PRİZREN KAHRAMANLARI II

Prizren ve konser anılarım.

Prizren, Balkanların en güzel şehri olmayabilir. Ancak coğrafi konumu, mimari yapısı ve en önemlisi candan insan dokusuyla bir Türk olarak kendinizi asla yabancı hissetmeyeceğiniz Balkan şehirlerinin en başında yer alır. Bu kanaat sadece bana ait değildir. Her gidişimde beraberimde olan onlarca ekip arkadaşımın veya oraya gidip, gelmiş tanımış dostlarımın ortak kanaatidir.
Sevgi ve samimiyetin bulaşıcı olduğunu kabul ederim. Prizren bu iddiama örnek göstereceğim yerlerdendir. Bana göre sevgi, samimiyet farklı ırk ve inançta bile olsalar Prizren de olduğu gibi birlikte yaşayan herkese bulaşmış ve en üst seviyeye ulaşmıştır.

Ben bu şehirde o kadar huzur bulmuşumdur ki coğrafyası, doğal güzellikleri, damak tadıma çok uyan mutfak kültürü ile beni çocukluk günlerimde gördüğüm, yaşadığım Anadolu şehirlerine alıp götürmektedir. Böylece ne zaman oraya gitsem adeta bir zaman tüneline girip bir daha yaşayacağımı asla tahmin etmediğim geçmişimi, çocukluk yıllarımı tekrar yaşamamı sağlamaktadır. Bu da benim nezdimde maddiyatla ölçülemeyecek kadar kıymetli, mutlu edici bir olaydır.

Prizren de gerçekleştirdiğimiz konser sonrası hepimiz oraya bir anlamda aşık olmuş, oradaki dostlara yürekten bağlanmıştık. Kendi aramızda orayı, dostları ve görüp yaşadıklarımızı konuşmaktan büyük haz alıyorduk. Bizleri çok gururlandıran konserimizi, neşelendiren gezimizi sosyal medyada sürekli paylaşıyorduk. Bir gün sosyal medya sayfalarımdan birinde Prizrenli olduğunu öğrendiğim sayfa arkadaşım Sebahat hanım “Serdar bey; koronuzla buraya gelip konser vermişsiniz. Neden haberimiz olmadı. Oysa bizlerin de burada bir korosu var. Hem konseri hemde sizlerle tanışma şansını kaçırmışız. Çok üzüldük “ diye yazdığı yazıya, bu kez ben şaşırıp üzülmüştüm.

Ancak ona, başta şahsımın Prizren e aşık olduğunu bundan sonra her vesile oraya geleceğimizi onların korosu ile de iletişim kurmayı arzu ettiğimi ifade ettim. Bir süre sonra Zübeyde hanım Derneği Başkanı Sayın Birsen Hanımla ile tanışmış oldum. İstanbul da buluştuğumuz bu koca yürekli Ata sevdalı kadının, enerjisine hayran kaldım. Birsen hanıma hayranlığım sadece Ata sevdalı olmasından değil çağdaş bir Türk kadını, çok fedakar bir anne, her biriyle yakınen ilgili beş torun sahibi büyük anne olması yanında hem sosyal sorumluluk faaliyetlerini aralıksız gerçekleştirmesi hem de Balkanlarda Türk Kültürünün yılmaz bekçiliğini yapmasıydı. Birsen hanımla dünyaya bakışımız aynı pencereden olduğundan kısa zamanda çok sağlam sıkı bir dostluk kurduk. İkimizin bir başka ortak paydası Kıbrıs tı. O da ben de yılın belli aylarında Kıbrıs ta bulunuyorduk. Başka bir ifade ile Kosova dışında “Kıbrıs '' bizim dostluğumuzu perçinleyen çimentoydu.

Birsen hanımın derneğinin Kosova genelinde başta Türk kadınları olmak üzere Kadınları örgütlemek, topluma yararlı hale getirmek yanında Kültürümüzü yaşatmak adına bir de Dernek bünyesinde faaliyet gösteren “Ata kadınları '' isimli Türk Sanat Müziği korosunun başarılarını öğrenince hayranlığım bir kat daha arttı. O sıralar da benim derneğimde de asıl amacımız Kadınlarımızın çağdaş duruşuna ve sosyal hayatta aktif rol alma mücadelesine destek olmak amacı ile oluşturduğumuz Türk Sanat Müziği icrası yapan Kadınlar koromuz da, Kosova daki başarılı konser dışında İstanbul da çok önemli etkinlikler gerçekleştiriyordu. Koroyu çalıştırma görevini Üsküdar Musıkiden yetişme bir zamanların İstanbul ses yarışmasında birincilik almış değerli arkadaşım Zennube Lalbay a vermiştim. Kosova konserinde de başarılı bir performans sergilemişti. Birsen hanımla Atatürk aşığı olan üyelerin yer aldığı derneklerimizin bünyesindeki kadın korolarımızı kaynaştırmak ve en kısa zamanda Prizren ve İstanbul da ortak projeler yapma kararını verdik. Kararlaştırdığımız projeler her ikimizi ve temsil ettiğimiz toplulukları çok heyecanlandırdı. İçilen Prizren çeşmesinin suyu etkisini göstermişti. On ay dolmadan yeniden Prizren e bu kez “Ata kadınları '' ile ortak konser gerçekleştirmeye gidiyorduk.

Prizren e ikinci kez gidişimizde burayı önceden görenlerin ortak duygusu sanki daha önce yaşadığımız bize ait bir şehre geri dönme, tekrar kavuşma hissinin oluştuğuydu. Bu benim içinde o kadar önemli bir duyguydu ki bunu haftalar, aylar hatta yıllarca yaşadığım birçok yabancı şehirde asla hissetmemişimdir. Bu da ortak kültürün insan üzerindeki etkisini ortaya koymaktaydı.

Birlikte konser vereceğimiz Ata kadınları korosuyla bir sevgi yumağı oluşturduk. Koronun çok değerli şefi daha sonra çok yakın dostum olacak olan Reşit hocayla tanıştık. Müthiş bir karizmaydı. Reşit hoca müzisyenliği kadar ressamlığı ile ün kazanmış besteleri, sergileri yetiştirdiği öğrencileri ile tam anlamıyla dört dörtlük sanatçıydı. Onu yakınen tanıyıp ta hayran olmamak olanaksızdı. 15 Şubat 2016 tarihinde yayınlanan “Efe, Venedik–Trieste–Rijeka-Zagrep '' başlıklı yazımı okuyanlar ondan ve güzel ailesinden detaylı bahsettiğimi anımsayacaklardır.

Reşit hocanın ailece işlettiği resim galerisi, restoran birleşimli bir mekanı vardı. Grubumuza orada “hoşgeldiniz '' yemeği verildi. O muhteşem Kosova köftelerine yeniden kavuşmanın hazzı bambaşkaydı. Bu neşeli beraberlik konser öncesi müthiş bir doping olmuştu. İki grup kaynaşmış bir aile gibi olmuştuk. Konsere hazırdık. Ertesi gün yapılacak konser, ilk konserimizin olduğu salondan daha büyük bir salonda gerçekleşecekti. Zübeyde hanım derneğinin konser için gereken hazırlıkları eksiksiz yapmış olduğu anlaşılıyordu. Sahneye önce ev sahibi Ata kadınları korosu, arkasından bizim kadınlar korosu çıkacak konserin final eserini iki koro birlikte söyleyerek bitirecektik.

Konser salonuna Kosova nın Türk Bakanı Sayın Mahir Yağcı, Milletvekili Müferra Sinik Makedonya Türk Milli Hareketin lideri değerli dostum Erdoğan Saraç olmak üzere üst düzey protokol katılmıştı. Bunca yıl İstanbul ve muhtelif yerlerde konser yapan derneğimin konserine ilk kez bu kadar üst düzey protokol katılıyordu. Salon hınca hınç dolmuş, yer bulamayanlar ayakta kalmıştı. Çok heyecanlıydık. Sunucu konuşma yapmam için beni sahneye çağırdı ve bana Dragos un anlamı soruldu. Ben de Dragos un İstanbul un en eski semtlerinden biri ve halihazırda Derneğimizin bulunduğu semt olduğunu ama Dragos Adını almamızın en önemli nedeninin Dragos un Latince “ aşk , sevda “ anlamına geldiğini, Derneği kuran bizlerin ve üye olanların iki büyük aşkını, sevdasını simgelediğini, birinci aşkımız ve sevdamızın Atatürk, ikincisinin ise Müzik olduğunu söylemem üzerine salonda korkunç bir alkış tufanı koptu. Tüylerim diken diken olmuş, gözlerim dolmuştu. Ağlamak üzereydim. Alkışlar kesimiyordu. Atatürk ümüzün orada böylesi sevilmesine o kadar sevinmiş ve gururlanmıştık ki sırf bu duygu ve heyecan için her ay Ata adına bir konser vermek üzere buraya gelebilirdik.

Konser müthiş geçmişti. Ata kadınları ve derneğimizin kadınları coşkulu birer performans sergilediler. Finalde İzmir Marşını birlikte söyleyen iki kadın korosu seyirciyi selamlamak üzere kol kola sahneye dizildiler. Ortak paydaları Çağdaş Atatürkçü Türk kadını olan kadınlarımız sahnede muhteşem bir tablo oluşturmuşlardı. Demek ki çağdaş aydın Türk kadını, ister Türkiye de yaşasın ister Balkanlarda yaşasın o büyük insanın kendisine sağladığı hakça, insanca hakların farkındaydı. Ona olan saygı ve sevgileri sonsuzdu. Dayanamayıp tekrar sahneye fırlayıp Türk bayrağı ve Ata nın resmi olan bayrağı açıp seyirciye ben de selam durdum. Salon coşmuştu. Seyirci ayakta dakikalarca alkışlıyordu. Bu muhteşem sahneyi ömrümüz boyunca ne benim ne koromun ne de o anı yaşayanların unutması mümkün değildir.

Akşam Reşit hocanın restorantında bu sefer bu muhteşem konseri kutlamak üzere bir araya geldik. İlk kez “Boğma rakı“ ile o gece tanışmış oldum. Bizim alışkanlığımızdan farklı olarak sek, küçük bir likör kadehi ile fondip şeklinde içiliyordu. Rakı içenlere tavsiyem Prizren e yolları düşerse güvenli yapıldığına emin oldukları boğma rakı bulurlarsa sakın kaçırmasınlar. O kadar muhteşem ki asla çarpmıyor, rezil etmiyor. Bu ikinci Prizren seyahati Prizrenli dostlarımızın artmasına katkıda bulunmuştu. Bu vesile ile Reşit hocanın ailesi çocukları torunları, Dernek Başkanı Birsen hanımın çocukları, torunları, Ata kadınları korosunun tüm üyeleri Reşit hocanın değerli eşi Güner Kruezi'yi, Turkan Volkan'ı, Lütfiye Santır'ı, Figen Kazaz'ı, Naşide Dadıhak'ı, Sadiye Turtulay'ı, Elvan Salay'ı, Naşide Alaybeg'i, Severcan Kongo'yu, Ayeta Danyol'u, Meseret Lokvica'yı, Didar Diday'ı, Suzan Kasımbeg'i, Fatıme Vezgıs'i, Fahire Osmani'yi, Mevlüde Derviş'i, Fikriye Kervan'ı, Emel Ceskoy'u, Asena Kantarcı'yı, Sabriye Seydula'yı, Ata kadınları korosunun neşe kaynağı koronun görsel çekimlerini yapan emekli öğretmen Şeref Toçilla'yı, Müzisyen Nevzat Şundo yu, eşi Birsen hanımı, Bestekar Agim Fişer'i, Meseret Jakup u, Sokol Abdulgani'yi, Belkıs Gota'yı, Fikret Menekşe'yi, Reyhan Kantarcı'yı, Bahriye Umerovski'yi, Türk kültürünün Prizren deki okulu ve hemen hemen tüm müzisyenlerin yetiştiği, geliştiği kültür yuvası Doğruyol Derneğinin Başkanı Bülent Ermus u, Reşit hocanın galeri restorantında canlı müzik yapan muhteşem sesi ve inanılmaz türkü repertuarı olan Şevki Kazaz ı anmadan geçemeyeceğim.

Konser sonrası bir sürprizle karşılaştık. Ata kadınları bizim için komşu Arnavutluk a gezi düzenlemişlerdi. Gezilecek yerlerin Dürres liman kenti ve Başkent Tiran olduğunu öğrenince hepimiz heyecanlandık. Yıllar önce Denizcilik sektöründe görevliyken Dürres şehrini Limanını biliyordum. Bir süre Dürres Limanına ait hesapları kontrol etmiştim. O zaman sadece bir isimden başka hiçbir şey ifade etmeyen bu şehri, gün gelmiş dünya gözüyle görebilecektim. Prizren den Dürres yaklaşık iki saat sürüyordu. Sakin sevimli bir sayfiye şehriydi. Şehri dolaştıktan sonra öğle yemeğimizi bir mütevazi balık restorantında aldık. Böylece Dürres in çok taze balıklarının tadına bakmak kısmet oldu.

Dürres ten sonra yaklaşık otuz dakika uzaklıktaki Başkent Tiran a geçtik. Tiran henüz gelişmekte olan ancak doğasının korunması ve tarihi eserlerinin öneminin bilincinde bir şehirdi. Otobüsümüzle bir şehir turu yaptıktan sonra şehri panoromik seyretmek üzere şehrin en yüksek kulesinde yer alan kafeye gittik. Orada hem istirahat ettik hem de Tiran ın panoromik fotoğraflarını çekme fırsatı yakaladık.

Bu ikinci konser sonrası bu güzel dostlarla yaşanan mutluluk Prizren de noktalanmıyordu. Herkesin bu bilmesi sevgi ve dostluğun kalıcılığını sağlıyordu. Dernek başkanı Birsen hanımla oluşturduğumuz projeye göre bu iki kadın korosunun bir sonraki konseri İstanbul da gerçekleşecekti. Yine herkes heyecanlıydı. Bu kez bizler Kosovalı dostlarımızı misafir edecek olmanın, Kosovalı dostlarla yine Atatürk ümüzün ruhunu şad edecek olduğuna inandığımız bir konserin daha yaşanmasına devam edecek olmanın heyecanı içindeydik. Bu güzel Atatürk çü insanları en iyi şekilde ağırlamalıydık. Dernek yönetimi olarak ne yapabileceğimizi planladık.

Konseri Maltepe de verecektik. Kosovalı dostlarımız ekonomik olarak bizler gibi rahat hareket etme kabiliyetine sahip değillerdi. Kosova nın ekonomik değerleri paralelinde yaşamlarını idame ettirmek zorundaydılar. Bu nedenle uçak yolculuğu üç yıldızlı otellerde konaklama gibi hususlar onlar için yüksek maliyet oluşturan giderlerdi. Bu durumun bilincinde olduğumuzdan bu bizlerden daha sosyal, modern, eğitimli ama gelirleri düşük dostlarımıza nasıl destek verebiliriz arayışına geçtik. Taleplerimiz sadece onlara iki gece için kalacak yer ve akşam yemeği ile araç verilmesiydi. Birkaç bin lira ölçeğinde oldukça mütevazi taleplerdi. Bu konuda birçok kapıyı çaldık. Özellikle herkesin aklına ilk gelecek yerlere yazılı başvurduk. Kosova da gerçekleşen Atatürk ana temalı konserimize ait görselleri ortaya koyduksa da ne yazık bu konuda hiç destek bulamadık. Bu olumsuzlukların detayını burada anlatıp sizleri üzüp hatta kızdırmak istemediğim için bu konudaki bilgi belge ve detayları ilerde anlatmak üzere bu hakkımı mahfuz etmeme umarım anlayış göstereceksiniz.

Sadece şunu ifade etmek isterim ki Ata kadınlarının kendi çabaları sonucu Pendik Belediyesine ulaşıp durumlarını ifade etmeleri üzerine Pendik Belediyesinin onlara kucak açıp konaklama ve iaşe konusunda gerekeni yapıp, onları mutlu ettiği ipucunu verebilirim.
Maltepe de gerçekleştirdiğimiz ortak konserde bir öncekini aratmayacak kadar muhteşem geçti. Hepimiz o kadar mutluyduk ki buna ait duyguları anlatmak gerçekten olanaksız. Nihayet bizlerde geniş katılımlı final yemeği gerçekleştirerek Kosovalı dostlarımızla unutulmaz bir geceye daha imza attık.

Aradan bir yıl geçmişti. Bir Televizyonda “Sanata hizmet edenler '' programının yapım ve sunumunu gerçekleştiriyordum. Bu programda yer vermek istediğimi ilettiğim Reşit Hoca teklifimi kabul edince o sırada bulunduğumuz İtalya dan, Hırvatistan a geçip Reşit hoca ve ailesi ile birlikte bir haftalık unutulmaz bir tatil geçirdik. Bu tatile ait anıları “Efe, Venedik–Trieste–Rijeka-Zagrep '' başlıklı yazımda anlattığımı bir kez daha vurgulamak isterim. Bu tatilde Reşit hocanın kayınbiraderi Değerli Güner hanımın kardeşi Denis ve eşi Suzanla tanışmıştık. Bu güzel çift ile de dost olmuştuk. Bu yazıyı kaleme aldığım Ocak 2019 ayında Denis in elim bir trafik kazasında vefat haberi gerçekten bizi çok sarstı. Bu vesile ile Denise bir kez daha Tanrıdan rahmet, Suzan a ve çocuklarına sabırlar diliyorum.

Selse de geçirdiğimiz tatil sırasında Reşit hoca bu kez bana bir teklif sunmuştu. Kosova ya dönünce orada 50. yıl sanat jübilesini yapacağını, bu Jübile konserin sunumunu yapıp yapmayacağımı sormuştu. Ben de cevaben; Bu hususta böyle bir görevin şahsıma verilmesinin çok önemli paye olduğunu ve bu görevden büyük mutluluk ve gurur duyacağımı '' ifade ettim. Aradan sanırım bir kaç ay geçmişti ki Reşit hocadan gelen telefon daveti bu jübile konserin gelecek ay olacağı bildiriliyordu. Konserde eşim Aysel hanım ve Serra Ulu hanım Reşit hocaya ait ikişer eseri seslendirecek, ben de hem sunumu gerçekleştirecek hem de bir kaç eser seslendirerek katkıda bulunacaktım. Reşit hoca bu görevlerimizdeki konfor için her detayı hazırlamış ve uçak biletlerimizi göndermişti. Müthiş bir davetti hem çok değer verdiğimiz Reşit Hocanın önemli jübilesin de yanında olacak ve o gecenin önemli görevlerini ifa edecek ve de çok sevdiğimiz Prizren e ve değerli dostlara yeniden kavuşacaktık.

Reşit Hocanın jübilesi tam ona yakışır ve hakkını teslim eder bir şekilde başladı. Önce muhteşem resimlerinden oluşan sergisi Kosova nın ileri gelen protokolünce açıldı. Açılış konuşmasını Reşit Hocanın kadim dostu Balkanların önemli Ressamı olan arkadaşı Ethem Baymak gerçekleştirdi. Ethem beyle Reşit hocanın mekanında tanışmış, ne kadar entelektüel ve Kültürümüze hizmet çabasında bir sanatçı olduğunu öğrenmiştim. Prizrene bayılıyordum. Her yerinden aşık olduğum iki konu olan Resim ve Müziğe ait çok değerli şahsiyetler fışkırıyordu.

Jübile konseri tam üçbuçuk saat sürdü. Bu törende Prizren deki tüm sanatçı ve dostlar görev almıştı. İşte bu birlik ve beraberliğe o kadar hayran kalmıştım ki dayanışma ruhu müthişti. Rakip sayılacak konumdaki dernekler, korolar, müzisyenler herkes ya davetli ya törende görevliydi. Birden İstanbul da faaliyet gösteren korolar, dernekler ve başarılı faaliyette bulunanlara diğerlerinin yaptıkları, saldırıları, küçümsemeleri, karalamaları, kıskançlıklar aklıma geldi.

Sanırım bu törenin en önemli ve ağırlıklı görevlerinden biri bana verilmişti. Törenin uzunluğuna rağmen seyircinin sıkıldığına dair bir emare olmaması, katılımcıların motivasyonunu artırıyordu. Buradaki eğitim seviyesi ve sanat müziğe verilen değer üst düzeyde olduğundan asla o ambiyansı bozacak davranış sergilenmezdi. Aysel hanım ve ben gerek icra ettiğimiz şarkılar ve sunum nedeni ile büyük takdir gördük. Böylece bu güzel gece bizler için unutulmaz gün ve gecelerin yer aldığı anı sandığımızda yerini almış oldu.

Prizren e tekrar kavuşunca lezzet duraklarını ziyaret etmeden asla geçemezsiniz. Şehir merkezindeki köftecilerden herhangi birine girseniz bile muhteşem köfteleri bulabilirsiniz. Biraz soruşturursanız en iyilerin iyisini kolayca bulabilirsiniz. Ancak kaldğımız “Theranda '' otelinin tam karşısındaki pastaneye olan hayranlığım bir başkadır. Burada özellikle sabahları yemeye doyamayacağınız kıymalı, peynirli, patatesli veya ıspanaklı börek çeşitleri ile sütlaçı, triliçesi, tulumba tatlısı ve ekler pastalarının lezzeti muhteşemdir. Fiyatları önceden bilmiyorsanız masaya gelen adisyonun gerçek olup olmadığını anlamak üzere birkaç kere bakmak zorunda kalabilirsiniz. Bu fiyatların doğruluğuna emin olunca garsondan “dolaptaki tüm tatlıları masaya getir '' diyebilirsiniz.

Bu arada Prizren Türkleri ile ilgili öğrendiklerimi ve kişisel tespitlerimi paylaşmak isterim. Osmanlının Balkan seferleri sırasında buralara getirilmiş olan Türkler kimliklerini çok iyi muhafaza ettikleri gibi yetenekleri ve mücadeleci yapıları ile genel Kosova nüfusuna oranla azınlık olmalarına rağmen Türk dili diğer azınlık dilleri içinde en önemli ve kullanılır dil olmuştur. Türkler özellikle dilimizi koruma adına büyük çaba sarfetmekte birbirleriyle ve aile içinde Türkçe konuşarak dilimizi yaşatmaya devam etmektedirler. Oysa daha bir kuşak öncesi Avrupa ülkelerine gitmiş olan soydaşlarımızın çocukları ve torunlarının dilimizi unuttup konuşamadıklarını veya gururla o ülkenin dillerini konuşmalarına hem üzülmüş hem de çok tepki göstermişimdir.

Şehir Türklüğünü, camileri, köprüleri, saat kulesi, türbeleri ve mahalle isimleri ile korumaktadır. Günümüzde halen Terzi mahallesi, Atık mahalle, Körağa Mahallesi, Hoça mahallesi, Muhacir Mahallesi, Kaçanik mahallesi, Yeni mahalle isimli mahalleler ile Şehrin etrafında Bülbül deresi, Tuzsuz, Varoş, Ortakol, At meydanı, Seyreklik, dutluk, Dalgın baba, Topuklu, Maşatlık gibi alanlar Türk isimleri ile anılır. Hiç sokağa çıkmadan bahçelerden tüm mahallenin dolaşılabileceğini öğrendiğimde resmen içim acıdı. İstanbul da asansörde bile birbirine selam vermeyi esirgeyen komşuları biran için buraya toplayıp, getirip “ Komşuluk ve medeni olma “ adına eğitimine tabi tutmayı çok arzuladım.

Prizren Türkleri ile ilgili başka bir şahsi kanaattim, Prizren Türklerinin Osmanlı zamanında Karadeniz den getirilmiş olmaları ihtimalidir. Zira gerek fizyolojik benzerliklerinin yanısıra kullandıkları “ Cittim, Celdim, Uşak '' gibi kelimeler ve Karadeniz insanımızın şivesine sahip olmaları bendeki kanaati oluşturmuştur.

Ülkemizde Sanat ve Halk müziği dallarında üretkenliğin keskin düşüşüne şahit olurken Prizren deki müzik ve sanat insanlarının tüm olanaksızlıklarına rağmen yılmadan üretmeye çaba sarfetmeleri takdire şayan davranış olduğunu aynı amaca hizmet eden biri olarak gururla takip etmekteyim. Ayrıca oralarda bestelenip oldukça meşhur olan ezgilerin yurdumuzda hala tanınmaması üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konudur.

İşte bu güzel insanların yaşadığı ve asla kimliklerini ve Türk ün adını yücelten başta Atatürk ü unutmadıkları ve Kültürümüze nasıl katkıda bulunuruz sorusunun getirdiği sorumluluk bilinci ile göstermiş oldukları başarılar nedeni ile her biri birer kahramandır. Her biri PRİZREN KAHRAMANIDIR.






          |                              

Serdar Taştanoğlu
Dragos Musıki Derneği Başkanı
06 Şubat 2019 Çarşamba
Mesaj Gönder 1912



 Yorumlar

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
36 GÖLÜ KURUTTUK, 14 GÖL DE TEHLİKEDE!

Cem POLATOĞLU
Yazara Mesaj gönderin
OTELLER DOLDU, VİLLA TURİZMİ PATLADI

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
AKDENİZ TURİZMİNİN ANAHTARI KUZEY KIBRIS'TA..

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ANADOLU'YA AÇILAN KAPILARIN ÖRNEK İŞLETMELERİ...

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
PALERMO, KATANYA, SİRACUSA

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
MANİSA NİOBE'Yİ ARTIK AĞLATMA..!

Merve Baş BULUT
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE TAM ERİŞİLEBİLİRLİK III

Dilek H. Sipahi Aybar
Yazara Mesaj gönderin
KADIN, İNSAN VE TURİZM

A.Nejat Şardağı
Yazara Mesaj gönderin
HAYAL GÜCÜ GÜÇ VERİR!

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti




. . .