Fatih Kutlu yazıyor: Mardin Midyat Hasankeyf-2

Mardin Midyat Hasankeyf gezisi izlenimlerini çarpıcı detaylar, lezzet ve kültür keşifleriyle aktaran ATURJET FIJET Türkiye Üyesi Fatih Kutlu; bölgede şarap üretiminin gelişmesi ve markalaşması için standart yaratılması ve uygulanması gerekiyor dedi

16 Haziran 2019 Pazar - Fatih KUTLU-turizmhaberleri.com-Istanbul
ATURJET-FIJET TÜRKİYE Üyesi


MARDİN MİDYAT HASANKEYF 2
İki bölümden meydana gelen yazımın Mardin ve yakın çevresiyle ilgili bölümünü diğer bölümden ayırmamın önemli nedenlerinden biri de seneler önce İnşaat Yüksek Mühendisi olarak Diyarbakır Mardin arasındaki yolda bilfiil çalışmış olmamdır.
O zamanlar tek şerit gidiş ve tek şerit geliş olmak üzere iki şeritli olarak inşa edilen yolun şu andaki durumu son zamanların popüler deyimiyle duble yol. Bölgeye ulaşımda Diyarbakır Havaalanını kullanmış olduğumuz için Mardin'e benim de emek verdiğim yoldan geçerek gitmek beni hem mutlu etti hem de gururlandırdı. Yol boyunca seneler öncesinin anıları otobüsümüzün hızından daha hızlı bir şekilde canlandı hafızamda. Benim için duygu yüklü bu kısa yolculuğun önemi konu ettiğim işin meslek hayatımın ilk işi olmasıydı.

Mardin içinde ve çok yakınında yer alan ve görülmeğe değer yapılardan öne çıkanlar Kasımiye Medresesi, Ulu Camii, Latifiye Camii, Zinciriye Medresesi, Şehidiye Medresesi, Kırklar ( Mor Behnam ) Süryani Kilisesi, Deyrulzafaran ( Eski Süryani Patriklik Merkezi) Manastırı olarak sıralanabilir. Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Mardin Müzesi kentin iki önemli müzesidir. Özellikle Mardin Müzesinde kent çevresinde yapılan kazılarda bulunan eserler de sergilenmektedir. Müzenin paralelinde bu eserlerden faydalanarak el yapımı tabaklar, kaseler, bardaklar ve süs eşyaları üretmektedir ki bu ürünler gene müze kompleksi içinde bulunan mağazada satılmaktadır.

Müze ile paralel çalışan ve elde edilen bilgilerle eski ve yeni mutfak menülerinden faydalanılarak yapılan ürünlerle hizmet veren Leyli ismindeki restoran oldukça otantik dekorasyonuyla da kayda değer bir yer. Her ne kadar hizmete yakın zamanda girmiş olmasına karşın bence burası yıllardan beri Mardin ve mutfak dendiğinde sıralanan Cercis Murat Konağı, Bağdadi Restoran ve Kebapçı Rıdo' yu yakalayıp geçebilir. Bence Mardin Müze gezisi sonrasında en azından bir öğle yemeği için denenmeli ve son derece otantik ve güzel seramik kupalarla ikram edilen sumak şerbetinden mutlaka içilmeli. Sabancı Mardin Kent Müzesi eskiden süvari kışlası olarak kullanılan bir binanın 2007 – 2009 yılları arasında Sabancı Vakfı tarafından restore edilmesi sonrasında müze olarak kullanılmaya başlanmış. Müzede eski Mardin'e ait fotoğraflar, kitaplar, çeşitli imalat tezgahları ve kent eşyaları sergilenmektedir.

Mardin oldukça dik bir dağın üst bölgesindeki yamacına kurulmuş bir kent. Dağdaki taşlardan inşa edilmiş olan evlerden ve yapılardan oluşmuş durumda. Şehre özellikle yazın şenlik ve neşe katan teraslar bu evlerin düz damlarıdır. Teras kafeler gerçekten görülmeğe ve hatta gidilmeğe değer yerler. Buradan Harran ovasının eşsiz manzarası mutlaka seyredilmeli. Hele akşamları insan kendini bir tepeden deniz kıyısındaki bir kordonu seyrediyor gibi hissediyor. Eski dönem yerleşimlerinin hemen hepsinde var olan dar sokaklar burada da mevcut. Ama buradaki sokakların çoğuna atlı araba bile zor giriyor. Dolayısıyla evlere ya yürüyerek ya da eşek veya katır sırtında gidiliyor. Dik yokuşlar veya oldukça zorlu merdivenlerle ulaşılan noktaların çoğunlukta olmasına karşın kentin havasını koklayabilmek adına buraları mutlaka ve yürüyerek gezin. Böylece kentin içinde araba girmeyen yaya sokaklarında keşfedeceğiniz oldukça ilginç yapılar, imalathaneler ve satış mağazaları/dükkanlar göreceksiniz.

Bu gezi sırasında alıcı olmasanız bile esnafla konuşmanızı tavsiye ederim. Çünkü ilginç şeyler öğreneceğinizden eminim. Bu arada şahit olduğum bir diyaloğu da aktarmadan geçemeyeceğim. Eşimle akşam yemekleri sırasında meze sunumu yapılan yuvarlak bir tepsi içine dizilmiş küçük meze kaseleri çok hoşumuza gitmişti. Almak için boş vaktimizde çarşı içinde geziyorduk. Bir dükkanda esnaf bir taraftan imalatına devam ediyor, diğer yandan müşterilerin sorularına cevap vermeğe çalışıyordu. Bir müşterinin esnafın söylediği fiyata karşın oldukça düşük fiyat söylemesi sonrasında esnafın 'yaptığım iş bu kadar mı değersiz' anlamındaki kinayeli bir üslupla söylediği 'bak şimdi sen beni bu işten soğuttun' cümlesini unutamıyorum.

Deyrulzafaran Manastırı Mardin'e yaklaşık beş km mesafede. Deyr sözcüğü manastır anlamına gelmektedir. Zafaran ise bugün safran dediğimiz çiçeğin o dönemlerdeki adı. Süryanilere ait en eski yapı olarak bilinmekte. Rivayete göre bu manastırın yapımında kullanılan harcın içine konulan zafaran çiçeği nedeniyle manastıra böyle bir isim verilmiş. Ancak bana sorarsanız bu çok akılcı değil. Çağına göre oldukça büyük ve önemli bir yapı olan bir manastıra neden harcının içine konan çiçeğin adı verilsin ki? Bir başka rivayetse yapıda kullanılan taşların safran renginde olması nedeniyle bu ismin verildiğidir. Yapımına ne zaman başlandığı net olarak bilinmeyen binanın şimdiki şekliyle tamamlanması Milattan sonra yaklaşık 400 yılına denk gelmektedir. Manastır 1160 yılında Patriklik Merkezi haline gelmiş olmasına karşın bu durum şu an için geçerli değildir. Çünkü bazı nedenlerle Patriklik Merkezi önce Antakya'ya daha sonra da Şam'a taşınmış.

Yapının genel anlamıyla bir bölümü hariç tümü harç kullanılarak inşa edilmiş. Harç kullanılmayan bölümün önce duvarları inşa edilmiş. Daha sonra içi kumla doldurulmuş. Kumun üstüne enleri yaklaşık elli altmış cm, yüksekliği yaklaşık iki metreye varan ve boyu bölüm boyundan biraz daha uzun olan şekillendirilmiş taşların verev şekilde yerleştirilmesi sonrasında orta noktasına kilit taşı konmak suretiyle yapı tamamlanmıştır. Bir müddet sonra içerideki kum boşaltılarak bölüm kullanıma açılmıştır. Bu arada dikkatimi çeken bir noktayı da belirtmeden geçemeyeceğim: Mardin şehrinin çeşitli yerlerindeki levhalarda bu manastır için üç ayrı isim okudum. Deyrulzefaran, Deyrulzaferan ve Deyrulzafaran. Doğrusu Deyrulzafaran. Umarım kent yetkilileri de bu garip durumun farkına varır ve gerekli düzeltmeleri yaparlar.

Mardin içinde yer alan Kasımiye Medresesinin inşaatı 12. yüzyılda Artuklular döneminde başlamış ve 15. yüzyılda Akkoyunlular zamanında tamamlanmıştır. Din, fen ve tıp konularında eğitim verilen medrese oldukça cazip bir mimariye sahiptir. İki katlı yapının avlu bölümünde birbirini takip eden su hazneleri bir duvardan akan suyu birbirlerine aktararak avlu içindeki havuza taşımaktalar. Buradaki her bir haznenin insan hayatının evrelerini ifade ettiği belirtilmektedir.
Mardin içindeki önemli bir yapı da Ulu Camidir. Artuklu dönemine ait olduğu söylenen Ulu Caminin Mardin'in en eski yapılarından biri olduğu da bilinmektedir. Camini iki minaresi varken şu an için sadece bir tanesi sağlamdır. Bir rivayete göre Cami önceleri Süryaniler tarafından Kilise olarak yapılmış daha sonra camiye dönüştürülmüştür.

Mardin'e epey önceleri gitmiş biri olarak eski Mardin'de çok fazla değişiklik olmaması beni mutlu etti. Bu noktada Mardin'in Dünya Miras Listesine alınıp eski şehir bölgesinde inşaatın sınırlanmış olmasının rolü çok büyük. Bu nedenle de dağın düzlüğe ulaştığı kesimde yeni mahalleler inşa edilmiş. Halen devam eden inşaatlar kentin yeni bölümünün daha da büyüyeceğinin habercisi. Eski şehir bölgesinde yeni yapılara izin verilmemesi güzel bir şey. Ancak eski şehir içinde olup fazlaca harap olmuş yapıların sayısı azımsanamayacak miktarda. Nasıl yapılır bilemem ancak bu yapıların kısa zaman içinde bölüm bölüm restore edilerek güzel bir görüntüye kavuşturulmasının kente değer katacağına inanıyorum. Elbette bunun için bir finans gücüne veya fona ihtiyaç olduğunun da farkındayım.

Mardin'de sabun imalatı oldukça gelişmiş durumda. Bazı sabuncular ürettikleri sabunlarla ilgili öyle bilgiler veriyorlar ki hayrete düşmemek elde değil. Badem ve zeytin de bölgedeki önemli geçim kaynaklarından biri. Bakır işleri, Gümüş işleri ve Telkari de önde gelen el sanatlarından. Bademlerden yapılan şekerler ve kurabiyeler karşısında insanın kendini tutması çok zor. Hele tarçınlı ve Lahor adı verilen bitkilerle üretilmiş olanların tadına doyulmuyor. Üreticiler oldukça iyi niyetli ve bonkör. İkramlar sınırsız ve hatta almayacağınız şeylerin bile zorla da olsa tadına baktırıyorlar. Ben kendi adıma değişik badem şekerlerinden toplamda iki kg aldım. Bunun paketlenmesi için geçen süre zarfında sanırım yüz gr badem şekerini ikram olarak yemişimdir. Bunun yanında çok geniş çapta olmasa da çeşitli noktalarda üretilip satılan Süryani çöreğine de bayıldım diyebilirim.

Mardin'de beni hayal kırıklığına uğratan tek şey şarap ve şarap üreticileri oldu. Gitmeden önce edindiğim ve tur rehberimizin verdiği bilgilerden yörenin şarapları hakkında pozitif düşünmekteydim. Bu nedenle Mardin'de iki şarap satış evi ve bir restoranda ve Midyat'ta ise iki şarap satış evinde ( yani toplamda beş değişik yerde) şarap tadımı yaptım. Almam gerekir boyutunda beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ya da benim damak tadıma uygun değildi diyebilirim. Oysa sorularım nedeniyle buradaki şarap imalatında Öküzgözü ve Boğazkere üzümlerinin kullanıldığını öğrendim. Bunlar bence Türkiye kökenli favori üç kırmızı üzümden ikisiydi. Aldığım cevaplardan edindiği izlenim şarap satanların ya imalat konusunda yeterli bilgilerinin olmadığı ya da kendilerini yeteri kadar ifade edemedikleri yönünde. Çünkü sorduğum soruların çok azına cevap alabildiğim gibi aldığım cevaplar da beni tatmin etmedi. Fazla detaya girmeyeceğim, ancak konuyla ilgili bölge yetkililerine bu konuda bir önerim var:

Şayet yöre şarapçılığını geliştirmek istiyorlarsa biran evvel basit anlamda da olsa bir standart yaratmaları gerekir. Bu standarda 'Mardin Ev Şarapları' standardı ismi verilebilir. Bu standarda uygun üretim yapan üreticilere şişe etiketlerinde bu ibareyi kullanmaları iznini verebilirler. Bu yönde yapılacak bir başlangıcın tüm üreticileri bu standarda uymaya mecbur edeceğini düşünüyorum. Bu şekilde yöre şarapçılığını öncelikle bölge düzeyinde, daha sonra Türkiye düzeyinde ve daha ileri aşamada uluslararası düzeyde tanınmanın adımları atılmış olacaktır. Bir önemli nokta da yörede üretilen şaraplık üzüm miktarını da artırmalılar. Elbette bu durum Mardin mutfak kültüründe şarap mezelerinin de geliştirilmesi sonucunu doğuracaktır. Şu andaki mevcut yapı özellikle mezeler açısından rakı içmeyi teşvik eder haldedir.

Özetlemek gerekirse iki gece üç günlük Mardin Midyat Hasankeyf gezisini çok beğendim ve herkese tavsiye ederim. Profesyonel turizmcilere önerim bu coğrafyada buna benzer gezileri artırmalarıdır. Gezginlere önerim ise bu coğrafyalara gitmeleri ve turizm sayesinde bölgenin gelir düzeyine katkıda bulunmaları. Bunu yabancılar pek yapmıyor. Öyleyse görev bizlere düşüyor.
Mardin Leyli Restoran


Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
FATİH KUTLU YAZIYOR: MARDİN MİDYAT HASANKEYF-2
          
Günün Haber Başlıkları



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     A NEJAT ŞARDAĞI YAZIYOR:3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ
     KEMAL ŞENDİKİCİ YAZIYOR: REHBER EKSİĞİ Mİ, FAZLASI MI VAR?
     OLAY SALCAN YAZIYOR: FRANSA ŞATOLARI
     CEM POLATOĞLU TUNCELİ İZLENİMLERİNİ YAZIYOR
     ALAADDİN ÖZMERT YAZIYOR: ALMANYA İLE TÜRK İŞ GÖÇÜ'NDE 58.YIL
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx