Kemal Şendikici yazıyor: UZUNGÖL'ÜN KISA ÖMRÜ

Profesyonel turist rehberi Kemal Şendikici; Karadeniz'in kanayan yarası Uzungöl'ün hazin hikayesini ve kurtuluş reçetesini yazdı...İşte artık rehberlerin utanarak gezdirdiği, turistlerin ise bu mudur“ dediği kısa ömürlü Uzungöl...

08 Ocak 2018 Pazartesi - KEMAL ŞENDİKİCİ- turizmhaberleri.com-Izmir
Profesyonel Turist Rehberi ve Profesyonel Fotoğrafçı

UZUNGÖL'ÜN KISA ÖMRÜ

Bugün ekranlara düşen son dakika haberlerinde, Bolu Gölcük için yapılacak olan imar ihalesinin iptal edildiğini okudum. Harika bir heyelan gölüne sahip olan Gölcük mesire alanı etrafında, imar izni verilmiş birkaç restoran ve kamu oteli var. Milli park konumunda olduğu için iyi korunmuş olan birkaç doğal mirastan biri. Bu nedenle hızla organize olunan karşıt kampanyanın olumlu sonuçlanmasına çok sevindim .

Aslında bu haber biraz da içimi burktu. Çünkü yaz sezonu boyunca, Doğu Karadeniz Turlarında misafirlerimizi götürdüğümüz özel yerlerden biri olan UZUNGÖL doğasının acımasızca istila edilişi aklıma geldi. Trabzon'un Çaykara ilçesinde bulunan, bence geçmişin doğa harikası, ama bugünün açık hava ticarethanesi olmuş durumda . Çok hızlı tüketilmiş bir tabiat parkı , tur esnasında duyarlı rehberlerin misafirlerini garip bir suçluluk duygusuyla etrafını gezdirdiği , her görüşümüzde içimizi sızlatan bir heyelan gölü…

Uzungöl, tüm Karadeniz gezileri programında her daim birinci sırada yer alır. Ölmeden önce görülmesi gerekenler listesinde olduğu düşünülen ama ziyaret sonrası “bu muydu? '' diyerek, hayal kırıklığı yaratan, ticari nedenlerle düşüncesizce harcanmış bir mesire alanı. Yoğun sezonda darphane gibi para basıyor olsa da, dışı ahşap görünümlü, içi betonarme yığınlarla dolu, adeta site yazlığı havuzuna benzeyen bir doğa harikasına sahibiz artık. Misafirlerimizin, hemen Uzungöl'un üzerindeki Lustra Karaster Yayla'larının yollarını asfalt döktürmediği için eleştirdiği belediyeyi asla savunmak olmasa da amacımız, akıbetinin Uzungöl gibi olmaması adına doğal halinde bırakılması gerektiği konusunda kendilerini aydınlatıyoruz.

Gölün etrafında sanki devasa bir turizm fuarı kurulmuş gibi görünüyor. Çevresi ve kenarları betonlarla dolu. Acıdır ki, çocuklarınız için lunapark dahi bulabilirsiniz! Turizm araçlarının, etrafında panoramik tur attığı, yol üstü diye hızlı bir öğle yemeği aldığı, iki saatlik mola verilecek bir tur rotası. Tur grupları için, indi-bindi yapacak yer sayısı bile yok denecek kadar az. Her şey, Ortadoğu kültürüne göre makyajlanmış. Olması gereken yöresel kültüre uygun değil. Hamsi,muhlama ve sütlaç yerine, kebap kokan restoranlar, nargile cafeler, panayır tarzı alışveriş yerleri, Arapça ışıklı tabelaları olan devre mülkçülerle dolu devasa ve yapay bir mesire alanı. Acı…

Gölün etrafında doğallık dışında her şey var. Zavallı Uzungöl, içindeki kocaman renkli arıtma borularıyla oksijen alarak hayata tutunmaya çalışırken, etrafındakiler kısa sezonda ceplerini doldurma çabasında. Onlara sorarsanız, yaptıkları yayla ve doğa turizmi… Arap turist yüz, yerli sadece on dolar harcar mantığı ile tamamen Ortadoğulu turist pazarına yönelmiş, çok hızla yok edilmiş bir alan ile karşı karşıyayız. Doğru düzgün otoparkı olmayan, ancak grubuna yemek rezervasyonu yaparsan restoranların önüne park edebildiğin bir yer. Büyük araçların U dönüşü bile yapamadığı, arka arkaya yüzlerce tur aracının geldiği, harcanmış ama aşık olunası yer.

Norveç gibi bazı kuzey Avrupa ülkelerinde, içinde göllerin bulunduğu yerler milli park statüsüne alınır. Üzerine neredeyse çadır kampı dahi kurdurulmayan, çok iyi korunan yerlerdir buraları. Ülkemizde ise, tabiat parkı statüsünde olsalar bile, özellikle Uzungöl ve Ayder'de kontrolsüz şekilde onlarca otel ve restoran, panayır ve pazar yeri kurmamıza engel olamamıştır. Ellerinden gelse,ki onu da yapabilirler, dağın yamaçlarında bulunan orman arazilerini kesip oralara da göl manzaralı siteler yapacaklar. Akülü araçlar ile göl rallileri düzenleyip Suudi Arabistan'dan deve ithal edip deve safari yaptırmaya niyeti olan girişimciler bile olabilir. Yeter ki, kısa vadede para gelsin. Halbuki iyi korunmuş bir bölgede yapılacak bir eko turizm en büyük kazanç kapısı olabilirdi…

Gölün etrafında olması gerekenler, ahşap Karadeniz evleri, Serenderler iken, çok katlı otel ve restoranlar bizi karşılıyor. Çay,fındık bahçesi veya karalahana bahçesi bulmak için en az 30 km aşağıya inmeniz gerekiyor. Tamamen suni ve özünü yitirmiş, zorlama bir turizm rotası. Bu ticari yollarla yapılan doğa katliamı, yörenin kalkınması ve istihdam sağlamak için yapılmıştır derseniz, günah çıkarmak için yeterli olmaz. Çünkü aslını korumak yerine, hızlı köşeyi dönmek ve gençlerine iş ortamı yaratmak adına, bu eşsiz güzelim tabiat harikasını yok etmeye değer miydi? Buraya bir kez gelen, ikinci kez gelir mi sanıyorsunuz?

En üzücü olanı da, kendi yöre insanının bu katliama engel olmak yerine, destek olmasıdır. Bergama'daki pijamalı amcaların siyanürle altın çıkarabilmek adına madenlere karşı verilen mücadelenin onda birini vermemişlerdir. ''Yeşil Yol'' projelerine direnen Laz teyzelerin eylemlerinin hiçbirine katılmamışlardır. Kuşadası'nda yapılan 1970 sonrası betonlaşma katliamının Karadeniz örneği yaşanmakta, buna dur denilmemektedir.

Bugün Uzungöl'e Çaykara yolundan girilir, aynı tepede beş veya altı caminin olduğu köylerden geçerek mili park girişi olmadan varıverirsiniz. Keşke, Uzungöl de paralı milli park statüsünde olsaydı da, bugün Dilek yarımadası veya Gölcük gibi kurtulma şansına sahip olabilseydi. Tamamen politikacıların ve rantçıların eline bırakılmış, plansız programsız turizme açılmış bir bölge olan Uzungöl, aksine kontrollü bir şekilde butik ve bungalov, hatta çadır turizme açık olarak devam edilerek doğallığı korunabilirdi. Büyük tur grupları aşağı köy ve kasabalarda konaklatılarak, küçük akülü araçlarla, hatta Aphrodisias'ta olduğu gibi traktör römorklarıyla etrafında turlar düzenlebilir, göl çevresi korunabilirdi.

Unutulmamalıdır ki, doğa bir gün kendini yenileyecek, verdiklerini er ya da geç geri alacaktır. Fırsatçılara teslim edilen bu güzelliğin kurtulması için yeni fikirler ve planlar üretilmelidir. Doğa turizmini bilen uzmanlar ve peyzaj mimarları bu işe soyunmalı, dünyadaki göl turizminin tüm örnekleri incelenmelidir.

Peki, uzun vadede ne tür çözümler önerebiliriz.?
- İvedilikle, Uzungöl'den başlayarak Lustra Karastel Yayla'larına kadar tüm bölge, ücretli girişi olan bir milli park statüsüne alınmalıdır.

- Gölün etrafındaki büyük oteller, restoranlar, alışveriş merkezleri Çaykara ve Dernekpazarı gibi bölgelere çekilmelidir.

- Göl etrafında ev pansiyonculuğu geliştirilmeli, doğal ürünler servis edilen kır sofraları yaygınlaştırılmalıdır. Ahşap evler aslına uygun onarılmalı ve çoğaltılmalıdır.

- Çevre kirliliği yaratan küçük ve büyük araçlar sokulmamalı, aşağı köylerden ring seferleri düzenlenmelidir.

- Karalahana, çay ve mısır tarım alanları açılmalı ve kara kovan bal üretimine hız verilmelidir. Ülkemizde yüz yıl ömrü olup son yirmi beş yılı kalmış yaşlı çay ağaçları yenilenmeli, fidanlar dikilmelidir. Gün değil, gelecek düşünülmelidir.

-Yerel halk flora, fauna ve eko turizm konusunda eğitilmeli ve doğaya sahip çıkarak ticaret yapma bilinci kazandırılmalıdır.

-Gölü besleyen derelerin önleri açılarak gölün debisi artırılmalı, tüm kanalizasyonlar olabildiğince uzağa çekilmelidir.

- Tüm girişler ücretli olmalı ve bu gelirler göl etrafında doğa turizmine uygun yatırımlara ve korunma giderlerine harcanmalıdır.
- Kuş gözlem üniteleri ve yaban hayatı çoğaltacak koruma istasyonları düzenlenmelidir.

- Uzungöl, hepimizin çok iyi bildiği ama koruyamadığı çok özel bir doğal harikası olup aslen bir milli servet, bir dünya mirasıdır. Tamamen kaybedilirse, hiç bir güç onu geri getiremez. Maddi ve manevi, ne pahasına olursa olsun, net çözümler acilen bulunup uygulanmalıdır…



Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
KEMAL ŞENDİKİCİ YAZIYOR: UZUNGÖL'ÜN KISA ÖMRÜ
          
Günün Haber Başlıkları
MİLLİ PARK'I YAPILAŞMAYA AÇAN PLANI YARGI İPTAL ETTİ!



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     HİKMET TOSUN YAZIYOR: SEYİT BİLAL İBRAHİM HAZİRESİ
     MERVE BULUT YAZIYOR: BESLENME ENGELİYLE SEYAHAT ETMEK
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: ANADOLU SU KÜLTÜRÜ MERKEZİ -  1 yorum var!
     OLAY SALCAN YAZIYOR: BALİ, ENDONEZYA
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: 20 YIL SONRA VİYANA
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx