Rusya, ABD ve Avrupa’daki şehirlerden birkaçına seyahatimden sonra ilk defa uzak doğu’ya seyahat edecektim. Üstümde bir korku ve heyecan vardı.
Güney Kore’nin yüz ölçümü Ege bölgesinden azıcık daha büyük olmasına rağmen 49–50 milyon kişi yaşıyor. Ülke gelirleri genellikle Hyundai, Samsung, Kia.. gibi firmaların dışında denizcilik sektörüyle de gelir sağlanıyor. Devlet memuru sıfatında en çok maaşı alanlar doktorlar, teknolojiyle uğraşan mühendisler ve üçüncü sırada ise öğretmenler geliyor. Ülke de yüzde 92 oranında okuryazarlık ve 72 üniversite ile 82 yüksek okul düzeyinde okul var. Eğitim çok küçük yaşta başlıyor. İlkokul yaşlarında Latin alfabesini öğretmek için okullarda İngilizce derslerle başlıyorlar ve üniversite yıllarına kadar devam ediyor.
Kore’ye gidebilmem için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdım çünkü arkadaşımı ziyarete gidecektim. Vizeye başvurduğumda ise Türk vatandaşlarının 3 ayı geçmediği sürece vize almasına gerek olmadığını öğrendim. Hemen bilet almaya koştum ve o zamanlarda Güney Kore’ye sadece iki uçak kalkıyor; THY ve Korean Air. Ben gitmeden önce alışmak için Kore havayollarını seçtim. Ne de olsa 11saat 30 dakika direk uçuş gerçekleştirecektim.
Uçakta yolculuk esnasında bile tıpkı bizim halkımız gibi cana yakın ve anlayışlı insanlar olduklarını gözlemledim. Uçakta rahat hareket etmek için ilk servis olarak çorap, polar bir battaniye, portatif diş fırçası ve macununu dağıttılar. Sabah güneşin ilk ışıklarıyla buharda ısıtılmış havlu verildi. En sonunda Seul’a vardım ama yolculuğum daha bitmemişti, oradan da 4-5 saat yolculuktan sonra Chonju denilen yemekleriyle meşhur şehre arkadaşımın ailesiyle tanışmaya gittim.
O kadar yolcuk yapıyorsunuz, ülkemizle yedi saat (kış saatine göre) farkı bulunan bir yere gidiyorsunuz, Jet-Lag olamamak elde değil. İlk gün alışamadım hem uykusuzluktan hem yemeklerin farklılığından biraz midem ve başım ağrımıştı. Bunu gören arkadaşımın annesi bana karışık otlardan yapılan bir çay verdi. Ve sabaha kadar nasıl uyuduğumu bile fark edemedim adeta sızdım. İlaçların çok nadir kullanıldığını öğrendim. Düşüncelerine göre her bitkinin bir ilaç olduğunu söyleyip, inanıyorlar…
Orada olduğum süre zarfında Kuzeninin düğününü, annesinin doğum gününü, 2. yılbaşılarını ve en büyük tatillerini görme şansına eriştim.
Düğünlerini iki farklı formatta; bir geleneksel olan geleneksel kıyafetleri ile diğeri de modern olan normal nikah salonlarında gerçekleştiriyorlar. Geleneksel törenlerini göremedim çünkü ben aile dışı bir kişi olduğum için sadece normal nikaha katılabildim. O yüzden tam olarak nasıl olduğunu bilemiyorum. Fakat nikahta benim ilgimi çeken en garip olay, nikah kıyıldıktan hemen sonra damat damatlığıyla yere yatıp şınav çekmeye başladı. Sorduğumda bunun bir gelenek olduğunu söylediler. Kız babası damattan on şınav çekmesini istemiş ve damatta kendisinden ne istenirse yapmak zorundaymış… Ve… Bizdeki gibi takı takma töreni orada da var ama daha çok altın yerine ufak ufak hediyeler veriliyor.
Annesinin doğum gününde ise anneye kutu kutu hediye verilmiyor, zarf içinde para veriliyor. Birleştirilen tüm paraları bir zarfın içinde doğum günü olan kişiye teslim ediliyor ki hediye yerine ne ihtiyacı varsa alsın diye.
İki tane en büyük kültürel tatilleri var. Bunlardan bir tanesi olan Chuseok (Kore Şükran Günü) adlı bu bayramı yaşama şansına eriştim. Kısa bir tatil olmasına rağmen herkes akrabalarını, aile büyüklerini ziyaret ediyor. Fakat şimdilerde bu bir kaç günlük tatillerde genç nesil aile ziyaretleri yerine kendi tatillerine gitmeyi tercih ediyorlar. Bu bayramda bizde de olduğu gibi aile büyükleri para, şeker ya da geleneksel yemek ikramlarında bulunuyor. Bizdeki gibi el öpme gibi değil de özel seremoni şeklinde selamlamaları var. Aile büyükleri; evin başköşesine oturuyor; erkek torunlar, kız torunlar, gelinler, damatlar… gibi yaşça küçük akrabaları ayrı ayrı önlerinde eğilerek selamladıktan sonra aile büyükleri zarf içinde para ve güzel dileklerde bulunuluyor.
Kore de 2 defa yılbaşı kutlanıyor. İlki tüm dünyayla beraber kutlanan 1 Ocak kutlamaları, ikincisi ise ay takvimine göre kutlanıyor. Bu günlerde 1 Ocaktaki gibi şenlikler ve eğlenceler düzenleniyor.
Yemekleri genellikle deniz mahsullerinden oluşmasına rağmen kırmızı et çok fazla tüketiliyor. Bu kadar çok kırmızı et yemelerine rağmen çeşit çeşit acı soslarla beraber yedikleri için sağlıklarını ve vücut dengelerini iyi koruyabiliyorlar. Kuş gribi ortaya çıktığında ülkelerinde ciddi bir vaka yaşanmamasının nedenini bu özel yapım soslarına ve Kimçi denilen yapımı seneler alan acı lahana turşusundan olduğunu söylüyorlar.
O kadar Kimçi yiyorlar ki sabah kahvaltıda bile görebilirsiniz ve onu saklamak için evlerde ayrı bir buzdolabı olduğunu gördüm. Çeşit çeşit sosları var her et için ayrı bir sos kullanıyorlar. Dana pirzolası için kullanılan sosu başka etle kullandığınızda güzel bir tat elde edemiyorsunuz. Birçok yemek çeşidi olmasına rağmen Türk yemeklerine hem adlarıyla ve görünüşleri hem de tatlarına çok benzeyen yemeklerle karşılaştım. Mantı, İşkembe çorbası, mücver…
Genellikle eğlenmek için bar, taverna gibi yerlere gidiliyor ve bu mekanlara bayanlar tek başlarına gidip hiçbir sorun yaşamadan gecenin geç saatlerine kadar eğlenebiliyorlar. Bu barlar genellikle mahalle aralarında olan ufak çok lüks olmayan şirin yerler.
Bu barları şirin ve eğlenceli kılan ikinci şeyse duvarlarında gelen kişilerin duvara yazdığı şiirler, özlü sözler, tarihler, adların yer alması.
Kore de alkol fazla tüketiliyor. Erkekler Soju denilen yöresel alkolü çok fazla tüketiyor. Yüzde 30 un üstünde alkol bulunan bu içki shot şeklinde shot bardaklarıyla içiliyor ve erkekler alkole karşı dayanıklı değillerse güçsüz anlamına geliyor. Alkol evlerde tüketilmemeye özen gösteriyorlar evdeki küçüklere kötü örnek olmamak ve büyüklere saygı göstermek zorunda oldukları için. Eğer bir gün yolunuz Kore barlarına düşerse ve hatta masanızda sizden büyük bir kişi varsa bardağınızı saklayıp o kişinin baktığı yönün tam ters tarafına dönmeyi unutmayın. Bu davranışla karşınızdakilere karşı saygı göstermiş oluyorsunuz. Bunu yapmazsanız eğer, karşınızdaki sizden büyük kişiye meydan okumuş onun varlığını kabul etmemiş oluyorsunuz. Fakat turist olduğunuzdan hoş görülü davranıyorlar.
Kore bayanları için bir erkeğin güçlü olması çok önemli; hem fit gözükmeli hem de duygusal anlamda güçlü olmak zorundalar. Yaşlı genç herkes spor salonlarına gidiyorlar ve görünüşlerine çok özen gösteriyorlar. Ufak bir göbeğiniz olsa bile “kilolusun” diyebiliyorlar, ayrıca dünya modasını yakından takip ediyorlar.
(DEVAMI VAR)
Evren Barış SİVRİHİSAR
turizm yazarı 29 Ocak 2010 Cuma Mesaj Gönder