Atılım Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı
ANKARA KENT HALKI BOŞ ZAMANLARINDA KENDİNİ TÜKETİYOR
Başkent Ankara, nüfus bakımından İstanbul'dan sonra ülkemizin ikinci, dünyanın ise kırkıncı büyük şehri. Yakın bir zamana kadar kültür, sanat, siyaset ve spor gibi etkinliklerle anılmaktaydı. Son zamanlarda ise giderek sayıları artan alışveriş merkezleriyle tanınmakta...
Hafta sonu oldu mu tüm Ankaralılar alışveriş merkezine koşar oldu adeta. Tatillerde de durum aynı. Bu hastalık öylesine bulaşıcı bir hal almaya başladı ki, sadece Ankara değil nüfusu yoğun tüm kentlerimize hızla yayılmakta. Öğrenci değişimi (Erasmus) kapsamında Üniversitemize gelen iki Hollandalı öğrenci de kendileriyle yapmış olduğumuz söyleşide alışveriş merkezlerinin çokluğunu vurgulamışlardı ne yazık ki.
Doğduğumdan beri Ankara’da yaşıyorum. Adeta içime sinmiştir bir Ankaralı olmak duygusu. Belki denizi yok, belki İstanbullular için bir köy; ama benim için şehir dışı tüm seyahatlerimden özlemle geri döndüğüm başkentim. Bir Ankaralı olarak, neden mantar gibi artan alışveriş merkezleri ile acımasızca tüketim toplumuna dönüştürüldüğümüzü anlamakta güçlük çekiyorum. Biz Ankaralıların boş zamanları bu kadar mı değersiz de, yanlış kullanıyoruz yeniden enerji kazanmamız gereken bu anları?
Alışveriş merkezlerinden dönüşümde ayakta duramayacak kadar bitkin hissetmişimdir her zaman kendimi. Beni yoran oralarda gezinmekten çok, manyetik alanların ve gündüz tüm ısıyı emen, gece ise geri veren sert zeminlerin etkisi elbette. İşte bu nedenledir ki mümkün olduğunca tercih etmem alışveriş merkezlerine gitmeyi. Yurtdışında genelde şehir dışındadır bu merkezler, bizde ise adeta şehrin göbeğinde olanlar makbul nedense.
Hani nerede Anıtkabirimiz; harika gün batımını izleyebileceğimiz kalemiz; Atatürk Orman Çiftliğimiz; Botanik, Seğmenler, Kuğulupark ve diğer nadide parklarımız; çıkrıkçılar yokuşumuz, hamamönü ve enerjimizi tüketmek yerine bize enerji veren diğer mekanlarımızda geçirenler? Oysa seçenekler hiç de az değil Ankaralılar için. Diyelim ki ufak yolculuklar da tercih nedeni. İç turizm pazarı için son dönemde öne çıkan bölgelerden biri olan Ankara’mızın ilçelerinden kaplıcaları ile tanınan Haymana veya Kızılcahamam ne güne duruyor? Olmadı kültür turlarının gözdelerinden Beypazarı’na daha önce ziyaret ettiyseniz dahi tekrar gidin. Ama bu sefer Yaşayan Müzeyi ve hem doğal hem arkeolojik sit alanı olan İnözü Vadisi’ni, ardından da 168’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapan Nallıhan Kuş Cenneti’ni gezin.
Eğer istenirse başka tercihler de söz konusu. Endemik bitkileri göreceğiz, fotoğraf çekeceğiz, ailece doğada yürüyüş yapacağız derseniz; çiğdemi veya kardeleni gözlemleyebileceğiniz, henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş bir yayla seçeneği sunayım sizlere: Ankara’dan yaklaşık 150 km uzaklıkta Beypazarı-Eğriova Yaylası. Korkmayın, basın ayaklarınızı ayakkabılarımızdan çıkartıp özlemle çimenlerin, toprağın üzerine. Belki bu sayede biraz olsun rahatlar, daha az stresli olusunuz günlük hayatta.
Yeni nesil ne yazık ki modern ama tüketici bir topluma özenmekte ve çabuk uyum sağlamakta. Biz 70’ler kuşağı, kendimize özgü değerlerimizi ve alışkanlıklarımızı bilen ve yaşayan son kuşak gibiyiz adeta. Nasıl ki bizler çocukluğumuzda her fırsatta sokakta alırdık soluğu; koşardık, çılgınlar gibi oynardık ve tüketirdik enerjimizi mutluluk içinde. Oysa şimdilerde çocuklar artık misafir gezmelerinde bile internet bağlantılı bir bilgisayar veya teknolojik oyuncaklar arayışı içinde. O da evden çıkmaya ve insan yüzü görmeye ikna oldukları takdirde. İşte bu noktada boş zamanlarımızda kapalı mekanlar yerine doğaya ve doğal alanlara koşmak, bu tür gezilere mümkünse ailece katılmak, özellikle de çocuklarımızla tüm bu güzellikleri paylaşmak oldukça önemli bence. Belki bu sayede giderek sosyal olmaktan uzaklaşan ve içine kapanan bir genç nesil yetiştirmenin de önüne geçmek için bir hareket başlatmış oluruz.
Yrd.Doç.Dr. Gül Güneş
Atılım Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı 10 Eylül 2009 Perşembe Mesaj Gönder
Gül Hanım,
Özellikle son yıllarda (ileriye değil geriye doğru) yaşadığımız toplumsal değişimde önemli bir paya sahip olan alışveriş merkezleri hakkındaki yorumunuza katılıyorum. Makalenizin, insanların dikkatini başka alanlara çekmeye katkı sağlaması temennisiyle iyi çalışmalar diliyorum.
Bir toplumda kültür yozlaşmasının boyutu nerelere varacağının bir örneği sanki yazı.aslında Türk toplumu doğa yı kendine rehber etmiş ve doğayı yaşayan anlayan bir topluluktan hızla kendini 4 duvarlar arasına hapseden yapay bir dünyaya doğru hızla ilerlemektedir.Ben bunu olumsuz kültür değişimin yanında galiba doğadan yeterince faydalanmanın yolunu açıyormuyuz.doğal alanlarımız sanki kullanımı yasak insanların hizmetine sunulmaması gereken alanlar gibi algılıyor ve yasakçı bir anlayışla yaklaşıyoruz.Doğa yaşamak için vardır.İnsanlar faydalandıkları hizmet aldıkları şeyi benimser ve değer verir.Buna dünyada sürdürebilirlik deniyor.Ben Ankaradan değil Ispartadan sesleniyorum okadar güzel cennetten bir parça olan doğal güzelliklerimizi kimsenin hizmetine sunamıyoruz maalesef.herşeyin önünü yasakçı mevzuatlarla engellenmiş.4 adet koruma statüsüne sahip kovada gölü milli parkı ölmüş habitat.Alana hiç gelen ziyaretçide yok desem yeri var.Amam bu cennet parçası ölmek üzere.Burada herşey yasak!!!!!!!.
Ankara'daki konferansta değerli çalışmalarına tanık olduğumuz doğayla ilgili turizm konularında uzman olan hocamızın Turizmde zamanın ve mekanların değerini gösteren güzel bir değerlendirmesi diye düşünüyorum. İnsanları boş zamanlarını serbest olarak yapabilecekleri etkinliklerle değerlendirmeye davet ve bunun için en güzel mekanları göstermek önemli bir yardım.
Ankara'lılar şanslı. Yöreleri için yol gösterici olmak isteyenlere güzel bir örnek. Hocamızın Akıcı üslubunu arayacağız.
sevgili gül seni kutluyorum.gerçekten çok önemli bir konuyu gündeme getirdin. umarım özellikle gençlere önemli mesajlar verir. gençler hayatın 5-6 bin metrekarelik alışverişmerkezlerinden çıkıp binlerce hektarlık doğal alanlarda olduğunu keşfederler.
selamlar başarılarınla gurur duyuyorum