AMAN BRE DERYALAR...

Sevgili dostlarım… Bugün Rumeli denen coğrafyanın biraz tarihinden, biraz çocuklarından, biraz geleneklerinden, biraz yemeklerinden, biraz müziklerinden

ve biraz da Ulu Önderimiz Atatürk’ün anılarından ve Elveda Rumeli’den yazmaya çalışacağım. Sizler için araştırdım, dinledim. Keyifle ve merakla okumanız dileğiyle:

AMAN BRE DERYALAR TÜRKÜSÜNÜN ACIKLI HİKAYESİ :

"Aman Bre Deryalar" türküsü bir Balkan Türküsü'dür. Bu türkü Rumeli Halay Havası olarak da geçer. Bizler Arif Şentürk'ün sesiyle bu türküyü sevdik. Halen "Aman Bre Deryalar" dendiğinde hemen hemen herkesin aklına Arif Şentürk gelir.

Her ne kadar "Aman Bre Deryalar" için halay havası dense de bu türkünün acıklı bir hikâyesi vardır. Zaten türkünün sözlerini dikkatli bir şekilde dinleyen herkes hikâyedeki dramı anlayacaktır. Özellikle Trakya taraflarında ve Balkan göçmeni yurttaşlarımız arasında bu türkü düğünlerin kapanış şarkısı olarak söylenir ve çalınır.

"Yusuf ile Feride birbirlerini çok severler ancak aileleri bir türlü evlenmelerine razı gelmez. Yusuf bir gün kafasında bir plan yapar Arda Nehrini sevdiğiyle geçerek izlerini kaybettirip yeni bir hayat kurmayı düşler.

Bu durumu Feride’ye anlatır. Feride, Arda'ya bizim kayıklar dayanmaz gitmeyelim der ama nafiledir. Feride Yusuf’un ısrarlarına dayanamaz ve Arda’yı aşmayı kabul eder. Ancak şans yüzlerine gülmez ve dalgalar kayığı devirir. Yusuf da boğularak ölür. Feride bir şekilde kurtulmayı başarır ancak Yusuf’un ölümü O'nu çok yaralar ve bu türküyü söyleyerek ağıt yakar..."

Aman bre deryalar kanlıca deryalar ,
Biz nişanlıyız ,
İkimizde bir boydayız ,
Biz delikanlıyız ,

Çıkar aba poturunu ,
Dalgalar artacak ,
Demedim mi ben sana?
Kayığımız batacak,

RUMELİ DENEN COĞRAFYA..

Rumelia veya Roumelia (Türkçe Rumeli,Batı Kayı Türkçesiyle Urumeli,Urumcuk) ya da Balkan Yarımadasının bir bölümü, Büyük Roma İmparatorluğu’nun ve daha sonra da Doğu Roma İmparatorluğunun topraklarının en batısı ve İran Topraklarının da en doğusu olduğu için İranlılar ve Türklerin RUM dediği bölge, Kuzey Bulgaristan, Batı Arnavutluk ve Mora yarımadası tarafındaki Güney Arnavutluk’u veya diğer bir ifadeyle içerisinde İstanbul ve Selanik,Trakya ve Makedonya’nın dahil olduğu bölgeler, Bugün Rumeli ismi, bazı zamanlar Türkiye’nin Avrupa Kıtasındaki toprakları (Edirne, Kırklareli,Tekirdağ illerinin tamamı, İstanbul ve Çanakkale illerinin Avrupa Yakası) için kullanılırmış.

RUMELİ ÇOCUKLARI
Subhaneke
Torba dike
Üzüm koya
Yolda yiye
Bizim deve
Gelmez eve
Vur topuzu
Gelsin eve

Rumeli’de çocuklar \"sübhaneke\" duası yerine söylermiş.

ELVEDA RUMELİ


Yıl 1896... Manastır yakınlarında bir Osmanlı köyü... Türk, Arnavut, Makedon bir çok farklı etnik grup bu köyde bir arada yaşamaktadır, fakat bir süredir Balkanlar kaynamaktadır... Balkan harbinin ayak sesleri duyulmaya başlamıştır ve 500 yıldır bir arada kardeşçe yaşayan köy halkı arasında belli gerilimler doğmaya başlamıştır. Kahramanımız Ramiz, karısı ve üç kızıyla birlikte bu köyde sütçülük yaparak geçimini sağlamaktadır.

Oldukça fakir bir adam olan Sütçü Ramiz, bütün bu siyasi kargaşa arasında ailesinin geçimini sağlamakta oldukça zorlanmaktadır. Tam manası ile bir halk tipi olan Ramiz biraz Nasreddin hoca biraz Bekri Mustafa biraz Karagöz karışımı bir tiptir. Kızlarına da çok düşkün bir baba, yüreğinde hiç kötülük olmayan bir adamdır. Ama gelenek ve göreneklere sıkı sıkıya bağlı biridir. Karısı Fatma ise aslında hem bu gürültücü adamı hem de evi çekip çeviren asıl kişidir. Kızları evlilik çağına gelmişlerdir. Fatma bir süredir kızlarını iyi ve zengin kocalarla evlendirmek kaygısına düşmüştür. “ELVEDA RUMELİ” Ramiz ve ailesinin ekseninde gelişen olayları anlatırken, bizlere komedi, tarih, aşk, hüzün, şiddet, kötülük, entrikayı aynı anda yaşatmış ve seyircinin sahip çıkmasıyla uzun süre izlenme oranında birinciliği elden bırakmamıştır.

RUMELİ USULÜ KIZ İSTEME
Yörük : Anadolu ve Rumeli’de göçebe olarak yaşayan, geçimlerini hayvancılıkla sağlayan ve mevsimlere göre ova ve yaylalarda kurdukları çadırlarda oturan Oğuz Türklerine verilen ad.
Yörüklerde aile yapısı,daha çok erkek hakimiyetine dayanırmış. Yörüklerde esas evlilik şekli,tek evlilikmiş. Genellikle evlenen çocuklar,babalarıyla birlikte yaşarmış. Bu yüzden büyük aileler meydana gelirmiş. Yörükler, amca kızı, dayı kızı, amca ve teyze kızı gibi yakın akrabalarıyla evlenirlermiş.
Oğlu evlenme çağına gelen Yörük ailesi, kendisine uygun bulduğu ailenin kızına dünür gidermiş. Kız isteme olayına "Allahın Emrini Anma" denirmiş. Eğer cevap olumlu ise, kız evinde kahve içilirmiş. Bunun tersi olursa da,dünürcüler, hemen evi terk ederlermiş. Dünürcüler uygun cevap aldıkları zaman, oğlan evi tarafından hazırlanan ve beraberlerinde getirdikleri şerbeti içerlermiş.

Uygun cevap alınıp,söz kesildikten sonra \"beylik\" ismi altında, oğlan tarafından seçilen kadınlar, kız evine giderler ve kıza nişan takarlarmış. Nişanlar, elbise, altın, gümüş gibi ziynet eşyalarıymış. Söz kesiminde oğlan tarafından kızın babasına veya velisine bir miktar para verilirmiş.İslam dinine göre alınmasının haram olduğu bildirilen bu paraya ‘’ başlık’’ adı verilirmiş.Oğlan tarafı,kızın elbise,mutfak ve diğer eşyalarını aldıktan başka,kızın akrabalarına da uygun hediyeler alırlarmış.Bunun ismine de ‘’ Yol ‘’ denirmiş.Kız başka köyden gelecek olursa ,oğlan babası davet edeceği köylerin her odasına ve her oda sahibine ayrıca birer yol gönderirmiş.

Bu yollar kase,bardak,sahan,şeker,kahve gibi şeylermiş. Nişandan sonra her iki taraf düğün tarihine kadar hazırlık yaparmış, Daha sonra düğün için kız evinden ‘’Ara Kesme’’ denilen izin alınırmış .Genellikle Salı günü oğlan evinin damına büyük bir şenlikle davul ve zurna ile bayrak dikilir,böylece düğün başlarmış. Düğün zamanı herkes düğün sahibiymiş gibi evini misafirlere açar, dargınlık küskünlük olmazmış. Perşembe akşamına kadar yenilir içilir ve eğlenilirmiş.. Düğünün son akşamı kızın annesinin evinde kızın arkadaşları, köyün kızları ve kadınları toplanarak çalgılarla, türkülerle kına gecesi yaparlarmış. Gelinin eline kına yakarlar ve çeşitli türküler söylenirmiş. Bu türkülerden biri şöyledir:

Çattılar kazan taşını, Kurdular düğün aşını,
Düzdüler gelin başını, Gelin kınan kutlu olsun,
Söyle dilin tatlı olsun.

Hani gelinin kınası , Çağırın gelsin anası,
Gelin damada yarası, Gelin kınan kutlu olsun,
Söyle dilin tatlı olsun .

Gelinin gözü yaşlı,Anasının bağrı taşlı,
Gergehte oyası başlı,Gelin kınan kutlu olsun,
Söyle dilin tatlı olsun.

Gelinin gideceği gün, kız evinde hazırlanan ve oğlan tarafından önceden kız evine gönderilen çeyizler, kapının önüne çıkarılır, kız,evinden, yüzü alla örtülü olarak çıkarılır ve ata bindirilirmiş. Çeyizler de yükletilip oğlan evine götürülürmüş. Oğlan evine götürülen gelinin, yollarda önüne sık sık çocuklar tarafından ipler gerilir, çocuklara hediyeler verilerek geçilirmiş.. Gelini, güveyin evi önünde, yengeler attan indirirmiş. Gelin attan inmeden önce, güveyin yakın akrabalarından biri, başına üzüm, şeker, arpa, buğday, para gibi şeyler serpermiş.Gelin attan ineceği sırada, oğlan babası davet edilir, geline hediye verir veya vaad edermiş. Kaynana ve diğer yakınlar da, çeşitli hediyeler verirlermiş.. Gelin attan indikten sonra, güveyinin evine gider, çeyiz içinde ayrılmış olan ve “dürü” adı verilen bazı eşyalar, davetlilere dağıtılırmış.

Damada törenle elbise giydirilir, Güvey, elbiseyi giydikten sonra, “sağdıç” adı verilen, evli bir kimsenin evine götürülür, vaktin gelişine kadar, güveye her türlü şakalar yapılır, güvey burada izin almadıkça yerinden kalkamaz, gülemez ve söz söyleyemezmiş.. Bundan sonra meclise köyün hocası gelir,güveye, gerdeğe ait sıhhî ve dinî öğütler verir, kendisine hayırlı bir evlilik için dua edermiş. Yatsı namazı kılındıktan sonra, güveyi, arkadaşları evine götürürler, evin giriş kapısı önünde hoca tarafından dua okunduktan sonra, arkadaşları tarafından vurulan birkaç yumruk arasında, güveyi eve girermiş.

Ertesi gün kadınlar, gelini ziyaret ederlermiş.Bu ziyaret esnasında yapılan törene “baş bağlama” veya “duvak açma” adı verilirmiş.. Bir hafta veya bir ay sonra damat, gelinle beraber kayınpederin evine giderek, büyüklerin ellerini ve dizlerini öptükten sonra, kayınpeder ve kayınvalidesini evine davet edermiş.Bu davet günü, kayınpeder de, ayrıca bir gün için onları davet edermiş ki, buna “el öpme” denirmiş.

RUMELİ YEMEKLERİ ÜZERİNE

Yörelerin gelenek ve göreneklerini, o yörede hazırlanıp sunulan yemekleri anlatır. Rumeli yemekleri genel olarak hamur işi ağırlıklıdır. Etli tencere yemekleri ve börekleri ile ünlü mutfakları vardır. Sebzelerin ve hububatın çoğu, kıymalı, kuşbaşı etli, soğanlı olarak suyla pişirilip yenirmiş. Patates,pırasa ve patlıcan bu yörenin mutfağında yer tutan önemli sebzelerdir. Büryan,Sütlü Patates ( Dila ) ,Gelin Yemeği ( Manca ), pırasa dolması, ıslama köfte, Arnavut Ciğeri, Kokolinga, baba, çıplak, kozba gibi yemek ve tatlıların yanında patates ve pırasadan börekler yapılırmış.

Kendilerine has süslemeleri ve kumaş çeşitleriyle göz dolduran özel yöresel kıyafetleri ve ihtişamlı takılara olan meraklı Rumelilerin mutfaklarına da yansımış olup özel günler, kutlama, bayram ve düğünler de sofralarından eksik etmedikleri büryan, etli yahni, şekerpare ve sarmalar ile börekleri olmazsa olmaz yemekleridir.

BİR HİKAYE
Zamanın birinde tarlalarında çalışmak üzere gelen işçilere öğle yemeği hazırlama telaşına düşen gelin ve kayınvalide arasında geçen ,dilden dile bizlere ulaşan ve Rumeli yemeklerini birkaç cümlede özetleyen bu güzel Rumeli hikayesini sizlerle paylaşmak istedim:

"Bir gün tarlalarında çalışmak için gelen işçilere yemek hazırlamak isteyen gelin, hazırlığı olmadığından ne yapsam diye düşünürken kayınvalidesine danışmış. Tecrübeli, kanaatkar ve maharetli Rumeli kadının güzel bir örneği olan kayınvalide "üzülme ben şimdi bir teneke patates alır gelirim sen de aldığım patates ile çorbatina (Patates çorbası), kalatina (Patates yemeği), dilatina (Yumurtalı patates), pitatina ( Patates böreği) hazırlarsın. İşçileri doyururuz.’’ demiş. Arnavutların bir çeşitten pek çok yemek yapabildikleri ikram severliği bu hikaye ile göze çarpmaktadır.’’


Makbule Yemeği & hazırlanışı
Et bir tencerede güzelce kavrulur. Büyük bir tencerenin dibine soğan ve havuç döşenir. Üzerine et onun üzerine de pirinç döşenir, tekrar soğan ve havuç tekrar et tekrar pirinç döşenerek tencere doldurulur az bir su ilave edilerek karıştırmadan pişirilir. Pirinçler pişince tencere büyük bir sofra tepsisine ters kapatılarak boşaltılır. Tepsinin kenarları salata ve yoğurtla süslenir.

Kıymalı Kol Böreği
İnce kıyılmış soğanlar kıymayla birlikte bir miktar yağ ile kavrulur. (Bu işlem bir gün önce de yapılabilir, çünkü kavrulmuş kıyma soğutulmuş haliyle kullanılır.) Kavrulmuş kıymaya tuz ve karabiber ilave edilir ve dolgu olarak önceden hazırlanmış 2 yufka hamuru arasına yayılır.


Rumeli Beğendisi

Patlıcanlar közlenir,kabukları soyulur,ince ince doğranır ve ezilir.Diğer tarafta bir tencerede sıvı yağa soğanlar eklenerek kavrulur içine kuşbaşı et eklenir. Tencerenin kapağı kapatılır etin kendi suyunda pişmesi sağlanır.Etler piştikten sonra üzerine sirke,sarımsak,tuz ve şeker ve bir yemek kaşığı salça ilave edilir,kavrulur.Un çok az yağ ile hafif kavrulur,soğutulur ve üzerine süt eklenerek boza kıvamına gelene dek pişirilir.Bu sos patlıcanın üzerine dökülür.Servis tabağında etin yanına eklenip üzerine kaşar peyniri serpilerek servis yapılır.

Kendilerine has süslemeleri ve kumaş çeşitleriyle göz dolduran özel yöresel kıyafetleri ve ihtişamlı takılara olan merakları,Rumelilerin mutfaklarına da yansımış olup özel günler, kutlama, bayram ve düğünler de sofralarından eksik etmedikleri büryan, etli yahni, şekerpare ve sarmalar ile börekleri olmazsa olmaz yemekleridir.

Yöreye ait kaymaçina olarak da bilinen, yeni doğum yapan ineklerin ilk sütüne şeker katılarak tepsiye konulup, fırında pişirildikten sonra dilimlenerek servis edilen ağız tatlısı, eskiden, Rumelili göçmenlerin ineklerin buzağıladıktan sonraki müjdeleme düşüncesiyle komşuları ile bu mutluluklarını paylaşırken ikram ettikleri tatlı olarak bilinir.

Ayrıca pırviçe denen geleneksel damat yemekleri vardır. Düğünden bir hafta kadar önce kız annesi tarafından geleneksel yemeklerin hazırlanıp sunulduğu bu yemek daha sonra gelinin evinde damat paçasının başyemek olarak sunulduğu tüm ailenin katıldığı birliktelik yemeğinde yenir, içilir ve yeni evli çiftlere mutluluk ve ağız tadıyla bir ömür geçirmeleri temenni edilir. Bu kültüre ait yemeklerin çeşitleri ve özel sunumları yanında yemeklerin tüketimlerinde hızlı yemek yeme alışkanlığı da yaygındır. Birçok yemek ve yiyecek türü ile sağlıklı ve dengeli beslenme ve vejetaryen mutfağına kaynaklık edebilecek örnekleri barındıran Rumeli yemeklerinin hazırlanmasında en çok tercih edilen yaş tereyağı salata ve ezmelerde zeytinyağıdır. Bu yağ çeşitlerinin yemek hazırlamada başta yer alması mutfağın sağlıklı beslenme açısından da üstün bir yönüdür.

ATATÜRK’ÜN MÜZİK ZEVKİ


Atatürk halk türkülerine büyük önem verirmiş,bilhassa Rumeli Türkilerini çok iyi söyler ve birçok türkümüzü de severek dinlermiş. Atatürk’ün yaşadığı dönemlerde, bugünkü Milli Eğitim Bakanlığımız içinde Hars (Kültür) Müdürlüğü kurulmuş (1920) ve Anadolu’da özellikle türkü derlemeleri çalışmaları başlatılmıştır. 1932 yılında Atatürk’ün talimatları ile kurulan “Halkevleri”nde halk müziği ve halk oyunu etkinliklerine de önem verilmiş, halk şairleri ile çeşitli görüşmeler yapılmıştır. Yine, 1936 senesinde kurulan Ankara Devlet Konservatuarı bünyesinde halk müziği derlemeleri çalışmalarına devam edilmiştir.

Prof. Dr. İlknur Güntürkün Kalıpçı’nın ifadelerine göre ; Atatürk, bir yolculuğu esnasında, Antalya yolunda mola için durur, bu sırada kulağına bir türkü sesi gelir; "Yaa bu türküyü çok sevdim bulun getirin bu türküyü söyleyeni" der. Sonunda karşısına çıka çıka küçücük bir çoban gelir. Atatürk bu çocuğa; "Sesin çok güzel, bana da bir türkü okur musun?" der. Bunun üzerine çoban; "Demirciler demir döver tunç olur" türküsünü söyler. Atatürk dalmıştır sonra bir ara "bis bis" der çobana. Çoban öylece bakar çünkü bir şey anlamamıştır. "Oğlum bis" der. (Bu söz çok beğendik tekrarla anlamına gelmektedir.) Çoban Atatürk’ün ne demek istediğini anlayınca hiç nazlanmaz ve tekrar aynı türküyü okumaya başlar. Atatürk türkü bitince cebinden bir miktar harçlık çıkarır ve çobana uzatır. Çoban, harçlığı hemen alır ve belindeki kuşağına koyar, elini tekrar Atatürk'e uzatıp; "bis bis" der. Bu espri Atatürk'ün çok hoşuna gider.
Atatürk; dost sohbetlerinde, günler süren tren yolculuklarında, dönemin aydınları, siyasetçileri ve bilim adamlarıyla memleket meselelerini tartıştığı Çankaya sofralarında bile şarkılar, türküler dinlermiş.


Atatürk, Türk milletine evrensel müziğin çok sesli ezgilerini tanıtmayı, sevdirmeyi amaçlarken Türk musikisinin gücünü ve etkisini görmezden de gelmiyor, şarkılar ve türküler onun günlük yaşamının bir parçası haline geliyor.
Bestecilerden güftecilere, yorumculara kadar kimler yok ki bu nağmelerin içinde: Münir Nurettin Selçuk, Saadettin Kaynak, Hamiyet, Mustafa Nafiz, Afitap, Yesari Asım Arsoy, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Selahattin Pınar ve daha pek çokları.
Tren yolculukları sırasında dinlediği Necip Celal Andel'in Seyyan (Oskay) tarafından seslendirilen "Yıllar" tangosu da var içlerinde; hüzzam, karciğar şarkılar, kantolar, gazeller de...
Seçilen nağmeler arasında Atatürk'ün başka türlü sevdiği Rumeli Türküleri de var; Kendisinin de fısıltıyla eşlik ettiği türküleri söylerken gurbet,acı,özlem gözlerinde okunurmuş.Atatürk Rumeli Türkülerini gözleri dolarak dinlermiş.

ATATÜRK’ÜN ANNE SOYU :KONYARLAR


Atatürk’ün anne soyu da Anadolu’dan gelerek Rumeli’ye iskan edilen Yörük veya Türkmenlere dayanmaktadır.Anne tarafından dedesi Vodina Sancağına bağlı ‘’ Sarıgöl’’ de denilen ‘’ Kayalar’dan ‘’ göçerek Selanik yakınlarındaki ‘’ Lankaza’ya yerleşen ,Sofu-zade ( Sofi-zade) Feyzullah Aga’dır. Yeleştikleri ‘’ Sarıgöl ‘’ bölgesi,’ ’Sofular ‘’ lakabı ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere, Atatürk’ün anne soyu Konya Karaman’dan Rumeli’ye gelen ve bundan dolayı da ‘’Konyarlar’’ şeklinde, Rumeli’deki diğer Yörük gruplarından farklı olarak bu adla anılan Yörüklerdendir.

ATATÜRK’ÜN SEVDİĞİ BAZI RUMELİ TÜRKÜLERİ:
VARDAR OVASI

Maya dağdan kalkan kazlar,
Al topuklu beyaz kızlar,
Yarimin yüreği sızlar,
Eğlemem aldanamam,
Ben bu yerlerde duramam,
Vardar ovası, vardar ovası,
Kazanamadım sıla parası.
****
KIRMIZI GÜLÜN ALI VAR
Kırmızı gülün alı var,
Her gün ağlasam yeri var,
Bugün benim efkarım var
Bu gönül arz eder seni seni..
****
ALİŞİMİN KAŞLARI KARE
Alişimin kaşları kare,
Sen açtın sineme yare,
Bulamadım derdime çare,
Görmedim hiç ah civan alişimi tuna boyunda.
****
KÖŞKÜM VAR DERYAYA KARŞI
Köşküm var deryaya karşı,
Durmaz akar gözüm yazşı,
Var gönül var git seyreyle,
Gel bana söyle.

ATATÜRK RUMELİ ŞİVESİYLE KONUŞURMUŞ
Türk edebiyatının ünlü isimlerinden şair ve yazar Attila İlhan bir iddiada bulunmuş. Bu iddia büyük ilgi çekmiş. ‘‘Gazi, Rumeli şivesiyle konuşurdu’’ diyen Attila İlhan, Atatürk'ün resmi konuşmalarda Osmanlıcayı tercih ettiğini, ama sıcak ve samimi ortamlarda alıştığı şiveyle konuştuğunu belirtir.
Son yıllarda politik ve kültürel değerlendirmeleriyle de büyük dikkat çeken Türk edebiyatının ünlü ismi Attila İlhan, bir röportajında, Atatürk'ün Rumeli şivesiyle konuştuğunu belirtir. Atatürk'ün ‘‘çok Rumelili’’ olduğunu belirten Attila İlhan, yazmakta olduğu ‘‘Allah'ın Süngüleri’’ adlı romanında bunu anlattığını da söyler. Attila İlhan, Atatürk'le ilgili şöyle der:

‘‘Dili Rumeli'ye çalıyor. Dayımın anlattığına göre Mustafa Kemal Menemen'i ziyarete geldiğinde 48'inci Topçu Alayı'nı ‘Meraba topçileer' diye selamlamış. O tarafın dili Gazi'de vardır. Çocuk diyemiyor mesela ‘çüçuk' diyor. ‘Bre' kelimesini çok kullanıyor. Resmi konuşmalarında Osmanlıca konuşuyor. Ama özel konuşmalarında, ‘At şu tabaa iki küftecik, be çücuk' gibi şeyler söylüyor.’’

OKTAY EKŞİ'NİN ANISI
Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi de Atatürk'e en yakın kişilerden biri olan Falih Rıfkı Atay'ın kendisine Atatürk'ün Rumeli şivesiyle konuştuğunu anlattığını belirtir. Ekşi, ‘‘Falih Rıfkı, bana Atatürk'ün kendisine sık sık Rumeli şivesiyle çocuğum dediğini anlatırdı. Ama ben bunları dinleyeli 40-45 yıl oldu. Kelimeyi nasıl telaffuz ettiğini tam olarak hatırlamıyorum’’ der.

Atatürk'ün Rumeli şivesiyle konuştuğunu gösteren pek çok kanıt var. Örneğin Orman Bakanlığı'nın Ulu Önder'in anısına restore ettiği Ankara Söğütözü'ndeki orman evi ‘‘Koliba’’. Aslına uygun olarak restore edilen küçük bağ evine Atatürk, ‘‘kulübe’’ yerine, Rumeli şivesiyle ‘‘koliba’’ dermiş. Orman Bakanlığı, Atatürk'ün o günlerin Ankarası'ndan sık sık kaçıp kahve içmeye geldiği bu mütevazı kır evine, Ulu Önder'in anısına ‘‘Koliba’’ adını verir.

ANTALYA MUSİKİ DERNEĞİ VE RUMELİ TÜRKÜLERİ


Rumeli Türküleri, beş yüzyılı aşkın Rumeli-Türk yaşantısının özeti gibi... Rumeli, Anadolu’nun hep serhaddı, sınır boyları olmuş. Bu nedenle Rumeli türkülerinin büyük bölümünü, “Serhat Türküleri”; bir başka anlatımla “Kahramanlık Türküleri” oluşturuyor. Rumeli Türkülerinin ilk derlemesini udî Nevres Bey yapmış. Tamburacı Osman Pehlivan çalıp söylemiş, Nevres Bey notaya almış. Bunlar daha çok köçekçe türü eserlermiş. Geniş çaplı ikinci derlemeyi Muzaffer Sarısözen ve Kemal Altınkaya yapmışlar. Rumelili bir müzisyen olan Kemal Altınkaya çocukluk günlerinde Rumeli’de öğrendiği serhat türkülerini Muzaffer Sarısözen’e aktarmış, o da notaya alarak repertuarımıza kazandırmış. İşte bunlardan biri şuydu:

Bülbüller ötüyor seher vaktidir
Gül bade içelim bahar vaktidir
Hazır olun erler gaza vaktidir
Dökülelim yine düşman eline

Rumeli Türküleri ve Köçekçelerinde kompozisyon, makam, usul, her türlü musiki sanatlarının ustaca kullanıldığı görülüyor. Türkü güftelerinde savaşlar, düşmandan alınan ya da düşmana kaptırılan şehirler, bu koşullar altında gelişen gönül ilişkileri bütünleşiyor. Yiğitliklerle, duygusallıklar yan yana gelmişler. Gurbet, hüzün, acı ve kahramanlık iç içe.
TRT repertuarında Rumeli bölgesine ilişkin 400’e yakın türkü bulunuyor. Bu türkülerin bir bölümü İstanbul folkloru içinde eriyerek kimlik değiştirmiş. İstanbul eğlence hayatında büyük ilgi ile dinlenen ve sevilen Rumeli Türküleri, büyük bestekârlarımızı da etkilemiş. Başta Dede Efendi olmak üzere ünlü isimler, "Rumeli ağzı" eserler bestelemişler. Yine bu tür eserlerin bazıları köçekçe takımlarına mal edilerek çalınıp söylenmiş....

Rumeli türküleri hem sanat musikisi hem de halk musikisi aletleriyle icra ediliyorlar. Ezgi özellikleri, yapıları ve lirik-hamasî-pastoral tema zenginlikleri yönünden orkestrasyona elverişli eserler. Bu türkülerde Türk sanat müziğinde de kullanılan yirmi dokuz değişik makamın kullanıldığı görülüyor. Rumeli türkü güftelerinde Rumeli insanına ait kılık-kıyafet, gelenek görenek, yeme-içme alışkanlıkları, bölge insanına takılan adlar, lakaplar farklılık kendini gösteriyor.
Muzaffer Sarısözen’in Kemal Altınkaya’dan derlediği bir türkü var ki, onu Atatürk çok severmiş:

Köşküm var deryaya karşı,
Durmaz akar gözüm yaşı,
Sevdadır her işin başı ..
Rumeli Türkülerinin kaynak kişilerinden biri olan Kemal Altınkaya’nın repertuvarımıza kazandırdığı onlarca türküden bir kaçını daha hatırlatmak istedim:

Gide gide yarelerim dirildi,
Gitme dedim yâr boynuma sarıldı,
Yüksek minareden attım fesimi,
Türlü çiçeklerden aldım rengimi..

Aliş’imin kaşları kare,
Sen açtın sineme yare,
Bulamadım derdime çare.


Antalya’da 25 yılı aşkın süredir amatör musiki severleri bir araya getiren Antalya Musiki Derneği, 2011 – 2012 sezonunu, 8 Ocak 2012 Pazar günü AKM Perge Salonunda düzenlenen Rumeli Türküleri konseri ile açtı. Sanat yönetmenliği ve koro şefliğini Burhan KUL’un yaptığı konserde, konuk sanatçı olarak yer alan son dönem halk müziğinin başarılı akademisyen ve ses icracısı Okan Murat ÖZTÜRK, bağlama eşliğinde seslendirdiği ezgilerle izleyicilerden büyük alkış aldı. Antalyalıların yoğun ilgi gösterdiği ve konser salonunu tamamen doldurduğu etkinlik, Antalya Halkının da çoğunlukla eşlik ettiği eserlerle Rumeli türkülerinin geleneksel ahenk ve sevincini Antalya’da doyasıya yaşattı. Bu güzel akşam için Antalya Musiki Derneği’ne teşekkür etmeden geçemeyeceğim.

Sevgili dostlar sizlerle Rumeli denen coğrafya’ya gittik ve döndük.……Coğrafyamızda , daha gidilecek ve dönülecek çok yerimiz var….

Sevgilerimle,
Birgül Çetin


Kaynaklar :
Çukurova Üniv.Türkolojı Araştırmaları Merkezi Yayınları,
Prf Dr İlknur Güntürkün Kalıpçı'nın yayınları,
Harun Barış ,eğitim,kültür,sanat ve müzik bloğu,
Rumeli Yemekleri,Emel Köprülüoğlu Çelikel,
www.kültür.gov.tr
          |                              

Birgül ÇETİN
Araştırmacı yazar
13 Ocak 2012 Cuma
Mesaj Gönder 13203




 Yorumlar
IREM yorum yaptı... Yorum Ekleyin
Muhtesem. 1/24/2012

Her biri birbirinden etkileyici... Bugun ki ise bambaska anlam tasiyor...ATAM'i gormek ise baska bir duygu satirlarda... Cok etkileyici. Elinize saglik. Selam ve Sevgiler, uzaklardan...

SERVET yorum yaptı... Yorum Ekleyin
Emeğinize ve yüreğinize sağlık. 1/19/2012

Araştırmanızı büyük bir zevkle okudum.Rumeli coğrafyası kültürüyle,folkloruyla çok zengin ve enteresan.Yemekleri bir harika bence.Atatürk'ün çobanla (bis bis) hikayasi çok hoş.teşekkürler..

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
BÖLGESEL YAĞLARA SES DALGALARI

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE YOL VE TRAFİK SORUNU

Göksel ŞENGÖR
Yazara Mesaj gönderin
TÜRKİYE'NİN CARİ AÇIK SORUNUNA BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ: Yorum VAR !

Tamer UTKU
Yazara Mesaj gönderin
İKİ ORTA, BİR ŞEKERLİ...

Tolga Fahri ÇAKMAK
Yazara Mesaj gönderin
GÖBEKLİ TEPE' DE BİR EFSANEYİ UĞURLARKEN...

Şehmus KARTAL
Yazara Mesaj gönderin
KELHA ALODİNA KALESİ VE KUMLUCA KÖYÜ

Sezen SEÇGİN
Yazara Mesaj gönderin
YUCATAN'IN KALBİ MERİDA'DA BİR GARİP GECE

Mehmet TANIR
Yazara Mesaj gönderin
SAGALASSOS YÜZEY ARAŞTIRMALARI BAŞLADI...

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE : BULGARİSTAN

Hikmet TOSUN
Yazara Mesaj gönderin
SİNOP'TA ÇOK ESKİ BİR DENİZCİ GELENEĞİ Yorum VAR !

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti