MÜZE VE ÖRENLERDE GÜVENLİK ZAAFİYETİ -2-

Son on yılda yaklaşık 500 eser çalındı. Eser kaçakçılığında dünyada ilk üçteyiz.


Müzelerimizde ve örenlerimizde az da olsa güvenlik zafiyeti var. Hatta bunu ülke geneline bile yaymak mümkün. Hastane, müze, okul, ören, park, sokak veya müze… Ekseri güvenlik zaafı yaşadığımız ve pek de güvende olmadığımız mekânlardan birkaçı… Ülkemizde bazen öyle şeyle yaşıyoruz ki benzer olaylara üçüncü dünya ülkelerinde az rastlarız.

Ülkede görevliler için bir aksaklığın sorumluluğu almak, varsa hatayı kabullenmek ve de özeleştiride bulunmak meziyeti yok. Bu bir kültürel eksiklik gibi dursa da bu aslında uzun süredir ihmal edilen eğitimimiz ile ilgili. Yoksa ne Türk ne de İslam kültüründe böyle bir şey var. Kültürü eğitimle beslemeseniz kültürsüzlük veya yoz kültür diye adlandırdığımız istenmeyen bir durum ortaya çıkar.

Bu yüzdendir ki yer yetersizliğinden müzelerin depolarında istiflenen eserler bir zaman sonra kayboluyor, kanatlanıyor sanki. Bu durum sırf müze ve depo envanterlerinde yaşanan bir durum değil. Salt arkeolojik veya tarihi mesele değil yaşanan. Bu ülkenin genelinde hemen her yerde görülen bir durum. Buna askeriye de dâhil; yedek subaylığımdan hatırlıyorum.

Bir eser ya da eşyanın kaybı ile ilgili sizin de bildiğiniz gibi çok basit bir durum saptaması yapmak olası: 1-Hırsızlık vakalarının sıklığı ve dolayısıyla o toplumun eğitim ve sosyo-ekonomik sorunu; 3-Soyulan yerin ve çalınan eşyanın emniyetsiz ortamı ile güvenlik sorunu; 4-Çalma eyleminin gerçekleşmesinde hırsızlığın nasıl gerçekleştiği sorusu; 5- Varsa yardım ve yataklık eden ile ihmali bulunan personel sorunu. Tüm bunlar bir müzeden bir eserin kaybolmasında etken unsurlar.

Bu bağlamda müzelerin işleyiş, çalışma ve gelir-gider prosedürü ile ilgili bazı idari uygulamalar ve kurallar konusunda yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Müze ve ören gelirleri, müzelerin gelir kaynaklardan gerektiği biçimde yararlanabilmesi hususundaki aksaklıkların giderilmesi şarttır.

Eski eserlerin kayıt işlemleri, sorumluluğun kime yükleneceği ve kayıp durumunda kimin cezalandırılacağı ilgili düzenlemeler yetersizdir. Müze personelinin özlük hakları, çalışma şartları ve sorumluluk alanlarına ilişkin bazı eşitsizlik doğuran hükümler mevcuttur. Yüksek öğretim mevzuatında daha beş yıl öncesine kadar müzecilik eğitimi diye bir eğitim programı yoktu. Biz kış uykusundan nerdeyse 1,5 asır sonra uyandık.

Kaçak kazı yapanlara ve define avcılarına yönelik cezalar yetersiz, caydırıcılıktan uzaktır. Bu yüzden ülkemizde kaçak kazılar yıllardan beri engellenememektedir. Kaçakçılık olaylarıyla ilgili müzelerin yetkileri, bilgilendirme ve değerlendirme faaliyetleri yetersizdir. Eser satın alınması için tahsis edilen ödenekler yetersiz olup satıcılar müzenin önerdiği az para yerine dışarıdaki satıcılara yani yasal olmayan yollara başvurmakta ve eserlerin yurtdışına çıkmasının önünü açmaktadırlar.

İdari üst birimlerle alt birimler arasındaki iletişim, yetkilendirme ve sorumluluk dağılımı ile müze personelinin denetlenmesi, geçici göreve gönderilmesi hususlarında karşılıklı görüş alma ve bilgi paylaşımı hususları yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca müzelerin büyüklüğü, yetki sınırı, kadro ve eleman sayısı ile bütçesi hususlarında da aksaklıklar var olup bunların giderilmesi gerekir. Öte yandan müze personelinin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimine ilişkin mevzuat yetersizdir.

Eski eser kaçakçılığıyla ilgili olarak açılan davalara konu olan eserlerin saklanabilmesi, davanın seyri esnasında yeterince korunabilmesi için yeterli yer ve uygun depolamaya gereksinim duyulur. Depolar bu yönüyle yeterince büyük, uygun ısı, ışık ve nem koşullarına sahip olmaları gerekmektedir. Hâlihazırdaki eserlere yer bulunamazken bu yeni gelen esere yer yaratmak ve saklamak ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra müzelerin birçoğunda güvenlik ve teknik donanım yetersizdir.

Bazı müzelerimizde hala yangın ve afet durumunda eserlerin nereye ve nasıl nakledileceğine ilişkin afet planları bulunmamaktadır. Ayrıca bir alarm çaldığında o müzenin otomatik olarak bölümlerinin kilitlenip, gerek hırsız veya çalınmakta olan eser hapsolunmalıdır. Bu durumda müzeler çok geniş salonlardan çok daha küçük birimler şeklinde ve her biri kendi içinde alarm sistemi barındıran, özel tertibatlı odalara bölünmelidir.

Bundan başka bir kazıda çıkan eseri kim veya hangi müze kazarsa kazsın o yerdeki müzede sergilenmesi doğrudur. Yani Milet’teki bir eserin İstanbul’da ne işi vardır? Oraya koyduğun bir objemidir müzeyi zengin kılan? Bunun yanında Milet’teki müze sergileyecek eser daha doğrusu kendi eserini beklemektedir.

Diğer bir örnek Efes’ten çıkarılan Domitian Heykeli’nin her bir parçası bir yerdedir. Baş ve kol Efes’te, diğer gövde ve parçalar İzmir’de. Zamanında belki her örenin müzesi yoktu ve kazılan kazanın elinde, müzesinde kaldı ama bugün bu belli oranda değişti. En azından kendi müzesine kavuşan örenlere ait dağınık eserlerin teslimatı yapılmalı, bir araya toplanması sağlanmalıdır.

Peki, müzelerde sayımlar nasıl yapılıyor? Birden bir eserin nasıl kaybolduğu anlaşılıyor? Sayımlar rutin mi? Periyodik mi? Yılsonu sayımları mı? Bilgisayar kaydı esaslı günlük veya haftalık rutin sayım cetvelleri tutuluyor mu? Bir başka konu ise sayımlarda kamera kaydı tutulması uygulamasına geçilmesi.

Örneğin; önce Uşak Müzesi’ndeki broş ve ardından Kahramanmaraş’taki sikkelerin sahteleriyle yer değiştirilmesi hadisesi. Son olarak da Topkapı Sarayı ile ilgili gündeme gelen söylentiler… Kahramanmaraş ve Muğla Müzelerinde güvenlik kamerasının bulunmadığı tespit edilmiş; bu çok önemli.

Bir de şu 2863 sayılı Kanunun 5. maddesi, alınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet Malı niteliğindedir, diye bahseden kısım… Oysa aynı kanunun 23, 24, 25, 26 ve 27. maddeleri ve bunlara dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde ‘korunması gerekli taşınır kültür varlıklarının alınıp satılmasına, gerçek ve tüzel kişilerce özel müze kurulmasına ve koleksiyonculuk yapılmasına izin verir nitelikte tanımlamalar ve düzenlemeler de yer almaktadır.

Öte yandan yine 2863 sayılı Kanunun 23/a maddesinde ve yine “Etnografik Nitelikteki Taşınır Kültür Varlıkları Hakkındaki Yönetmelik”in 3. maddesinde, Osmanlı Padişahlarından Abdülmecit, Abdülaziz, V.Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve Vahdettin’e ait ve aynı çağdaki sikkelerin tescile tabi olmaksızın yurtiçinde alınıp satılabileceği öngörülmüştür. Zaten bilindiği gibi ülkemizde müzayedelerde bu dönem eserler alınıp satılabilmektedir. Müzayede ve koleksiyonculuk konularında sık sık sıkıntılar yaşanmıştır ve bunun örnekleri vardır.

Yeni düzenlemelerle koleksiyoncuların çalışma alanı biraz daha daraltıldı bu sefer karşı sesler yükseldi. Onlara göre eser alım satımı daha rahat bırakılmalı ki kaçak önlensin. Hâlbuki burada gözden kaçan bir husus var: O da bir eseri elden ele dolaşır hale getirip bir müzayede de veya koleksiyoncuda ele geçirmek yerine eserin elden ele dolaşmasının ve müzayedelere, koleksiyonculara düşmesine engel olmaktır. Yoksa bu iş için en karlı Pazar malum AB ve ABD’dir.

Bugün ülkemizden kaçırılan yüzlerce eser ona yakın ülkede yaklaşık on beş müzede sergilenmektedir. Ellerinde bulundurdukları kaçırılmış eserler için iade talebine karşılık “dünya kültür mirası olduğu” ve “onları koruyup sergilediklerini” ve de “dünyaya hizmet ettiklerini” söylemektedirler.

Almanya; Bergama’dan kaçırılan Zeus Sunağı… Danimarka; Diyarbakır Müzesi'nden alınan Bronz Sfenks Figürü… Fransa; Lidya hazineleri… Rusya; Truva Hazinesi… ABD; Kumluca Eserleri… İngiltere; Efes Artemis sütun kabartmaları ve Halikarnas Mozolesi parçaları… Avusturya; Efes’in kütüphane ön duvarındaki heykeller… İtalya; yazıtlar… Bunlar sadece birkaçı, yoksa liste çok uzun.

Sadece son on yılda yaklaşık 500 eser muhtelif müzelerden çalındı. Eski eser kaçakçılığında dünyada ilk üçe giriyoruz. Bu konudaki en büyük sorunumuz "kültür varlığını koruma bilincinin eksikliği” ve bu konuda hala kalıcı bir çözüm yani eğitim atağına henüz tam geçilmemiş olması. Bu ülkenin tarihi ve arkeolojisi, sanat eseri çok zengin bir ülkeyiz ama bir o kadar da koruyamama, değerlendirememe fakiriyiz. Neden?

Gelin bunun üzerinde biraz düşünelim. Çok basit: 1) Müslüman, Türk olduğumuzun bilincine vardığımız kadar Anadolulu olduğumuzun, büyük bir mirasyedi olduğumuzun bilincine bir türlü varamadığımızdan, 2) Hükümetlerden bağımsız değişmez ve kalıcı bir kültür politikamızı henüz oluşturamadığımızdan, 3) Eğitim-öğretim sistemimizin ezberci ve sadece üniversite kazanma hedefli olduğundan.

Anlamadığım bir başka yön de şu: yerinden yurdundan edilen bir eseri gidip alakasız emanetçi bir müzede seyretmek bir insana ne zevk verir? O eser ki kendi kontekstinden koparılmış ve zaman ve mekân çağrışımı yapmayan alakasız bir müzede sergileniyor. Şimdi bir tane Budha heykelini alıp gelseniz İzmir’de müzeye koysanız kaç kişi gider görmeye? Gerçi, kendi eserlerimizi de görmeye giden pek yok ya o da ayrı bir konu.

Sorumu değiştireyim: Hindistan’dan çalınmış ve İzmir’deki bir müzeye konmuş Budha heykeli ziyaretçiye ne kadar çekici gelir? Ya da bir kanguru fosili, ne bileyim farz-ı misal bir Eskimo zıpkını. Sırıtmaz mı? Ülkemizden götürülen ve o çevreyle, coğrafyayla alakasız eserleri sergileyen, izleyen bu adamlara acaba söz konusu çalıntılar sırıtık gelmiyor mu? Gerçi pişkinlik mevzu bahis biraz da…

Halikarnas Balıkçısı’nın bir anısı var, çoğumuzun bildiği... Gelin hatırlayalım: Balıkçı Mozole’nin Londra'daki British Museum’da olmasına çok kızmaktadır. Bunun üzerine kalkar İngiltere Kraliçesi’ne bir mektup yazar: “Mozoleyi bize geri vermelisiniz çünkü o ancak Arşipel mavisinin önünde güzeldir”.

Aldığı cevap çok pişkincedir: “Mozoleyi size geri vermemiz mümkün değil ancak bulunduğu yeri Arşipel mavisine boyadık”.


Yararlanılan Kaynak:
http://www.sayistay.gov.tr/rapor/perdenrap/1998/Kultur/MuzelerPDR.pdf

          |                              

Asil S. TUNÇER
Profesyonel Turist Rehberi
08 Ocak 2012 Pazar
Mesaj Gönder 1466




 Yorumlar
HASAN SERBEST yorum yaptı... Yorum Ekleyin
hala defineciler ve kaçakçılar faaliyette... 1/15/2012

çok haklısınız ama henüz tam gerekenler yapılmadığından tarihi eserlerimiz yurtdışına kaçırılmaya devam edliyor zaten müzelerde yetersiz

Tolga Fahri ÇAKMAK
Yazara Mesaj gönderin
GÖBEKLİ TEPE' DE BİR EFSANEYİ UĞURLARKEN...

Şehmus KARTAL
Yazara Mesaj gönderin
KELHA ALODİNA KALESİ VE KUMLUCA KÖYÜ

Sezen SEÇGİN
Yazara Mesaj gönderin
YUCATAN'IN KALBİ MERİDA'DA BİR GARİP GECE

Mehmet TANIR
Yazara Mesaj gönderin
SAGALASSOS YÜZEY ARAŞTIRMALARI BAŞLADI...

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
HIZLI KİLO KAYBI ÖLÜMCÜL OLABİLİR

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE : BULGARİSTAN

Hikmet TOSUN
Yazara Mesaj gönderin
SİNOP'TA ÇOK ESKİ BİR DENİZCİ GELENEĞİ Yorum VAR !

Birgül ÇETİN
Yazara Mesaj gönderin
SİRTO'DAN LONGA'YA... Yorum VAR !

Aykut ALTINIŞIK
Yazara Mesaj gönderin
ÖREN YERLERİNİN TEMİZLİK VE GÜVENLİK SORUNU..

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti