredi Ve Koordinasyon Kurulu’ nca Yayımlanan İhracata Yönelik Devlet Yardımlarına İlişkin Tebliğler
9) 04.05.2007 tarih ve 5651 sayılı Internet Ortaminda Yapilan Yayinlarin Düzenlenmesi Ve Bu Yayinlar Yoluyla Işlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkinda Kanun
10) 23.2.1995 Tarihli Ve 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
11) 13.06.2003 Tarih Ve 25137 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanan Paket Tur Sözleşmeleri Uygulama Ve Esasları Hakkında Yönetmeliği
12) 07.06.2005 Tarih Ve 5362 Sayılı Esnaf Ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu
13) 18.05.2004 Tarih Ve 5174 Sayılı Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği İle Odalar Ve Borsalar Kanunu
14) 01.08.2003 Tarih Ve 25186 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan Reklam Kurulu Yönetmeliği
15) 15.06.1999 tarih ve 23020 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Turizm Amaçlı Sportif Faaliyet Yönetmeliği
16) Deniz Turizmi Yönetmeliği
17) 04.08.1983 tarih ve 18125 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yat Turizmi Yönetmeliği
18) 24.04.2009 tarih ve 27209 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kültür Yatırımlarının Ve Girişimlerinin Belgelendirilmesine Ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik
19) 03.03.1990 tarih ve 20450 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Karasularında Sportif Amaçlarla Yapılacak Aletli Dalışlara İlişkin Yönetmelik
20) 15.10.2008 tarih ve 27025 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Turizmi Teşvik Kanununun Cezai Hükümlerinin Uygulanması Hakkında Yönetmelik
21) 19.04.1983 tarih ve 18023 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Turizm Yatırım, İşletme Ve Kuruluşlarının Denetimi Hakkında Yönetmelik
22) 21.06.2005 tarih ve 25852 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine Ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik
23) 25.11.2005 tarih ve 26004 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Profesyonel Turist Rehberliği Yönetmeliği
24) 23.03.1983 tarih ve 17996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Turizm İşletmelerinin Bakanlıkla, Birbirleriyle Ve Müşterileriyle İlişkileri Hakkında Yönetmelik
25) 03.11.2003 tarih ve 25278 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kültür Ve Turizm Koruma Ve Gelişim Bölgelerinde Ve Turizm Merkezlerinde İmar Planlarının Hazırlanması Ve Onaylanmasına İlişkin Yönetmelik
26) 21.07.2006 tarih ve 26235 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik
27) 16.06.1932 tarih ve 2126 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2007 sayılı Türkiye’de Türk vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkında Kanun
28) 01.03.1983 tarih ve 17974 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Belgeli Turizm İşletmelerinde Yabancı Personel Ve Sanatkârların Çalıştırılması Hakkında Yönetmelik
29) 24.04.1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanununun
30) 21.1.11982 tarih ve 2589 sayılı “2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun”
31) 01.05.2001 tarih ve 24389 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seyahat Acentalarının Hac Ve Umre Seferi Düzenlemelerine Dair Esasları Belirleyen Yönetmelik
32) 03.07.2003 tarih ve 4916 sayılı Çeşitli Kanunlarda Ve Maliye Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
33) 04.04.1990 tarih ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu
34) Antalya'da Turizm İşbirliği Genelgesi
35) 12.06.2003 tarih ve 2003/ 5 sayılı Antalya Valiliği’nin Turizmi Olumsuz Etkileyen Faktörlerle Mücadeleye Kararlılık Ve Süreklilik Kazandırmak Amacıyla Alınan Tertip Ve Tedbirlere Dair Karar
36) 13.03.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu Kanun
37) 05.01.2005 tarih ve 25691 sayılı Harçlar Kanunu Genel Tebliği (46 Seri No )
38) İstanbul Valiliğinin Hanutculuk İle Mücadele Yönergesi (Yönerge No:1 Karar No: 1)
39) 25.02.2004 tarih ve 25384 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği
40) 10.07.2003 tarih ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu
41) 05.05.2009 tarih ve 27219 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5891 sayılı Küçük Ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme Ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
42) 13.06.2003 tarih ve 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Paket Tur Sözleşmeleri Uygulama Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik
43) 13.06.2003 tarih ve 25137 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik
44) 28.12.2006 tarih ve 26390 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gezi Tekneleri Yönetmeliği
45) 13.12.1996 tarih ve 22846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Balıkçı Barınakları Yönetmeliği
46) 31.07.2002 tarih ve 24832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gemi Adamları Yönetmeliği
47) 14.04.1341 tarih ve 618 sayılı Limanlar Kanunu
48) 31.08.1956 sayılı ve 6831 sayılı Orman Kanunu
49) 4.6.1989 Tarihli ve 3572 Sayılı İşyeri Açma Ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun
50) 05.10.2007 Tarih ve 26664 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanan Seyahat Acentaları Yönetmeliği
51) Vergi Resim Harçlarla ilgili Kanunlar ve Tebliğler
52) Diğer kanun, yönetmelik, tebliğ, sirküler, genelgeler

Görüleceği üzere, turizmi ilgilendiren çok sayıda yasal düzenleme bulunmakta olup, çeşitli yasal düzenlemelerde yer alan hükümlerin mümkün olduğunca aynı yasal düzenlemede toplanması ve mevzuatın takip edilebilir, bilinebilir ve uygulanabilir şekle getirilmesi gerekir.

D. TURİZMDE EĞİTİME STANDART GETİRİLMESİ VE EĞİTİM KALİTESİNİN ARTTIRILMASI

• Turizm istihdamında sertifika zorunluluğu getirilmeli
• Turizm eğitim kurumlarının eğitim kalitesi yükseltilmeli
• Turizm sektöründe yatırım yapmayı yatak sayısını artırmakla eş tutan anlayış terk edilmeli
• Turizm bilinci toplumun tüm katmanlarına aşılanmalı
• Turizmde toplam kalite yönetimi hâkim kılınmalı
• Nadir dillerde Profesyonel Turist Rehberi açığı giderilmeli

Turizm bir hizmet endüstrisidir. Bütün endüstriler için geçerli olan kurallar turizm için de geçerlidir. Her endüstri, çeşitli hammaddeleri mamul hale getirir ve satar. Turizm de doğa ile kültürel ve tarihsel kaynakların verdiği imkânları insan gücü ile bütünleştirerek pazarlamaktır. Bir hizmet sektörü olan turizmde eğitilmiş personelin önemi büyüktür.

Turizm beldelerimizin birçoğunda önüne geçilemeyen hanutçuluk ve çığırtkanlık ile eğitimsiz şoförlerin gelen turistlere uyguladıkları tutarsız fiyatlar ve çirkin davranış şekilleri, konaklama tesislerindeki ve yiyecek-içecek sektöründeki niteliksiz personel yabancıların ülkemiz hakkındaki düşüncelerini çok olumsuz etkilemekte; bu da büyük çabalar ve paralar harcayarak ülkemize getirdiğimiz turistlerin kaçmalarına neden olmakta ve ülkemiz ekonomisi bundan zarar görmektedir.

Sektörde hizmet verecek personelin eğitimi amacıyla, bugün ülkemizde programlarında turizm eğitimi olan yaklaşık 300 kurum mevcuttur. Ancak, genellikle turizm sektörünün gelişme trendi ile ilgili gerekçelerle açılmamış olan her düzeydeki pek çok turizm eğitim kurumu, sektörün gelişme göstermediği yörelerde bulunmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, Turizm Bakanlığı ve özel sektöre bağlı olarak faaliyet gösteren bu kurumlar arasında bir koordinasyon yoktur. Turizmde olmazsa olmaz olan yabancı dil faktörü, maalesef bu eğitim kurumlarımızda yeterli ilgiyi görmemektedir. Örneğin yüksek öğrenim kurumunda bulunan turizm rehberliği programından sadece birkaçında yabancı lisan hazırlık sınıfı bulunmaktadır. Kokartlı rehber açığı, özellikle yeni pazarların devreye girmesi ile nadir dillerde rehber sıkıntısı had safhadır. Ayrıca, bazı sertifika programları ile yüksek öğrenim kurumlarının hemen tümünde turizm sektörünü tanımayan öğretim elemanları ders vermektedir. Turizm eğitim programlarında kullanılan kitap, kaset ve film gibi materyalin hazırlanmasında ve güncelleştirilmesinde turizm sektörünün katkısı bulunmamaktadır.

Turizm sektöründe çalışanlardan çoğu mektepli değil alaylı tabir edilen kişilerdir. Oysa ülkenin tanıtımı ile başlayan hizmetlerin ehil ellerde olması gerekir. Başarının temel unsuru eğitim ve öğretimdir. Turizmi geliştirmek sadece devletin görevi değildir. Daha çok turist çekebilmek için yeni tesisler kurarken daha önemlisi kendimizi eğitmeliyiz. Bunun için, tüm ülke insanlarının bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir. Aslında turizm eğitiminin özünde, sektöre yetişmiş eleman temin etmek, eğitim yoluyla teorik ve pratik arasındaki bağlantıyı kurmak, doğa ve insan sevgisini geliştirmek suretiyle kişiler arasında dostluk ve kardeşliği pekiştirmek, turizmin ekonomideki yerini ve önemini öğretmek yatmaktadır.

Turizm eğitimi insan ve vatan sevgisi ile ülkeyi tanımakla başlar; insanları, doğayı ve yurdunu seven ve ülkesini coğrafi ve tarihi açıdan tanıyan bir insan onu tanıtmasını ve ona hizmet etmesini de bilir. Turizm sektöründe ana kural tebessümdür. Derdi ne olursa olsun bu sektörde hizmet veren kişilerin yüzündeki tebessüm asla eksik olmamalıdır.

21.yüzyıla girerken iletişim teknolojisinin geldiği nokta, ülkeleri yeni tercihlerle karşı karşıya bırakmaktadır. Sanayi toplumunun makineyi egemen kılan ve insanı bir kenara bırakan gelişme anlayışı, insana odaklanan yönetim biçimlerine dönüşmüş; bilgili insan en önemli değer haline gelmiştir. Bilgili, zamanını doğru kullanan ve vizyonu olan insanlarla toplumların gelişmesinin mümkün olabileceği anlaşılmıştır. Bu anlayış, mevcut değerlerin, yapıların ve kurumların gözden geçirilmesi ve yeniden biçimlendirilmesi zorunluluğunu getirmiştir. Bunun için yepyeni bir anlayışa ihtiyaç duyulmaktadır. Turizm sektöründe yatırım yapmayı yatak sayısını arttırmakla eş tutan, hizmeti değil, binaların fiziksel yapılanmasını ölçü alan anlayışı terk etmek gerekmektedir. Çağdaş bir işletmecilik anlayışıyla, ülkemiz bu alanda sağladığı döviz gelirini ve yaratılan katma değeri iki katına çıkaracak kapasitedir. Sektör, kendi elemanına, yöneticisine sahip çıkarak, çağdaş seviyeye gelmek, kısaca eğitim ve yönetim sorununu çözmek zorundadır.

Ülkemizde maalesef turizm sektörü eğitimsizlik nedeniyle kurumsallaşma sürecini tamamlayamamıştır. Hala kurumlar sisteme değil elemana güvenle idare edilmektedirler.

Türkiye’de, özellikle sanayi sektöründe, uzun zamandır uygulanmaya çalışılan ve gün geçtikçe de gündemde kalmayı başaran ve kurumların dolayısıyla toplumların eğitim ve yönetim sorunlarını çözmeyi hedefleyen Toplam Kalite Yönetimi, turizm sektörünün de gündemine girmeye başlamıştır. Yaşamın her alanında kaliteden söz edilen dünyada birey olgusu, yerini toplum olgusuna bırakmıştır. Bireylerde aranan kriterler tüm toplum katmanlarında ve genel yapısı itibariyle yaşamda aranmaktadır. Toplam kalite yönetimi mükemmelliğe erişebilmenin adıdır. İş mükemmelliği, turizm için ürünün mükemmelliğidir. Ürünümüz sadece ulaşım, rehber, otel, acenta ve servislerin mükemmelliği demek değildir. Çevre duyarlılığı ürünün mükemmelliğinin en önemli faktörüdür. Ürünü meydana getiren tüm kamu kurumları, taşımacılar, oteller, acentalar ve sivil toplum örgütleri bu anlayışa birlikte ulaşmalıdırlar. Yaşamımızın her alanında kaliteden söz etmek ve kalite anlayışını toplumsallaştırmak zorundayız. Bunu hayata geçirmek ise, işletmeci, yönetici, rehber, garson, taşımacı, pazarlamacı, satıcı gibi bu sektörde doğrudan hizmet veren kişiler başta olmak üzere, insanımızı eğitmek ve bilinçlendirmekle mümkün olabilecektir. Bunu başarmak için; sektörde hizmet veren kişileri eğitim kurumlarının yanısıra hizmet içi eğitime tabi tutmak; turizmle ilgili diploması yada sertifikası olmayan kişilere( işletmeci-personel) bu sektörde yer vermemek; eğitim kurumlarının kalitesini arttırmak; toplam kalite yönetimini hakim kılmak; toplumun tüm katmanlarını turizme hizmete dahil etmek; çevre ve trafik bilincini yerleştirmek; kurumsallaşmak; insan ve yurt sevgisini aşılamak; ülke coğrafyası ve tarihi bilgisini arttırmak; tüketicileri bilinçlendirmek; birlikte rekabet ile daha kazançlı çıkılacağını öğretmek ve kısaca bireyin memnuniyetini ve bilinçlendirilmesini hedef alan eğitimi vermek ve sistemleri kurmak gerekmektedir.


E. BÖLGESEL TANITIM VE MARKALAŞMAYA GİDİLMESİ

• Dünya turizm gelirinden en fazla pay alan ülkelerin başarısında bölgesel tanıtımın önemi büyüktür.
• Ülke tanıtımından vazgeçilmeli, bölgesel tanıtıma ağırlık verilmeli,

• İhracatta olduğu gibi bölgeler bazında tanıtım için devlet yardımları ve teşvikler hayata geçirilmeli ve tanıtımda bölgesel tanıtım stratejisi izlenerek markalaşmaya gidilmeli

• Bölgesel tanıtımlarda bölgeleri markalaştırılacak bir ve birden fazla yöresel değerler öne çıkarılmalı ve tanıtımda yöresel semboller kullanılmalı

Dünya turizm gelirinden en fazla pay alan ülkelerin başarısında bölgesel tanıtımın önemi büyüktür. Bu konuda bize en yakın örnekler İspanya, İtalya ve Fransa’dır. Bu ülkeler daha fazla, daha çeşitli ve daha nitelikli bir turizm potansiyeli elde edebilmek amacıyla değişik turistik bölgelerini ve ürünlerini ön plana çıkarmışlar ve çok başarılı olmuşlardır.

İspanya; Kanarya Adaları, Costa Brava, Costa del Sol, Mayorka, Ibiza, Marbella, Malaga, Katalunya, Madrid, Galicia, Valencia gibi şehir ve bölgelerini tek başına birer turistik marka durumuna getirmiştir. Bütün önemli uluslararası turizm fuarlarında bu şehirler ve bölgeler başta olmak üzere turistik iddiası olan tüm bölgeler yer alırlar. Burada altını çizmemiz gereken farklılık şudur: turistik ürün olmayı düşünen bölgeler yalnızca bir özellikleriyle yer alamazlar. Birçok olumlu yönlerini tanıtmak durumundadırlar. Örneğin, Toledo şehri tanıtılırken şehrin tarihi, doğal özellikleri, şenlikleri, yöresel mutfağı, sanatsal ve kültürel etkinlikleri, önemli gıda ürünleri (şarap, peynir gibi), eski eserleri ve müzeleri, yaşam biçimi (gece hayatı, kafeleri, sokakları vb) ayrı ayrı öne çıkarılır ve ele alınır. Bölgesel tanıtımdaki en önemli nokta bölgenin değişik değerlerinin tanıtılabilmesidir. Aynı durumun Kapadokya için yapıldığını düşünün, ne kadar çok ve önemli değer karşımıza çıkacaktır.

Bir Alman’a yıllık tatilinde nereye gittiğini sorduğunuzda size yanıt olarak Kanarya Adaları’na gittim diyecektir. İspanya adı onun için 1. derecede önemli değildir. Zengin bir Alman ise daha nitelikli tesislerin ve turistik altyapının olduğu düşünülen Marbella’ya gitmeyi düşünecektir. İspanya’da herhangi bir şehre değil. Çünkü Marbella’nın tanıtımı bu amaç için yapılmaktadır. Rioja bölgesinde şarap turları yapmayı düşünen turist için önemli olan bu bölgenin hangi ülkede yer aldığından çok sahip olduğu değerlerdir. Toscana Bölgesi’ne veya Sardunya Adası’na gitmeyi düşünen turist, bu bölgeleri İtalya’da oldukları için seçmemektedir. Cote d’Azur, Paris, Normandiya, Courchevel, Korsika kendi isimleri ve bilinen özellikleriyle turist çekmektedirler. Fransa’da bulundukları için değil. Bu bölgeler Fransa’nın altyapı olanaklarından elbette yararlanırlar ama Fransa’nın kuzeyinde yağışlar nedeniyle doğal felaket olunca Korsika’ya gitmeyi düşünen turist gezisini iptal etmez. Kendimize soralım. Bizde niye durum tam tersi... Afyon’da deprem olduğunda niye İstanbul’a gidecek turist gezisini erteliyor?

Bölgelerin markalaşması için Turizm Bakanlığı, yerel yönetimler ve turizmciler arasında sıkı işbirliği yapılmalıdır.

Yurtdışı turizm fuarlarına katılan, tanıtım yapan seyahat acentelerine ciddi destek sağlanmalıdır.

Örneğin Muğla Bölgesi böylesine ünlü bir değere sahiptir. Likya Muğla için bir hazinedir. Likya tarihinin çok iyi anlatılması sayesinde Avrupa'nın kendi köklerinin buradan geldiği onlara iyi anlatıldığında o yöreleri tanımak ve tarihi ile ve de güneş ve denizi ile onlara çok çekici gelecektir. Bunun çalışmasını yapan Muğla bölgesi turizmde bir aşama yapabilir.

Ülkemizin dünyaca tanınmış ünlüleri tanıtımda kullanılarak Likya ismi ile Muğla tanıtımı yapılabilir. Bunun üzerinde bir değerlendirme yapıldığı takdirde Muğla turizmi bugünkünün çok daha üzerinde bir aşama kaydedebilir. Yoksa bir turizm bölgesinin diğer bir turizm bölgesi ile olacak olan rekabeti bölgelerin turizmini gerilemeye götürür. Burada yapılacak olan her bölgenin kendi imkânları ile kendi ürününü ortaya çıkarmasıdır. Bu yapıldığı takdirde turizmin geleceği çok daha parlak ve güçlü olabilecektir.

Örneğin, binlerce yıl hüküm sürmüş bir Anadolu Uygarlığı olan Karya Uygarlığını dünyaya ne yazık ki hiç tanımadık. Tarihin babası Yunanlı Tarihçi olarak bilinen Heredot ‘un aslında bir Anadolulu olduğunu kaç kişi bilmektedir? Oysa Karya uygarlığının beşiği olan Bodrum’un birkaç mil ötesindeki Hipokrat’ın doğduğu Kos ( İstanköy ) adasında Dünya Tıp Kongreleri yapılmaktadır. Neden Bodrum’da Dünya Tarihçiler Kongresi yapılamamaktadır?

Bölgesel tanıtımda en önemli konulardan birisi de bölgenin özelliklerini ilk bakışta yansıtacak, akılda kalıcı bir logosunun olmasıdır. Ne yazık ki Türkiye’nin hemen hemen hiçbir turistik bölgesinin dünyaca tanınmış logosu yoktur. Bu eksikli hızla giderilmelidir.

Bugüne kadar ülkemizde bölgesel tanıtım yerine ülkesel tanıtım stratejisi izlenmiştir. Bu nedenle, Avrupalı bir turist ülkemizin doğu ve güneydoğusunda yaşanan terörist faaliyetler ya da deprem nedeniyle Antalya ya da Muğla bölgesine tatile gelmekten vazgeçebilmektedir. Bölgesel Tanıtım stratejisi izlendiğinde bu durumla karşılamak mümkün olamayacaktır. Çünkü O Türkiye’ye değil, Alanya’ya ya da Bodrum’a gidecektir.

Yaşadığımız krizlerin ilacı olan turizm sektörünün dünya turizminde hak ettiği yeri alabilmesi ve turizm gelirlerimizin artması için, devletin tanıtım konseptini bölgesel tanıtım olarak değiştirmesi şart gözükmektedir.


F. ALTERNATİF TURİZM ÜRÜNLERİMİZİN YARATILMASI

• Ülkemiz turizmini sadece güneş-kum-deniz şeytan üçgenine mahkûm eden anlayış terk edilmeli
• Ülkemizin mevcut alternatif turizm potansiyeli maksimum düzeyde değerlendirilmeli
• Turizm sektöründe engelli turistleri de kapsayacak uluslararası standartlar getirilmeli
• Sağlık turizmi eski Roma’ya kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Sağlık turizmi tedavi olmayı amaçlayan insanların yanı sıra güzelleşme, gençleşme v.b nedenlerle seyahat eden insanları da kapsayan çok geniş bir kavramdır.
• Önemli bir jeotermal kuşak üzerinde yer alan Türkiye, kaynak zenginliği ve potansiyeli açısından dünyada ilk yedi ülke arasına girmektedir.
• Mevcut termal kaynaklarımız üzerinde kurulu tesislerin iyileştirilmesi ve henüz değerlendirilmemiş olan kaynaklarımızın turizme kazandırılması ile sağlık turizmden hayal bile edemeyeceğimiz kadar gelir edebiliriz

G. TURİZMİN ÇEVRE İLE BARIŞMASI

Çevre duyarlılığı kimileri için bir fantezi veya bir moda olabilir. Ama, turizm sektörü için her geçen gün daha çok önem kazanan ve seyahat acenteciliği mesleğinin geleceğini bire bir ilgilendiren doğa elimizdeki yegane sermayedir. Çünkü ekmek kapımız olan mesleğimizi icra ederken her geçen gün karşımıza çıkan sorunların içinde çevre konusu giderek önem kazanmaktadır. Dolayısıyla, turizmde geleceğe ilişkin yapılan her planlamada çevrenin korunmasına birinci derecede önem verilmesi zorunluluktur. Bu anlamda, ülkenin geleceğini planlayanlar artık hiçbir şeyin çevre konusundan bağımsız olmadığını bilmek zorundadır. Ülkenin enerji ihtiyacını belirleyip bunun hangi kaynaktan ve hangi araçlarla temin edileceği planlanırken, seçilen kaynaklar diğer seçenekler ile birlikte değerlendirilmelidir. Her kaynağın birden çok alternatifi vardır. Seçeneği olmayan tek kaynak doğadır. Doğayı bozarak ülkemizin geleceğini ipotek altına alabilecek tercihlerden kesinlikle kaçınılmalıdır. Hiçbir teknoloji, Gökova Körfezi ve Fırtına Deresinin yerini tutabilecek bir doğal oluşumu gerçekleştiremez.

Türkiye’nin Akdeniz’de turizmin önemli bir destinasyonu olmasını sağlayan önemli unsurlardan biri her şeye rağmen diğer Akdeniz ülkelerine göre hala temiz kalabilmiş kıyıların varlığı ile nispeten korunmuş doğal kaynaklarımızdır. Dolayısıyla, Türkiye’nin dünya turizm pazarındaki yerini değerlendirirken sahip olunan yatak kapasitesi, pazarlama gücü ve hava ulaşım olanakları v.b. gibi fiziki olanakların yanısıra çevre faktörünün de avantajını unutmamak gerekir. Bu anlamda, ülkemiz turizmi için çevre olmazsa olmaz bir konudur.

Çünkü çevresi kirletilmiş doğası bozulmuş bir ülke uluslararası turizm pazarında yer alamaz.

Çevre ve turizm birbiriyle yaşamsal bir ilişki içindedir. Artık turizm yalnızca tatili seyahat görüp öğrenme, kültür alışverişi değildir. Turizm, insanın doğayla bütünleştiği, uygarlık değerleriyle buluştuğu, kendini yeniden tanıdığı ve ürettiği, modern toplumun neden olduğu yabancılaşmanın boyunduruğundan görece kurtulabildiği bir eylem haline dönüşmüştür.

Sürdürülebilir kalkınma kavramı özellikle 1970 li yıllardan itibaren “ gelişmenin “ yarattığı çevresel sorunların artık somut tehlikeler olarak yaşanmaya başlaması ve bu bağlamda gelişen çevre hareketlerinin baskısıyla da, uluslararası platformlarda oluşturulan bilimsel ve ekonomik kuruluşlar tarafından dile getirilmeye başlanmıştır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışı ve politikası bir yandan toplumun bugünkü haline, diğer yandan geleceğin ekolojisine yanıt ürütmeye dönüktür. Bu çerçevede, gelişmiş merkez ülkelerdeki kirli sanayi sektörleri, geri teknolojik yatırımlar çevre ülkelere kaydırılmıştır. Bizim gibi ülkelerde tüm çevresel değerler ciddi bir kirlenme ve yağmayla karşı karşıya bırakılmıştır. Kalkınma ve gelişme için gerekli sermaye birikiminden yoksun bizim gibi ülkeler, bu yeni sürece hiçbir planlama yapılmadan, gelişme ve kalkınma kriterleri geliştirilmeden ve geleceğin korunması yaklaşımından uzak koşulsuz olarak kapılarını açmıştır. Ülkemizin en değerli bölgeleri maalesef insani ve çevresel değerlerin dikkate alınmadığı ekonomik faaliyetlerin sürdürüldüğü bölgelerdir


Ülkemizde başlangıçta turizm yatırımlarına verilen destek zamanla çizgisinden sapmış, bu tarz işletmeler yerel idarelerin gelir kaynağı olarak görülerek, gereğinden fazla tesis yapılmasına göz yumulmuştur. Meskenlerle dip dibe hızla oluşan otel mahalleleri betonlaşmayı ve çarpık yapılaşmayı getirmiş; yeşilin yok olmasına ve sahillerin işgal edilmesine yol açmıştır. Doğayla uyumsuz ve hiçbir estetik güzelliği olmayan binalarla dolu küçük şehirler yaratılması ile altyapı yetersizlikleri su yüzüne çıkmış; mevcut altyapı kanalizasyon, su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmiştir. Pazarlama olanaksızlıkları ve denetim eksikliği nedeniyle, işletmeci tesisini iyileştirme yatırımlarını yapmaktan imtina etmiş; bu da birçok konaklama tesisinin bakımsızlaşması ve daha düşük standarda inmesi sonucunu getirmiştir.

Yol, su, enerji gibi ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan sorunlar ile kanalizasyon ve katı atık problemi konaklama tesislerinin değerinin azalmasına ve ederinden daha ucuza pazarlanmasına sebep olmuştur. Tur operatörlerinin izlediği politikanın da etkisiyle, Türkiye ucuz bir piyasa haline gelmiş; doğal olarak, Türkiye’ye gelen turist profili değişmiş ve harcama olanakları kısıtlı bir turist potansiyeli oluşmuştur. Son on yılda turist başına harcama tutarı % 15 azalmıştır.

Gelinen bu noktada, kapasite fazlası yapılaşmanın durdurulması, özellikle ikinci ev ya da bilinen tabiriyle yazlık konut yapımının inşaat şirketlerinin inisiyatiflerine bırakılmaması ; sit alanlarının muhafaza edilmesi ve yeşilin katledilmesinin durdurulması ; bozulan ekolojik dengenin yeniden tesisi için yeşillendirme çalışmalarına süratle başlanması gerekmektedir. Aksi takdirde, TEMA ‘nın NASA Raporlarına dayanarak söylediği gibi ülkemiz 15 yıl içinde çöl haline gelecek ve turizmi kurtarma çabaları bu nedenle hüsranla sonuçlanacaktır.

Yerel yönetimler oy kaygısını ve ahbap-çavuş ilişkisini bir kenara bırakarak, yeni bölgeleri imara açmak yerine, yapılanması tamamlanmış bölgelere eksiksiz altyapı götürmelidir.

Turizm beldelerindeki, özellikle Akdeniz sahillerindeki denetimlerin sıkça yapılması ve kumsalların rant sağlama aracı haline getirilmemesi gerekir. Ayrıca, deniz kirliliğinin önüne geçilmesi için arıtma tesislerinin devreye sokulması ve kirliliğe neden olan gezi teknelerinin seyahat acentaları bünyesinde faaliyette bulunmalarının sağlanması gerekmektedir.

Türkiye ekonomisinin durumu ve yerel idarelerin yetersiz kaynakları dikkate alındığında, hızlı yapılaşmanın getireceği ilave alt yapı yatırımları ihtiyacının kısa sürede karşılanması mümkün görülmemektedir. Bu nedenle, ihtiyaçtan fazla olan işyeri ve özellikle apart otel inşaatlarının, altyapı ve pazarlama çalışmaları tamamlanıncaya kadar durdurulması; işletme ruhsatlarında sınırlama ve mevcutlarda ise konum ve dış cephe konusunda kriterler getirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, Antalya-Mersin sahil şeridi için özel bir İmar Kanunu çıkartılmalı ve nazım planları da bu çerçevede yeniden gözden geçirilmelidir.

1. Çarpık ve kirli sanayileşmenin yaşanan sonuçları açısından baktığımızda, önemli çevresel değerlerin tahribatı, tarım ve orman arazilerinin ortadan kalkması, bir su cenneti olan ülkemizin hemen tüm su kaynaklarının kirlenmesi, çarpık sanayileşmenin yarattığı iç göçler sonucu çarpık kentleşmenin ve yapılaşmanın denetlemez ve onarılamaz sonuçlara neden olması, önemli hava kirliliği sorunuyla karşı karşıya kalınması ilk aklımıza gelen örneklerdir.
2. Betonlaşma
3. Orman Yangınları,
4. Yanlış arazi kullanımı,
5. Madencilik, – Çanakkale’de ilçeler ve köyler dahil yaklaşık 500 bin kişi yaşamaktadır ve Kazdağı hemen tüm nüfus için içme ve kullanma amaçlı tarımsal su kaynağıdır. Kazdağı efsanesi, arkeolojik geçmişi, kültürel zenginliği, termal ve diğer su kaynakları doğal yapısı ve bitki örtüsü- endemik otsu ve odunsu bitkileri- 600 kadar- 9 farklı meşe türü- karaçam kızılçam – ile dünyada ve Türkiye’de giderek gelişen ve kitleleşen doğa ve çevre, özel ilgi turları açısından ülkemizi ciddi bir çekim merkezi yapacak zenginlik sunmaktadır. Av ve macera turizmi açısından da önemli bir potansiyeldir. Tüm bu seçenekler ve zenginlikler turizm hareketi içinde en çok gelir sağlayan ve nitelikli- sürekliliği olan bir turist akınının ülkemize yönelmesini sağlayacak ve uluslararası rekabette ülkemize önemli avantajlar sağlayacaktır. Ancak, Kazdağı ve eteklerinde onlarca şirkete yüzlerce maden arama ve işletme ruhsatı verildiği dile getiriliyor. Balıkesir sınırları içinde kalan Kazdağı’nın yüzde otuzluk bölümü ise milli park ilan edilmiş durumda. Buna rağmen milli parkın 1/3’lük bölümünde madenciler maden işletme ruhsatı almışlardır.
6. İkinci konutlar- Yazlıklar ( ilkel bir tatil anlayışının ürünü olarak tatilden çok yatırım olarak sunulmuş bu rant yağmasıdır ve özellikle son yıllarda ‘ alternatif tatil ‘ olarak sunulan Tesettür Turizmi kıyılarımızın yağlanması ve doğanın tahribi ve denizlerimizin kirlenmesine yol açmaktadır)
7. Turizm yatırım politikaları ( çevresel değerlerin dikkate alınmaması, turizm değerlerinin dökümünün çıkarılmaması alt yapı planlarının olmaması, ekonomik fizibilitenin yapılmaması, ne yazık ki; turizm ile çevre arasında olumsuz bir ilişkin yaşanmasına neden olmuştur.)
8. Tek boyutlu bir turizm ürünü sunma politikası, ülkemizi özellikle son yıllarda şirket evlilikleri ile devleşen tur operatörlerinin dayatmaları karşısında çaresiz bırakmış ve tur operatörlerinin satış politikalarına bağımlı hale getirmiştir. Türkiye, turizm potansiyelinin kum-güneş-deniz sunumu içinde tutarak, sıradanlaşan ve dolayısıyla dünya pazarında en kolay vazgeçilecek bir Pazar haline getirmiştir.
9. Turizm yatırımları denizlerin kirlenmesi, betonlaşma ve ekolojik birikimlerimin yitirilmesi sonucunu getirmiştir. Turizm gelirinden çok toprak rantı üzerine şekillenen yatırım anlayışı ülkemizi kontrolsüz bir şekilde geriye dönüşü olmayan bir tahribatla karşı karşıya bırakmıştır. Turizmde bölgenin fauna ve florasını bozacak yatırımlar yapılmasına izin verilmektedir. Örneğin bir zamanlar Caretta Caretta ‘ların uğrak yeri olan Alanya’nın ünlü bir plajına dev konaklama tesisleri yapılmıştır. Tesis sahipleri tesis içine binlerce kök bitki ekmenin çevreye duyarlılığı anlamına geldiğini zannetmektedirler. Kum üstüne tesis yaparak kumsalın hayvan ve bitki varlığını bozduklarının, denizi doldurmak suretiyle elde ettikleri arazi kazanımları ile denize zarar verdiklerinin farkında bile değildirler. Ama , doğa her zaman kendine karşı yapılan yanlışların öcünü almaktadır ve almaya da devam edecektir.
10. Bu süreç sonucunda önemli ve alternatif birçok turizm ürününün geriye gelmeyecek şekilde yok olması tehlikesi vardır. Alternatif ve zengin turizm seçeneklerini bir ürün haline getirecek anlayış, politika ve iradenin olmayışı, diğer olumsuz faktörlerle ilişkilendirildiğinde ülkemiz turizm sektöründe sıklıkla ortaya çıkan kriz aslında süreklilik özelliği gösteren bir olgu haline gelmiştir. Sonuç olarak yaşanan kriz, dönemsel ve geçici değil, yapısal sorun haline gelmiştir.
11. Doğada yapılan sporlarla ilgilenenler bu faaliyetlerini bazı turistik ürünler kullanarak yapmaktadırlar Onların yaptıkları doğa sporları daha sonraları turist kitlelerinin ve seyahat acentalarının dikkatini çekmiş ve bir turistik ürün haline gelmiştir. Örneğin, yamaç paraşütü, dağcılık, doğa yürüyüşleri gibi etkinliklere katılanlar bakir alanları tercih etmektedirler.
12. Turizm üst yapı yatımları ve çevresel sorunlar alt yapı yatırımlarından ayrılamaz. Ekolojik dengeyi gözeten turizm anlayışına endeksli, hedefleri net bir turizm politikasına paralel ulaşım ağları kurulmalıdır. Bu her yere yol yapılması anlamına gelmez. Aksine bu her türlü ulaşım biçimi ve ağını maksimum verimlilikte ve çevre dengesini bozmadan kullanmayı hedefleyerek ulaşım sisteminin buna göre planlanması demektir. Çevre dengesini gözeten bir ulaşım ağı sistemi kurmak bir zorunluluktur Örneğin, dağ turizmi yaparken, zirvenin altına kadar yol açılması gerekmemektedir. Çünkü, bu bölgenin bütün doğal dengesini bozacağı gibi zamanla bütün çevreyi etkileyecek olumsuz sonuçlar doğurabilecektir.
13. ÇED raporu olmadan hiçbir arazi kullanımının yapılmaması, geleceğe dönük, doğayı, ekolojik dengeyi gözeten standartlar ve çalışmalar değerlendirilmeli ve bunlar politikamızın bir parçası olmalıdır.
14. Doğal kaynaklar turizme açılırken çevreye verebileceği diğer zararlar göz önüne alınmalıdır. Sağlık turizmine açılan doğal kaynak bölgelerinde, ılıca, kaplıca çevrelerinde özel mülkiyete ( kooperatifler, toplu konutlar dahil) izin verilmemeli ve bu konuda sert yaptırımlar uygulanmalıdır.
15. Bugün ülkemizin birçok turizm beldesinde katı ve sıvı atık sorunu çözülememiştir. Ülkemizin en gözde tatil beldelerinin bulunduğu Akdeniz bölgesinde deniz ve akarsular hızla kirlenmektedir. Katı ve sıvı atık tesislerinin mevcut olmayışı ve mevcutların kapasitelerinin yetersizliği nedeniyle yeraltı sularımız ile akarsularımız ve denizlerimiz hızla kirlenmektedir. Yerel idarelerce konaklama tesisleri salt gelir aracı olarak görülmemeli, çevre ile bir bütünlük içinde yapılmalarına izin verilmeli, sıvı atık tesisi olmayan tesislerin yapımına ve işletilmesine asla izin verilmemelidir.
16. Ülkemize yılda milyarlarca dolar döviz girdisi sağlayan turizmin çeşitlendirilmesi, tüm yıla ve ülke sathına yaygınlaştırılması, değişik yörelerin turizm potansiyelinin geliştirilerek harekete geçirilmesi için özel ilgi turizmine uygun bölgelerin korunması ve bu bölgelerde turizm yapılmasını engelleyecek maden, enerji, ulaşım v.b. gibi yatırımlara izin verilmemesi gerekmektedir.
17. Ülkemizde çevre ve turizm politikaları birlikte ele alınmalı, yatırımlar ve planlamalar birbirlerini dışlamamalıdır. Ülkemizin geleceği için turizm çok önemlidir. Ve ancak bu tek sermayemiz olan korunan bir çevrede gerçekleşebilir.

SONUÇ OLARAK, DOĞAL, SOSYAL VE KÜLTÜREL ÇEVRE İLE UYUM İÇİNDE OLAN VE BUNLARA ZARAR VERMEYEN, KAYNAKLARI KÖTÜYE KULLANMAYAN TURİZM TÜRÜ YANİ SÜRDÜRÜLEBİLİR ( KORUMACI) TURİZM HEDEF OLMALIDIR.

H. KOOPERATİFLEŞMENİN TEŞVİK EDİLMESİ

Başta seyahat acenteleri olmak üzere, turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm küçük ve orta ölçekli işletmelerin güçlerini birleştirmek suretiyle uluslararası pazarlara girmeleri ve rakip ülkelerle yarışır hale gelmeleri için kooperatifleşmeye gitmeleri konusunda devlet yönlendirici ve özendirici rol oynamalıdır

I. TURİZM ŞURASININ TOPLANMASI

Mevcut ve potansiyel turizm bölgelerinin sorunları ve kültür varlıkları uzmanlar ve sektör temsilcilerinden oluşan kişilerce yerinde tesbit edilmeli ve elde edilen bilgilerin halkın anlayacağı çok samimi ifadeler içeren raporlara dökülmeli, Antalya Valimiz Sn. Alaaddin Yüksel’ın yaptırdığı gibi ülkemizin kültürel varlıklarının envanterleri çıkarılmalı; hazırlanacak raporlar ve envanterler ile eldeki tüm mevcut tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi suretiyle ülke turizm stratejisinin belirlenmesi amacıyla devlet ve özel sektör temsilcileri ile akademisyenlerinin katılacağı bir Turizm Şurası derhal toplanmalıdır

J. TURİZM SEKTÖRÜNÜNÜN DESTEKLENMESİ VE TEŞVİK EDİLMESİ


Dünyada yaşanan küresel kriz ülkemizi de vurmuş ve başta reel sektör olmak üzere tüm sektörlerde iş ve işgücü kaybına yol açmıştır.

Devlet birçok ülkede olduğu gibi krizden çıkış yolu arıyor ve çeşitli tedbirler alıyor. Ancak, geçtiğimiz ayın ekonomi verilerine baktığımızda, alınan tüm önlemlere rağmen, krizin aşıldığına dair bir işaret göremiyoruz. Elbette, ekonomik krizle mücadele uzun soluklu bir süreç; ancak, doğru zamanda ve doğru yerde alınacak tedbirlerle bu süreci kısaltmak mümkündür.

Krizden çıkış yolunu doğru yerde aramak gerekmektedir. Bugün, IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar küresel krize karşı, gelişmiş ülkelerde öncelikli 3 sektör içinde anılan ve Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkelerde ise birinci öncelikli sektör halini alacak olan, Turizmi geliştirmeyi önermektedir.

Ülkemizde 40 çeşit ürünün sunulduğu ve 36 sektörü peşinden sürükleyen turizm sektöründe hizmet veren 4000 in üzerinde seyahat acentasında 7 bin kokartlı rehber çalışmakta olup, yaklaşık 2,5 milyon kişi geçimini turizminden sağlamaktadır. Bu da % 12 lik bir istihdam hacmi demektir.

Ülkemiz ödemeler dengesinde % 13 lük, dış ticaret açığını kapatmada % 33 lük bir paya sahip olan ve terörle mücadele ve GAP gibi ülkemiz için hayati önemi olan projelere kaynak yaratan turizm sektörünün öncelikle stratejik sektör olarak kabul edilmesi ve hükümetler üstü bir ulusal politika izlenerek ayakta kalması ve gelişmesi için desteklenmesi şarttır


Her yıl patladı patlayacak dediğimiz turizm sektörümüzün dünya pazarında hak ettiği yeri alabilmesi için turizm işletmelerinin devlet tarafından en az mal ihracatçıları kadar desteklenmesi şarttır.

Turizm sektörü ile ilgili devlet yardımlarına ve teşviklerine baktığımızda konaklama işletmeleri dışında sektörün diğer ayaklarının devlet tarafından adeta yok sayıldığını görüyoruz. Sektörün lokomotifi olan seyahat acenteleri üvey evlat muamelesi görmekte ve itilip kakılmaktadırlar. Hemen her kesimden kişi ve kuruluş sanki 1618 sayılı Yasa mevcut değilmiş gibi, seyahat acentesi faaliyetinde bulunmakta ve bunları önlemekle görevli kurum ve kuruluşlar bu durumu seyretmekle yetinmektedirler. Kaçak seyahat acenteleri internette ve turizm bölgelerinde cirit atıp herhangi bir yaptırımla karşılamazlar iken, yasal acenteler mevcut yasal düzenlemelerle yeni mail yükler altına sokulmakta ve çeşitli mali ve idari yaptırımlarla adeta cezalandırılmaktadırlar.

Turizm sektörünü teşvik denildiğinde akla ilk gelen yasal düzenleme Turizmi Teşvik Kanunu’dur. Bu kanunda konaklama ve yat işletmelerine bazı teşvikler verilirken, seyahat acenteleri yok sayılmıştır. Bu yasa dışındaki yasal düzenlemeler baktığımızda da sektöre devletin yardım etmediğini ya da ediyormuş ya da edecekmiş gibi yapıp, ilk adımları attığını ve ancak sonraki etaplara geçmekte geciktiğini hatta tereddüt ettiğini üzülerek görüyoruz. Turizm sektörü ihracatçı ve KOBİ kapsamına alınıyor; ancak devlet yardımlarından yararlanmaları için gerekli yasal düzenlemeler yapılmıyor. Örneğin KOSGEB Kanunu değişti; KOSGEB Destekleri ile ilgili Yönetmelikte herhangi bir değişiklik yok. Keza, turizm sektöründe faaliyet gösteren kuruluşlar KOBİ kapsamına alındı -hem de yıllar önce- ama; Devlet Yardımlarından yararlanmalarını sağlayan Tebliğlerde değişiklik hala yapılmadı.

2000 yılından beri bu değişikliklerin yapılması gerektiğini her fırsatta söyleyen ve yazan biri olarak ümidimi kaybetmiş değilim. Bir kez daha yazarsam, belki sektörün bu beklentisine cevap verebilecek düzenlemeleri yapacak birileri çıkar diye bu yazımı kaleme aldım. Umarım bir kez daha yazmak zorunda kalmam.

Küçük ve orta ölçekli turizm işletmeleri’ne devlet yardımları ile ilgili MEVCUT YASAL DÜZENLEMELER

 18.11.2005 tarih ve 25997 sayılı “ KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN TANITIMI, NİTELİKLERİ VE SINIFLANDIRILMASI HAKKINDA “ Yönetmelik ile KOBİ tanımı genişletilmiş ve seyahat acenteleri KOBİ kapsamına alınmıştır.

İHRACAT, TRANSİT TİCARET, İHRACAT SAYILAN SATIŞ VE TESLİMLER İLE DÖVİZ KAZANDIRICI HİZMET VE FAALİYETLERDE VERGİ, RESİM VE HARÇ İSTİSNASI HAKKINDA TEBLİĞ ( 2008/6) ‘ e göre;
 Turizm müesseseleri ile seyahat acentelerinin yurt içindeki ve yurt dışındaki turizm faaliyetleri sırasında yaptıkları döviz karşılığı hizmet satışları döviz kazandırıcı faaliyet olarak kabul edilmekte ve
 İhracat Genel Müdürlüğü’nden Vergi, Resim ve Harç İstisnası Belgesi almak suretiyle, mal ihracatçıları gibi vergi, resim ve harç istisnasından yararlanabilmektedirler.
22.04.2009 tarih ve 5891 sayılı KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
Ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında küçük ve orta ölçekli işletmelerin – değişiklikten önce sanayi işletmeleri idi -payını ve etkinliğini artırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek, sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun biçimde gerçekleştirmek amacıyla kurulan ve kısa adı KOSGEB olan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kanununda değişiklik yapılarak,
• ‘ sanayi işletmeleri ‘ ibaresi ‘ işletmeler ‘ olarak değiştirilmiş
• KOSGEB Genel Kurulu üyeleri arasına Türkiye Seyahat Acentaları Birliği –TÜRSAB ‘ dâhil edilmiştir.
KOSGEB Kanununda yapılan bu değişikliğin ardından turizm işletmelerinin KOSGEB Desteklerinden yararlandırılması yolu açılmıştır

A- YAPILMASI GEREKEN YASAL DEĞİŞİKLİKLER


KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİBAŞKANLIĞI (KOSGEB) DESTEKLERİ YÖNETMELİĞİ’nde yapılacak değişikliklerle turizm işletmeleri aşağıdaki KOSGEB desteklerinden yararlanacaklardır
• Danışmanlık desteği
• Eğitim destekleri
• Teknoloji araştırma ve geliştirme desteği
• Bilgisayar yazılımı desteği
• E-Ticarete yönlendirme desteği
• Sistem belgelendirme desteği
• Yurtiçi fuarlarına katılım desteği,
• Yurtiçi uluslararası ihtisas fuarlarına katılım desteği
• Milli katılım düzeyindeki yurtdışı fuarlara katılım desteği
• Milli katılım dışındaki yurtdışı fuarlara katılım desteği
• Tanıtım desteği
• Markaya yönlendirme desteği
• Yurtdışı iş gezisi (İYİG) programı katılım desteği
• Eşleştirme desteği
• Yerel ekonomik araştırma desteği
• Ortak kullanım amaçlı makine-teçhizat desteği
• Altyapı ve üstyapı uygulama projesi desteği
• Nitelikli eleman desteği
• Yeni girişimci desteği
• İş geliştirme merkezi desteği
• Kredi faiz desteği
B- PARA-KREDİ VE KOORDİNASYON KURULU’ nca yayımlanan İhracata Yönelik Devlet Yardımlarına ilişkin Tebliğlerde yapılacak değişikliklerle turizm işletmeleri aşağıdaki devlet yardımlarından yararlanabileceklerdir.
 Ar-Ge Yardımı
 Çevre Maliyetlerinin Desteklenmesine İlişkiin Yardım
 Eğitim Yardımı
 İstidam Yardımı
 Uluslararası Nitelikteki Yurt İçi İhtisas Fuarları Yardımı
 Yurt Dışında Ofis-Mağaza Açma, İşletme Ve Marka Tanıtım Yardımı
 Yurtdışı Markalaşma Ve Türk Malı İmajının Yerleştirilmesine Yönelik Yardım
 Yurt Dışı Fuar Katılımlarının Desteklenmesi
 Pazar Araştırması Yardımı
Bu tebliğlerdeki devlet yardımlarından, mal ihracatçılarının yanı sıra yazılım firmaları da yararlanırken, turizm işletmeleri yararlanmamaktadırlar.

Düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, turizm sektörünü devlet yardımlarından yararlandırmak için yeni bir Yasa’ya ya da mevcut yasalarda değişiklik yapılmasına gerek yoktur; ilgili Bakanlıklara bağlı kuruluşlar tarafından çıkarılacak Yönetmelik ve Tebliğlerle turizm sektörünün önü açılacaktır.

Hepimizin de bildiği gibi, 1983 – 1987 yılları arasında ülkemiz ekonomisini canlandıran ve adeta şaha kaldıran devrim niteliğinde yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Bunlardan en önemlisi, kambiyo rejiminin sadeleştirilmesi ve liberalleştirilmesi, Türk Lirasının konvertibl hale getirilmesidir.

Rahmetli Turgut Özal’ın mimarı olduğu 24 Ocak İstikrar Tedbirlerinin hayata geçirilmesinde kambiyo mevzuatı çok önemli bir rol oynamıştır. Bu çerçevede, Aralık 1983 de yürürlüğe konulan 28 sayılı kararnameyle özel bankalara ithal bedellerini yurtdışına transfer etme yetkisi ve ihracat bedellerini tahsil ederek Türk Lirası’na çevirme izni verildi. Kararnamenin zamanla kapsam bakımından genişlemesiyle 30 sayılı karar yayımlandı ve sonunda, halen yürürlükte bulunan 32 sayılı kararname ile kambiyo mevzuatı tamamen serbestleştirildi.


Turgut Özal, işadamlarını ihracata yöneltirken onlara gereken kolaylığı sağlamayı da ihmal etmedi. Bunlardan birisi, ihracat bedellerini yasal süresi içinde getiren ihracatçılara tanınan, ihracat bedellerinin yüzde 30`unu yurtdışında bırakma hakkıydı. İhracatçı firmalar bu dövizle mallarının uluslararası piyasalarda etkili bir şekilde tanıtımını yapma, depo ve ardiye kiralama, reklâm giderlerini karşılama gibi imkânlara kavuştular.

Küçük ve orta ölçekli mal imalatçılarının ihracat yapmalarını ve güçlerini birleştirmelerini teşvik edici yasal düzenlemelerin akabinde herkesin hatırlayacağı gibi ülkemizde bir ihracat patlaması olmuştur. Güçlerini sektörel dış ticaret sermaye şirketleri kurmak suretiyle birleştiren ve pazarlama ve tanıtım, hammadde tedariki, kalifiye işgücü, teknolojik alt yapı başta olmak üzere hemen tüm sorunlarını çözen küçük ve orta ölçekli mal imalatçıları kısa sürede dev sanayi işletmeleri kurdular ve yurt dışına milyarlarca dolarlık mal ihracat eder hale geldiler.

Devletin aynı dönemde yaptığı turizmin önünü açacak yasal düzenlemeler de devrim niteliğinde bir başka önemli adımdı.

Ülkemizin turizm potansiyeli ilk ve etkin bir şekilde Batı Avrupa pazarlarında keşfedilmiştir. Bu pazarlarda oluşan yoğun talebi karşılayamayan Türkiye, 1983 den başlayarak turistik tesis yatırımlarına sağlanan teşvikler ve kredi olanakları sayesinde bu zorluğu aşabileceğini düşünerek ilk adımları atmıştır. Özellikle devlet tarafından yatak kapasitesinin arttırılmasının hedef olarak gösterilmesi bu dönem içinde yapılan yatırımların hemen tümünün konaklamaya yönelik olmasını getirmiştir. Devlet tarafından yapılan bu doğru tesbit, ilk etapta Türk turizminin hızlı gelişimi için gerekli güçlü startın önündeki yatak kapasitesi yetersizliği engelini ortadan kaldırmış; hatta arz fazlası yaratılmasına neden olmuştur. Devlet bu olumlu politikasını altyapı yatırımları ile destekleyememiş ve turizmin kalkınmasına yönelik stratejik önemi olan ikinci ve daha sonraki etaplara geçilmesinde geç kalmıştır. Göreceli olarak bir başarı sağlamışsa da turizmin diğer ayakları ve özellikle tanıtım ve pazarlama unsuru ihmal edilmiştir.

Konaklama tesislerine verilen teşvikler sayesinde, bugün ülkemizin Akdeniz sahillerinde rakip ülkelerden İspanya’da bile olmayan dev tesisler mevcuttur. Ancak, rakip ülkelere kıyasla çok daha kısa bir sürede turizmde kaydettiğimiz başarı turizm gelirleri açısından yeterli değildir.

Bunun en önemli nedeni, bugüne kadar izlenen ve turizmi salt konaklama tesisi olarak gören ve turizm gelirini arttırmayı yatak kapasitesini arttırma ile eş tutan ve o dev tesisleri yerli ve yabancı konuklarla dolduran seyahat acentelerini görmezlikten gelen ve hatta yok sayan devlet politikasıdır.

Bugün, turizm sektöründe elde ettiğimiz başarıda en büyük payı olan, ancak devlet yardımlarından yoksun ve hatta bazı devlet yardımları ellerinden alınan seyahat acenteleri gerek teknolojik gelişmeler ve denetimsizlik sonucu ortaya çıkan sanal gayri yasal acentelerle , gerekse havayolu şirketleri ve bankaların yaptığı haksız rekabet ve tabii ki finansal kriz nedeniyle yaşama savaşı vermektedirler.

Konaklama tesislerini dolduran, ulaştırmadan küçük sanayiye kadar hemen her iş kolunda iş ve işgücü yaratan, turizm bölgelerinde esnafın ve tüccarın ekmek kapısı olan turizm sektörün pazarlama ve tanıtım ayağı olan Seyahat acentelerinin ihracatçı sayılması ve KOBİ kapsamına alınması yetmemektedir.

Çok ivedi olarak turizm sektörünün ve özellikle seyahat acentelerinin devlet yardımlarından yararlanmaları sağlanmalı ve bu amaçla, KOSGEB Destekleri ile ilgili Yönetmelik ile, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu’nca yayımlanan İhracatta Devlet Yardımları Tebliğler’inde değişiklik yapılmaldır.

Ülkemizde yaşanan finansal krizden çıkmanın yolu turizm sektörünün devlet himayesine almasından geçmektedir.

ÖZETLE :

TÜRK TURİZM SEKTÖRÜNÜN YAŞAMASI VE GELİŞMESİ VE TURİZM GELİRİNİN ARTMASI, SEKTÖRÜN EHİL ELLERDE OLMASI, KAMU VE ÖZEL KESİMİN KOORDİNASYONUNUN SAĞLANMASI, DEVLET YARDIMLARININ UYGULAMAYA KONULMASI, PROFESYONEL BİR TANITIM STRATEJİSİNİN İZLENMESİ, KURUMSALLAŞMANIN YERLEŞMESİ, SİSTEMLERİN KURULMASI, DENETİM MEKANİZMASININ İŞLETİLMESİ VE DOĞRU ROTANIN ÇİZİLMESİ İLE MÜMKÜN OLABİLECEKTİR.

.
EMEL YETKİN
TURGON ( turizmgonulluleri@yahoogroup.com ) Ve
TÜSAD ( Tüm Seyahat Acentaları Derneği )
DANIŞMANI
Ve www.turizmhaberleri.com KÖŞE YAZARI
          |                              

Emel YETKİN
TÜSAD DANIŞMANI
21 Haziran 2009 Pazar
Mesaj Gönder 11334



 Yorumlar

Şehmus KARTAL
Yazara Mesaj gönderin
KELHA ALODİNA KALESİ VE KUMLUCA KÖYÜ

Sezen SEÇGİN
Yazara Mesaj gönderin
YUCATAN'IN KALBİ MERİDA'DA BİR GARİP GECE

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
TÜRK KAHVALTI KÜLTÜRÜ Yorum VAR !

Mehmet TANIR
Yazara Mesaj gönderin
SAGALASSOS YÜZEY ARAŞTIRMALARI BAŞLADI...

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
HIZLI KİLO KAYBI ÖLÜMCÜL OLABİLİR

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE : BULGARİSTAN

Hikmet TOSUN
Yazara Mesaj gönderin
SİNOP'TA ÇOK ESKİ BİR DENİZCİ GELENEĞİ Yorum VAR !

Tolga Fahri ÇAKMAK
Yazara Mesaj gönderin
BİR DENETİM KOMEDİSİ Yorum VAR !

Birgül ÇETİN
Yazara Mesaj gönderin
SİRTO'DAN LONGA'YA... Yorum VAR !

Aykut ALTINIŞIK
Yazara Mesaj gönderin
ÖREN YERLERİNİN TEMİZLİK VE GÜVENLİK SORUNU..

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti