KAÇAK KAZILAR VE MÜZELERİMİZ

Anadolu; köstebek yuvası gibi, kazıcılar işbaşında...

Gün geçmiyor ki kulağıma kaçak kazılar ve definecilerle ilgili duyumlar gelmesin. Onca kaçırılan esere ve yapılan talana rağmen Anadolu hala köstebek yuvasına çevrilmeye devam ediliyor.

Anadolu nun her köşesi aslında bir ören ve müze neredeyse. Bu yüzden memlekette metal arama detektörleri yok satıyor. Bu alanda uzmanlaşmış kişi ve şirketler ile sırf definecilik ve kaçak kazı yapma konusunda her türlü bilgi ve deneyimi üye ve okurlarına aktaran, paylaşan internet siteleri var sürüyle.

Avcılık, çiftçilik, büyücülük, askerlik, madencilik, müzisyenlik, rahiplik, fahişelik, tüccarlık, definecilik. Bunlar dünyanın en eski mesleklerinden. Yani kaçak kazı yapma tarihin bilinen en eski ilk on meslek arasında. Sıralama değişse de ön sıralara gelir ama kesinlikle mesela on dördüncülüğe gerilemeyecek bir işkolu sanırsam.

Özellikle Türkiye de muazzam bir uğraşa dönüşen defineciliği ve gömücülüğü popüler yapan sebepler arasında en önemli unsur ülkemizin tarihi ve arkeolojik zenginliği. Maalesef bunu ülke insanına okullarda eğitim olarak veremediğimizden yani ülke eğitim ve öğretim müfredatının ülke gerçeklerinden uzak, insanını ülkenin kendi coğrafyası ve öz-kültürüyle tanıştırmaktan yoksun olmasından bu işin önü alınamıyor.

Bir diğer hazırlayıcı ve tetikleyici unsur olarak çoğu höyük ve kazı alanının taşra ve köy yerleşimlerinde yer alması, arkeolojik alanların dağda bayırda çoban, avcı, ırgat ve başıboş köylünün adeta avucunda olmasıdır. Son yıllarda özellikle, definecilik gerek ekonomik gerileme sebebiyle kolay yoldan para kazanmaya çalışanları ve gerekse maceracıları kendine daha da çeker olmuş, aylağı, işsizi ve başıbozuğu biraz merak ve biraz da stres atılan bir uğraş, hobi yapmıştır.

Yaşadığımız coğrafya; geçici yer değiştirmeler ve köklü göçler, aşiret kavgaları ve beyli savaşları, doğal felaketler, yangınlar, salgın hastalıklar ve yönetim değişiklikleri sebepleriyle birçok topluluk, uygarlık ve ırk ile millet değişimine sahne olmuştur. Modern anlamda son yüzyılı saymazsak kişisel ve toplumsal birikimlerin saklanması, korunması ve taşınması Anadolu topraklarında son 10.000 yıldır büyük sorun olmuş, çoğu zaman bu varlıklar tapınak emanetçiliği ve bankerler dışında saklama ve gömme yoluyla korunmaya çalışılmıştır.

Bu yüzden üstünde yürüdüğümüz toprak, kat kat arkeolojik tabakalanma, bunların aralarında veya dışında, yol kenarlarında ve de taşrada sayısız gömüt ve define yani tarihi zenginlik barındırmaktadır. Gerek evi, çiftliği basılma korkusuyla zenginin yeraltında sakladığı, gerekse çalan hırsız ve çetenin dağda bayırda gizlediği, tüccarın ve kervanın yolunu kesen eşkıyanın ya koşarken ya da inzibattan kaçarken yol kenarında, dere boyunda düşürdüğü para ve madeni varlıklar bugünün potansiyel gömütlerini oluşturmaktadır.

Bununla birlikte bazı özel ve yüksek şahsiyetlerin yine kendilerince özgün ve özel mezarlarda gömülme istek ve arzuları, kendileriyle birlikte özel ve değerli eşyalarının da adet olarak gömülmesi ülkemizde yüzlerce Tümülüs tarzı mezar zenginliğini ortaya koymuştur. Öte yandan kutsal alanlardaki bağış, hediye ve sunuların çok dinli ve toplumlu Anadolu da inanç ve davranış biçimi olarak sunak, tapınak ve yine mezarlar bulguları şeklinde kazıcıların iştahlarını kabartmaktadır. Çokça ve sıkça rastlanan bir diğer zenginlik ise üst üste kurulan katmanlardan oluşan höyük ve köy yerleşimleridir. Örneğin; Truva.

Anadolu yüzyıllardır hem doğudan batıya hem de tam tersi batıdan doğuya istilalara ve egemenliklere sahne olmuş bir coğrafyadır. Haa, diyeceksiniz: İspanya, Fransa veya İtalya aynı değil mi? Cevabım nettir: Benzerdir ama aynı değildir. Anadolu kadar devlet, Anadolu kadar millet ve yine Anadolu kadar savaş ve farklı sonuçlarını hiçbir toprak parçası yaşamamıştır. Hele hele biranda sayısız boy, bey ve halkı bir ara barındıran, çeşitli ırk, din ve dil olgusunu bir potada eriten, kaynaştıran bu meyanda da kendine özgün mozaikle uygarlık, sanat ve eser ifşa eden başka bir kara parçası tanımıyorum. Tanıyan varsa beri gelsin.

Bir dilin farklı aksan ve diyalektini konuşmak değil; her ovasında, her vadisinde ve her yaylasında farklı ırk, dil ve dini barındıran bir ülke, toprak ve iklimden bahsediyorum. Burası Anadolu: güçlü devletler kuran, ihtişamlı imparatorluklar besleyen ve büyüten, yeraltlarında dinler yaşatan ve yerüstünde nesiller… Bu saydıklarımız para, altın, gümüş ve benzeri değerli eşyayı kendinde barındırmış, yerin her katında, her tepelik ve düzlükte açıkçası akla hayale gelmeyecek yerlerde bile bu zenginlikler kimi daha o ve hemen sonrası dönemlerde ele geçse de yine birçoğu günümüze kadar saklı kalmış işte bu varlıklar ülkenin her köşesinde kâşifleri, yaptıkları ve yapacakları keşifleriyle buluşturmuştur.

Bu kadar iştah açıcı ve göz kamaştırıcı maddi birikim, insanlarımızın bulma ve keşfetme içgüdüsüyle de birleşince Türkiye yi dünyanın en önde gelen hazinelerinden biri yapmış, dolayısıyla gömücü ve defineci cenneti haline getirmiştir. Kazıcı ve hafriyatçılar ülkemize akın etmekte, kendilerine yerli işbirlikçileri bulmakta, son iki yüzyıldır Anadolu antikitesi yağmalanmaktadır. Öyle ki ülkemizden kaçırılan eser zenginliğinden dış ülkelerde yöre ve örene has özel müzeler (Berlin Pergamon Müzesi gibi) kurulmakta, her yıl çektiği sayısız ziyaretçiyle söz konusu müzelerin kasalarına milyarlarca para akmaktadır.

Her geçen gün yeni müze inşa edilmesine rağmen, bitirilmesine istinaden ama bir türlü açılamamasına binaen müzecilik konusunda hala 3.dünyalığı aşamadığımızı söylemeliyiz. Bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde yaklaşık 190 müze bulunmaktadır. Kurum ve vakıf fonuyla kurulmuş 90 kadar özel müze de bakanlık denetiminde ama masrafları kurucular tarafından karşılanmaktadır. Bunun yanında belediye ve meclis tasarrufundaki saraylar ile birlikte müze sayısı tahminen 250 civarındadır.

Sayıca çok gibi görünse de bu sayı yetersizdir. En başta Türkiye nin bir ulusal müzesi yoktur. Öte yandan İzmir gibi yaklaşık 3,5 yıl Yunan işgali yaşamış bir ilin Kurtuluş Savaşı Müzesi yoktur. Yine çok uluslu ve kültürlü Levanten şehri İzmir in, İstanbul un Levanten Müzesi yoktur. İstanbul un işgal yıllarını anlatan İşgal Müzesi, Ankara nın cumhuriyet öncesi ve sonrasını anlatan Cumhuriyet Müzesi, üç tarafı denizle çevrili ülkemizde Deniz Ürünleri Müzesi, El Sanatları ve hatta Halı Müzesi, Deri ve Parşömen Müzesi, İpek ve İpekçilik Müzesi, Mermer Müzesi, Friglerin serpuşundan şapka devrimine kadar geçen süreci anlatan bir Şapka Müzesi, Takı Müzesi, Gemi Müzesi vs vs vs… İnanın, neredeyse her şeyin müzesini yapacak kadar zengin bir kültüre sahibiz. Biz çok büyük bir kültürel birikimin çocukları, böylesi bir uygarlığı yaratan sahiplerin yani atalarımızın torunlarıyız.

Biz bunları sayıyoruz ama daha olanları da açamamışız o da ayrı bir kangren konu. Eskişehir Müzesi yıllardır kapalı. Yöreye özgün ve bölgeye has birçok farlı eserin olduğu bu müzemiz hala tamirat ve yenileme geçiriyor. Mesela hatırlıyorum çok güzel bir pegasusu; hala ordadır inşallah. Milet Müzesi bitti ama geçen yıldan beri açılamıyor. Efes Müzesi küçücük bir binaya sıkıştı kaldı. Çoğu müzemiz gibi yüzlerce eser depolarda bekletiliyor. Dolmabahçe yle ilgili hatırlayın, geçtiğimiz yıllarda basına da yansıyan haberleri. Daha birçok benzer örnek...

Ülkemizde şuan en çok ziyaret edilen müzeler Topkapı ve Ayasofya. Bu bazen yer değiştirse de iki müze ziyaretçi sayısının çokluğu yönüyle başı çekiyor. Daha sonra tahmin edebileceğiniz gibi Efes Ören Yeri ve Pamukkale-Hierapolis. Hierapolis ile Pamukkale yi bir saymak lazım çünkü bu yeri Hierapolis ören yeri Pamukkale, Pamukkale kadar da Hierapolis öreni olarak ele almak lazım. Sırf Roma mezarlığını görmek isteyen ile Aziz Philip Şehitliği ni görmek isteyen veya yalnızca ilgi alanına Pamukkale nin doğal güzelliği giren yani pamuk beyazını görmeye gelen ziyaretçiyi beraber sayıyorum çünkü bunu ayırmaya imkân yok.

Sorun: kaçak kazılar; durum: önlenemiyor; neden? Eee şu, bu… Sevgili okurlarım hastalığı tam tanımlayıp teşhisi doğru koymak zorundayız ve de reçeteyi ona göre vermek. Yazının başından beri saydıklarımıza ilave etmemiz gereken diğer başlıkları da sıralayalım ve sonuca gelelim: ülkenin tarihi zenginliğine sahiplenmenin, kültürel varlıkları korumaya almanın, turizm gelirlerini arttırmanın yolu müze yapmak ve müzeciliği geliştirmek yoluyla aynı doğrultudadır. Müze yapıp içini doldurmanın yoluysa bilimsel kazıları arttırmanın yolunu açmakla mümkündür. Ne kadar yasal kazı çoksa o kadar yasadışı yani kaçak kazı azdır. Ne kadar bilimsel kazı yapmazsanız ve koruma kazıları arttırmazsanız o kadar kaçak kazı sayısı arar, defineciler ortalıkta cirit atar. Bu iki unsur görüldüğü gibi ters orantılıdır.

Bugün hala eskilerde olduğu gibi Eski Eserler Müdürlüğü dolayısıyla oradaki lokal müze bir yerde kaçak kazı duyarsa oraya müdahale ediyor. Yani önce kazıyı kaçak kazıcılar ve hafriyatçılar yapıyor. Sonra bizimkiler “yapma yahu, tüh tüh… '' deyip olay yerine varıyorlar. Bu, son yüzyıldır öyleydi, bugün de böyle ve bu gidişle bir yüzyıl daha böyle süreceğe benziyor. İlk adımı atan, ilk bulguyu yapan ve aslan parçasını kapan devlet değil tam tersine talancı oluyor. Yani defineci, arkeologdan daha hızlı ve daha çok çalışıyor. Şimdi hırsızın polisten daha atik ve daha pratik olduğu bir memleketi hayal edin. Sizce nasıl olur? Bu iş de ne yazık ki buna benziyor.

Yarısı çalınmış bir mozaik parçası, kafası koparılmış bir heykel ve kapağı parçalanmış bir lahit kadar yüreğimi burkan çok az şey vardır. Bugün ülkenin az çok hemen dağında, taşında kaçak kazı ve define avı mevcut. Karakuş Tümülüsü nde, Lystra da, Colossae de, Gerga da, Euromos ta geceleri bilhassa kazıcılar kazma-kürek ellerinde vızıl vızıl çalıştıkları, boş durmadıkları açılan çukurlar, yakılan ateşler ve izmaritlerden, atıklardan belli. Bunlar benim gördüklerim ve tespit edebildiklerimden bazıları. Kim bilir daha neler var? Devletin kazı yapmaması, defineciye adeta “gel birader sen kazı yap '' demesi gibi bir şey bu. Buna halk arasında “ben yemedim, gel sen ye '' demiyor muyuz? Çok üzücü ve vahim bir durum!

Her müzeye, örene bekçi yetiştiremeyen devlet, kazı yapılacak yeni yerlere ise hiç yetişememektedir. Kazıların müzelerden alınıp üniversitelere verilmesi olumlu bir gelişmedir ama müzelere sadece belediye yol ve metro sondajlarında ortaya çıkan arkeolojik bulguları denetçi ve inşaat ile temel kazı hafriyatlarında kontrolörlük değil müzecilik, geliştirilmesi ve eğitilmesi konularında da görevler verilmeli, eğitim çalışmalara dâhil edilmelidir. İlkokullardan itibaren çocuklarımıza daha çok Hitit, daha fazla İlyada ve çokça İskender ve de bolca Roma okutmalı, ülkemizdeki tarihi yer ve müzeleri öğretmeliyiz. Unutmamalıyız: biz bu coğrafyada 1071 den önce de vardık.

Bana göre her il ve ilçede gerekirse beldede eski eser koruma müdürlükleri kurmak ve buralara ormancı gibi, kır bekçisi gibi dağ taş gezebilecek, ören jandarması niteliğinde meslekten görevliler atamak zorundayız. Tarihi yer ve örenler ile henüz kazı yapılmamış yerlerde büyük bir sahipsizlik, başıboşluk ve biraz da vurdumduymazlık, anlamsız çaresizlik vardır. Misal; eğer jandarma kırsalı boş bırakırsa nasıl eşkıya yerleşir, bu da öyle. Şayet bir şehri polis denetlemezse o şehir hırsıza, uğursuza teslim nasıl olur, aynı. Asayişin yerine asayişsizlik dolmaz mı? Sen boş bırakırsan yerini başkası doldurmaz mı?

Doldurur değil mi?

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
          |                              

Asil S. TUNÇER
Profesyonel Turist Rehberi
09 Eylül 2010 Perşembe
Mesaj Gönder 2656



 Yorumlar

Fatih KUTLU
Yazara Mesaj gönderin
MARDİN MİDYAT HASANKEYF 2

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
MARDİN KAPI HİÇ ŞEN OLMUYOR

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
BİR DÖNEMİN TANIĞI YOLCU BEKLEME EVLERİ YOK OLUYOR

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
İSTİKLAL, DOĞA VE KÜLTÜR YOLUNDA BİR MOLA NOKTASI Yorum VAR !

A.Nejat Şardağı
Yazara Mesaj gönderin
HEORTOLOGİE

Cem POLATOĞLU
Yazara Mesaj gönderin
SAKLI CENNET ARTVİN

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMİN GENÇ ROL MODELİ: SİDAL YAŞAR

Elif ÇALIŞKAN
Yazara Mesaj gönderin
HAYVANLARLA KONUŞABİLSEK NE GÜZEL OLUR

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
TEOS Yorum VAR !

Şebnem Başdere ORMAN
Yazara Mesaj gönderin
IBO KONSTANZ GÖLÜ FUARI VE KAPANIŞI Yorum VAR !

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti




. . .