Bu gezide başta da söylediğim gibi en güzel anılarımdan biri Sinoloji mezunu öğrencilerimin artık iş adamı unvanı ile bazı ticaret sözleşmelere imza atmalarıydı.
Her sene yaşanan üniversite sınav heyecanın ardından bir heyecanlı bekleyiş daha yaşanır, o da sınav sonucu ve buna bağlı olarak yapılan meslek seçimidir. Bu yaşanan süreç belki de sınava giriş heyecanından daha yoğundur. Hangi okul, hangi meslek; meslek mi okul mu seçimi içinde gençlik sıkıntılı bir dönem daha yaşar. Kendini tanıma ortamı sağlanan gençlik meslek seçiminde zorluk çekmez; asıl sorun kendini tanıma fırsatı verilmeyen gençliğin meslek seçimde yaşadığı sıkıntıdır. Küreselleşen dünyada, değişen ekonomik dengeler ve ortaya çıkan yeni bilimsel keşifler meslek seçiminde yeni alternatifleri de yaratır. Önemli olan bu yeniliklerin takibi ve gelecekteki yerlerinin de irdelenebilmesidir. Gelişen ülkelerin en büyük sıkıntıları arasında işsizlik yüzdesinin artışı ile nitelikli eleman yetiştirme kaygısı vardır. Ülkelerin refahı ve huzuru açısından burada başta anne babalar olmak üzere ülke yönetimde görev alan, geleceği görebilen ve günümüzde bunun temellerini atabilen politikacılarla eğitimcilere çok iş düşer. Dünyanın barış ve huzurunda eğitim her zaman bir elçi konumundadır. Eğitim sayesinde ülke insanları birbirlerini doğru tanır, kültürlerini paylaşmaktan keyif alır ve huzur sağlanır.
“Geçmiş geleceğin temelidir.” düşüncesi Atatürk’ün kendi devlet politikasında önem verdiği bir olgudur. Yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyetin temelini sağlam atmak için özellikle dil ve tarihe ayrı bir önem verdiğinden, bu konuda nitelikli eleman ihtiyacının giderilmesi için “Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi”nin temelini atar. İlk olarak kurulan bölümlerden biri de “Sinoloji”dir. “Sinoloji” sözlük anlamı ile Çin dili, tarih ve kültürünü inceleyen bir bilim dalıdır. Çin’in gelişme yolunda gözlenen hızlı yükselişi Çin dili ve kültürünü bilen nitelikli eleman ihtiyacını da arttırmıştır. Türk ve Çin dostluğunun pekişmesinde bu insan kaynağına ülkemiz olarak çok ihtiyacımız var.
Kısa bir süre önce Sayın Abdullah GÜL’ün Cumhurbaşkanı sıfatı ile Çin’e yapmış olduğu resmi gezide “Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Çevirmeni” olarak katılan Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi “Sinoloji Anabilim Dalı Başkanı” olan Sayın Prof. Dr. Bülent OKAY’ın bu konuda görüşlerini aldık.
Sayın Prof. Dr. Bülent OKAY başkanı olduğunuz “Sinoloji Anabilim Dalını” bize tanıtabilir misiniz?
Ülkemizde Çin dili, tarih ve kültürü üzerine araştırmalar Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren başlar. Atatürk, Orta Asya’da göçebe olarak yaşayan atalarımızın tarihi kayıtlarını yazılı olarak tutan Çinlilerin klasik kaynaklarının birinci elden incelenmesi için “Sinoloji” bölümün kurulmasını ister. Böylece “Sinoloji” 1935 Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinin ilk kurulan 16 bölümünden biri olur. Ancak o dönemde bu kürsünün bilimsel çalışmalarını yürütebilecek yetişmiş bilim adamına sahip olmadığımız için dünya çapında bir araştırmaya girilir. Nazi Almanya’sının baskısından ülkesini terk etmeye hazırlanan, o dönemin Çin dili ve kültürü konusunda söz sahibi bilim adamlarından biri olan “Wolfram Eberhard”ı Atatürk ülkemize davet eder. 1937 ve 1948 yılları arasında kürsümüzün ilk temellerini atan Wolfram Eberhard, aynı zamanda arkasında hala günümüzde geçerliliği kabul edilen değerli çalışmalara da imza atmıştır. Aslında ilk olarak Sinoloji Kürsüsü’nü kuran, “Von Gaben” adındaki Alman Türkolog bayandır. Sinolojiyi kurar ve 6 ay kadar sonra görevini Eberhard’a devreder.
Benim Çin ve Çince’ye olan ilgim, Taiwan’da okuyan bir komşumuzun etkisiyle olmuştur. O sıralarda ortaokul öğrencisiydim. 1971’de girdiğim Sinoloji’den 1975’de mezun oldum ve kendi gayretimle bulduğum bir bursla Taiwan’a gittim. Cheng Chi Üniversitesi, Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Şu anda maalesef Türkiye’de konusunda tek profesörüm. Maalesef diyorum çünkü zamanında yapılmayan kadro yatırımı bölümümüzde bu konuda bilim adam açığını yaratmıştır. Sinoloji bölümüne Çin Hükümeti ile yapılan anlaşmalar sayesinde Çinli öğretim görevlileri getirterek bilim adam açığını kapamaya çalıştım. Şu anda hem Türk hem de Çinli öğretim görevlileri derslere girmektedir. Bu yıl yapılan çalışmalar sayesinde Sinoloji tarihinde ilk defa olarak mezun olan öğrencilerimizden 23’ü Çin’e burslu olarak gitme hakkını elde etmiştir. Geçen sene Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde liselerde Çince Dil öğretimi başlatılmış, öğretmenlik hakkı elde edilmiştir. Bu arada, 1998 yılında Kayseri Erciyes Üniversitesinde Çin Dili ve Edebiyat bölümünü kurarak haftada bir gün Kayseri’ye gidip ders veriyorum. Polis Akademisi ve Kara Harp Okulunda da Çince dil derslerini başlattım. Sinoloji’den mezun olan eski öğrencilerimizden bazılarının son Cumhurbaşkanlığı Çin resmi gezisi sırasında ticari anlaşmalara imza atan iş adamları arasında yer almaları bölümümüz adına gurur verici bir olaydır.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL’ün Danışmanı ve Çevirmeni olarak Çin ile yaptığı resmi gezide yer aldınız. Bu gezinizden de bize kısaca kendi bakış açınızdan bahsede bilir misiniz?
Türk Hava Yolları’ndan kiralanan 777 Boing uçağı ile altı gün süren Cumhurbaşkanlığı resmi gezisine oldukça kalabalık bir heyet olarak katıldık. İç İşler Bakanı Sayın Beşir ATALAY, Ekonomi ve Sanayi Bakanı Sayın Zafer ÇAĞLAYAN, TUSİAD, DEİK, TOBB gibi kuruluşların başkanlarının yanı sıra, iki yüzden fazla iş adamı da bu heyette yer aldı. Uçakta Cumhurbaşkanımız hepimiz ile ayrı ayrı defalarca ilgilendi. Benimle yaptığı konuşmada eğitimin ve akademisyenlerin öneminden bahsetti. Kendisine yazdığım “Konfuçyüs” kitabını sundum. Gezi boyunca protokol sıralamasında dördüncü arabada yer aldığım için güvenlik nedeni ile her şey çabuk olmak zorundaydı, bu nedenle başka konularla ilgilenme fırsatımız olmadı.
İlk durağımız Beijing’di. Kaldığımız otelde Türk-Çin Ticaret Forumu yapıldı. Daha sonra ki durağımız ise Çin’in tarihi başkentlerinden biri olan Xi’An’dı. Burada en ilgimi çeken şey, Tang Hanedanı döneminde 7. yüzyılda inşa edilen “Xi’An Ulu Cami”nin dört iç duvarına hem Arapça hem de Çince olarak Kuran-ı Kerim’in tamamının tahtaya oyularak yazılmış olmasıydı. Bu cami, minaresi de dahil olmak üzere, Çin mimarisine uygun olarak yapılmış. Sayın Abdullah GÜL, manevi olarak destek verdiğini göstermek için, cami ziyareti boyunca imamın elini hiç bırakmadı, bu manevi destek imamı hayli duygulandırdı.
Xi’An’ın ünlü “Terra Cotta-Kil Askerleri Müzesi” de resmi gezi güzergahlarınızdan biriydi; bu müzeyi bir akademisyen olarak kısaca değerlendire bilir misiniz?
Müze ziyareti sonrasında TRT’nin Türk Kanalı ile de kendi bakış açımı anlatan kısa bir görüşme yapmıştım. Bu görüşme sırasında söylediğim gibi, kil askerleri arasında Türk tarihi açısından da dikkat çekici bir nokta vardır. Kilden yapılmış bu askerler arasında “Hun Askerleri” de yer almaktadır. O dönemde Hunlar bindikleri atın kuyruğuna düğüm atarlardı. Heykeller arasında kuyrukları düğümlenmiş atlar hemen dikkat çekmektedir. Hun askerlerini diğer kil askerlerden ayıran diğer bir özellik ise yüzlerinin yeşil olarak boyanmasıydır. Ancak kazı esnasında yeryüzüne çıkarılırken hava ile temas ettiğinde maalesef bu renkler solmuş gri renge dönüşmüşlerdir. Bu müzede dikkatimi çeken diğer bir unsur ise, milattan önce ki teknolojiyi düşünürsek, çıkarılan bazı kılıçların krom kaplı olmasıdır. Tarihi dokusu ile korunmuş “Xi’An Şehir Surları” da çok dikkat çekicidir. Xi’An ziyaretinden aklımda kalan en güzel anılardan biride ünlü tarihi bir Çinli güzel olan “Yan Gui Fei ile Aşkı”nı anlatan dans gösterisiydi.
Xi’An’dan sonra ziyaret ettiğimiz üçüncü şehir ise Shenzhen’dır. Bu şehir adeta bir bilgisayar oyunu olan Sim City’de yaratılan bir kente benziyor. Son yıllarda inşa edilmiş bu kentte, Çin tadını bulamazsınız. Hızla gelişen ve büyüyen bu kent, eski ticaret merkezlerinden biri olan Hong Kong’a çok yakın. Yapılan görüşmeler sonunda; Türk Hava Yolları’nın Çin’e olan uçuş sayısı, 5’ten 10’a çıkarılmaktadır. Bu gezi sırasında Shenzhen ’da ise yeni bir Türk konsolosluğu açılma kararı da alındı. Bu şehrin nem oranı çok dikkatimi çekti. O kadar ki bir bahçeyi çevreleyen mermerler dahi-en zor yosun tutan taştır- nemden dolayı yosunla kaplanmıştı.
Son durağımız ise Xin Jiang-Sincan’ın başkenti Urumçi ziyareti idi. Bu ziyaret son derece olumlu geçti. Orada ki ziyarette atmosfer son derece olumlu ve dostane idi. Ziyaretimizden bir hafta sonra olayların çıkması hayli düşündürücüdür. Türk ve Çin dostluğunun gelişmesini istemeyen dış odaklı güçler bu olayları çıkarmış olabilir. Çin tarihinde din savaşı yapmamış tek ülkedir. Urumçi’de yollara binalara fabrikalara çok büyük yatırımlar yapılmış, iş merkezli gökdelenlerden birinin üstünde oldukça büyük bir “Ülker” reklamı gördük, bu da bizi ayrı sevindirdi. Gece pazarı denilen yeri adeta bizim İstanbul’da ki Kapalı Çarşıya çok benzemekte, süper marketleri ise çok güzel ve büyük. Bu süper marketlerden birinde Çinlilerin meşhur “Green Oil” dedikleri aroma yağını ararken, Almira adında ilaç tanıtımı yapan bir Uygurlu kız ile tanıştım. Sıhhatimle ilgili benden öğrendiği verileri bilgisayara yükleyerek rahatsızlıklarımı belirlemekte ve sonra bu rahatsızlıkları tedavi eden doğal ilaç tavsiyesinde bulunuyordu.
Gezimizde Çin’in resmi televizyonu CCTV’nin Türkiye belgesel filmini çeken yönetmenlerinin yanı sıra Azınlık Dil Üniversitesi Tibet Dili öğreten bilim adamları ile de olumlu görüşme yapma fırsatlarım oldu.
Bu gezide başta da söylediğim gibi en güzel anılarımdan biri Sinoloji mezunu öğrencilerimin artık iş adamı unvanı ile bazı ticaret sözleşmelere imza atmalarıydı. Umarım birçok öğrencimiz buna benzeri antlaşmalarda yer alır ve ülkemizi en güzel şekilde temsil eder.
Sayın Prof. Dr. Bülent OKAY yoğun programınız arasında bize de zaman ayırıp bilgi verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.