ANKARA'DA UNUTULMUŞ BİR KIRSAL MİMARİ MÜZESİ:NALLIDERE

Türkiye'nin başkentinde, Bakanlıklara yalnızca 140 kilometre mesafede bulunan müze niteliğindeki Nallıdere köyü adeta kaderine terk edilmiş durumda. Tamamı ahşaptan yapılan ve yüz yaşını aşan özgün evler ile 250 yıllık tarihi mescit yok olmak üzere..

25 Temmuz 2019 Perşembe - Yusuf YAVUZ-turizmhaberleri.com- Antalya

Ankara'nın Nallıhan ilçesine bağlı Nallıdere köyü, kırsal mimarinin özgün örneklerini oluşturan ahşap evleriyle dikkat çekiyor. Birçoğu 100 yılı aşan geçmişleriyle dikkat çeken Nallıdere'deki ahşap evleri yöredeki ustaların inşa ettiğini belirten köylüler, geçmişte üzerleri toprak damlı olan yapıların zamanla kiremit çatıya dönüştüğünü belirtiyor. Yaklaşık 70 haneli bir köy olan Nallıdere'deki evlerin tamamına yakını günümüze kadar ulamış. Ancak son yıllarda göçle birlikte boşalan köyde yalnızca yaşlılar kalınca evler de hızla terk edilmiş.

1980'li yıllara kadar, çeltik, tiftik keçisi ve ipek böcekçiliği ile uğraşan köylüler yaşam alanlarını terk edip kentlere göç ettikçe her biri korunması gereken kültür varlığı niteliğinde olan ahşap evler de kaderine terk edilmiş. Nallıdere köyündeki evine yaz aylarında gelip yaşadığını belirten Ayşe Çakıroğlu, 'Bu evleri satmak, yıkmak istiyorlar. Benim ömrüm bu evlerde geçti. Buradaki sağlıklı yaşam hiçbir yerde yok. Evlerimizin korunmasını istiyoruz. Bizim yaşadığımız güzellikleri torunlarımız da yaşasın' diye konuştu.

ESKİ YOLLARIN UNUTULAN MASALINA YOLCULUK
Bir zamanlar Anadolu'yu İstanbul'a bağlayan tarihi yol ağının üzerinde bulunan Ankara'nın Nallıhan ilçesi, zengin tarihi ve kültürel birikiminin yanı sıra doğal güzellikleriyle de dikkat çekiyor. İlçeye bağlı köylerden biri olan Nallıdere ise özgün kırsal mimari örneği ahşap evleriyle adeta unutulmuş bir açık hava müzesi niteliğinde. Sakarya Nehrine dökülen Nallı Çayı'nın iki yakasındaki verimli arazinin yamaçlarına kurulan Nallıdere köyü, karayolu taşımacığı yaygınlaşmadan önce bölgedeki önemli geçitlerden biriyken zamanla bu özelliğini kaybetmiş. Köylülerin verdiği bilgilere göre geçmişte Nallıdere'de bulunan han ve küçük bir cami, yakınlarda yer alan ve Anadolu inanç kültüründe önemli bir yeri bulunan Taptuk Emre'nin türbesini ziyaret etmek için gelenlerin konaklama mekanı olarak kullanılmış.

Nallıdere köylüleri özgin evlerinin korunması için destek bekliyor)
NALLIDERE KÖYÜNÜN ÖYKÜSÜNÜ DİNLEDİK
Nallıhan'a yaklaşık 7 kilometre uzaklıktaki Nallıdere köyündeki nüfus son yıllarda hızla azalmış. Bir zamanlar bölgede oldukça yaygın olan tiftik keçilerinin adımladığı yamaçlar bugün ıssız, vadideki çeltik tarlaları ise kavaklarla kaplanmış. Ahşap evlerini görmek için ziyaret ettiğimiz Nallıdere köyünde kalan son birkaç yaşlı insanın tanıklığına başvurup, köyün ve evlerin öyküsünü dinledik.

AYŞE ÇAKIROĞLU: 'BEN HEP BU EVLERDE YAŞADIM'
Nallı Çayı'nın ikiye böldüğü köyün güneyindeki mahallede daha yoğun bir yerleşim bulunuyor. Köyün meydanındaki dut ağaçlarının altında bizi sıcak bir şekilde karşılayan Nallıdereli Ayşe Çakıroğlu Nallıhan'dan geldiğini söylüyor. Yaşamının hep köyündeki ahşap evlerde geçtiğini anlatan Çakıroğlu, eşi vefat ettikten sonra kente yaşayan çocuklarının yanında yaşadığını ancak yaz aylarında mutlaka köyüne geldiğini söylüyor: 'Ben bu evlerde yaşadım hep. Şu karşıdaki evde doğdum, diğerine gelin geldim, daha sonra da burayı satın alıp bu eve taşındık. Bu evlerde yaşam çok güzeldi. Her şeyimizi kendimiz üretiyorduk. Köyümüzde çeltik ekiliyordu eskiden. Epeydir ekilmiyor artık. Çünkü insan kalmadı köyde. Bir de tiftik keçisi yetiştiriyorduk. Bizim 500 keçimiz vardı. Ayrıca ipek böcekçiliği de vardı köyümüzde. Ben bu evde çok ipek böceği besledim. Dokumacılık da yaptım. Ama şimdi bir şey kalmadı.'

'BU EVLERİN YAŞANTISI HİÇ BİR YERDE YOK'
Kırsaldaki yaşamın hem zorluğunu hem de değerli yanlarını yaşayarak öğrenen Ayşe Çakıroğlu'na göre yeni nesil Nalllıdere'deki ahşap evlerin kıymeti bilmiyor. 'Şimdi bu evleri satmak istiyorlar, ben karşı çıkıyorum' diyen Çakıroğlu, 'Bu evler satılır mı yavrum? Bu evlerin yaşantısı hiç bir beton evde yoktur. Ben yaz aylarında gelip bir kaç gün burada yaşıyorum. Şehirde her gün hastalık her gün ilaç. Ben buraya gelince yaşadığımı hissediyorum. Hayalimde hep buralar, evim, bahçem, ağaçlarım var' sözleriyle özetliyor, Nallıdere'ye olan özlemini.

'İKİ DUT YEDİM Mİ, ÇIKARIM O YOKUŞU BEN!'
Bahçesindeki kayısı ve dutlardan bize de ikram eden Ayşe Çakıroğlu, köyün karşı yamacındaki akrabasını ziyarete gideceğini, bizim de kendisine eşlik etmemizi öneriyor. Bir elinde bastonuyla yürüyen ancak enerjisi hiç bitmeyen Çakıroğlu'na sıcak ve yokuş hatırlatıp ve yorulabileceğini söyleyince, 'İki dut yedim mi çıkarım o yokuşu ben' diye yanıtlıyor.

MUSTAFA ÇETİN: 'BU EVLERİN 100 YILDAN FAZLA GEÇMİŞİ VAR'
Yolda karşılaştığımız 83 yaşındaki Mustafa Çetin, köyün geçmişini iyi bilenlerden biri. Ahşep evlerin tarihini soruyoruz, ne zaman yapıldığını anlatmasını istiyoruz: 'Bu evlerin yapıldığı tarihi bilmiyorum. Çok eski, 100 yıldan fazla geçmişi var. Bu evler depreme dayanıklı oluyor. Deprem sırasında sallanıyor ama göçmüyor' diye anlatıyor.

TOPRAK DAMLARIN YERİNİ KİREMİT ÇATILAR ALMIŞ
Ahşap evlerin üzerleri geçmişte toprak damlıymış. Biraz sazlık, biraz ot, çalı-çırpı ve üzerine kaplanan toprak. Tıpkı kırlangıç yuvaları gibi. Anadolu coğrafyasının her bölgesindeki mimari, o yörenin malzemesiyle bir bütündü. Nallıdere'de de durum aynı olmuş. Zamanla kiremit ve diğer modern malzemeler kırsala kadar ulaştıkça yerel mimari de giderek özgün rengini yitirmeye, doğal malzemenin yerini dışa bağımlı endüstriyel üretimler almış.

'EVLERİ CİVAR KÖYLERDEN GELEN USTALAR YAPIYORDU'
Ancak Nallıdere bu konuda şanslı olan köylerden biri. Yeni cami ve bir iki evi saymaz isek geleneksel ahşap evlerin tamamına yakını özgünlüğünü koruyor. Çatılardaki eski oluklu kiremitlerin yerini klasik kiremitler almış ancak yine de ardıç, çam ve diğer yöresel malzemelerle inşa edilen ahşap evler bugüne kadar ulaşmayı başarmış. Mustafa Çetin'in verdiği bilgiye göre Nallıdere'deki evleri yapan ustalar Nallıhan'a bağlı Alanköy ve Kavcık gibi civar köylerden geliyorlarmış. Evlerdeki ahşap işçiliği ve süslemeler olağanüstü güzellikte. Nallıdere'deki evlerin küçük balkonlarında ve çatı saçaklarında kullanılan ahşap süslemelerin Bolu'nun Mudurnu ilçesindeki kimi evlerde de görmek mümkün. 'Halkların değil, coğrafyanın mimarisi' görüşü, iki ayrı ilin iki ayrı ilçesinin kırsalına dağılmış yapılardaki benzerlikle bir kez daha doğrulanıyor.

KOLONYA, LOKUM VE VADİYE KARŞI KOYU BİR SOHBET
Terk edilmelerinin ardından kimileri yıkılmaya başlamış olan iki ya da üç katlı ahşap evlerin arasından geçip yokuşu tırmanıyoruz. Ayşe Çakıroğlu'nun peşine düşüp geldiğimiz ev, köyün yukarısında, vadiye hakim bir tepede. Buradan tüm köy rahatlıkla görülebiliyor. Ev sahibi Servet Ertem ile eşinin lokum ve kolonya ikramından sonra oturup sohbete dalıyoruz.

'TAPTUK EMRE'Yİ ZİYARETE GİDENLER BURADA KONAKLARMIŞ'
'Doğma büyüme Nallıdereli'yim' diye söze başlıyor, Servet Ertem. Yaklaşık 70 haneli bir köy olan Nallıdere'nin bütün evlerinin ahşaptan yapıldığını anlatan Ertem, 'Eskiden Taptuk Emre'ye ziyarete gidenler bu vadiden geçiyormuş. Şu karşıdaki mahallede bir han varmış. Yolcular eski camide de konaklıyorlarmış' diye anlatıyor köyün geçmişini.

'ÇELTİKLE, TİFTİKLE GEÇİMİMİZİ SAĞLIYORDUK ŞİMDİ BAKAN YOK'
Nallıdere'de 20 yıl öncesine kadar çeltik tarımı yapıldığını anlatan Servet Ertem, 'Nüfus azaldı, iş yapacak kimse kalmadı. Çeltiği bıraktık. Tiftik keçisi vardı bir de. Tiftiği, Mart ayının sonuna doğru yılda bir defa kırkıyorduk. Sonra tüccarlara satıyorduk. Davar başı bir iki kilo kadar tiftik alıyorduk. 300 davarı olan yaklaşık 500 kilo tiftik üretebiliyordu. Tiftik, koyun yününden pahalıydı. Keçilere hiç hazır yem vermiyorduk. Hep dağlarda yayıltıyorduk. Hep doğal besleniyordu hayvanlar. Sütlerini de yoğurt ve peynir yapıyorduk. O zaman ucuz da olsa tiftik geçimimizi sağlıyordu. Çeltikle, tiftikle geçimimizi sağlıyorduk. Şimdi bakan yok, gelen yok, giden yok. Bu köyde sadece bir kaç insan kaldı şimdi. Onlar da gidince ne olacak?' diye soruyor.

HER ŞEYİ DIŞA BAĞIMLI OLAN MİLYONLAR ŞİMDİ NE YAPACAK?
Servet Ertem'in sorusu aslında bütün Anadolu'nun ortak duygusuna işaret ediyor. 'Şimdi ne olacak?' Bu büyük mimari kültür, bu benzersiz üretim geleneği, yeryüzünün en zengin coğrafyası, biyoçeşitliliği ne olacak? İpekten tiftiğe, çeltikten kenevire, yünden pamuğa, binlerce çeşit buğdaydan yüzlerce çeşit peynire bu coğrafyanın üretimi şimdi ne olacak? Kendi kendine yetebilen bir üretim modelinden koparılıp, hepsi birer toplama kampına dönüştürülen kentlere tıkılıp kısır bir yaşama mahkum edilen milyonlarca insana şimdi ne olacak? Yediğinden içtiğine, giydiğinden izlediğine, konuştuğundan ulaştığına hemen her şeyi dışa bağımlı olan milyonlar şimdi ne yapacak?

NALLIDERE'DE KADERİNE TERK EDİLMİŞ KUTU GİBİ TARİHİ BİR MESCİT
Nallıdere köyünün büyüleyici güzellikteki evlerinin arasında dolaşırken köyün İmamı ile karşılaşıyoruz. Köyde nüfus kalmadığını söylüyor. Eski bir camiden söz ederek yapının harabeye döndüğünü anlatan İmam, 'isterseniz yerini göstereyim' diyor. Peşine düşüp sohbet ederek camiyi görmeye gidiyoruz. Evlerin arasına sıkışmış küçücük bir mescitle karşılaşıyoruz. Eskiden Taptuk Emre'yi ziyarete giden Türkmenlerin gecelediği cami burası. Kerpiçten yapılmış, mütevazi bir mescit. Bugünün gösterişli camilerinin yanında bir zamanlar ibadet mekanı olduğuna inanmak zor. Ancak geçmişte ibadete ve ibadethaneye yüklenen anlamın daha hayatın içinde ve daha sade olduğunu düşününce bu küçük ibadethane daha samimi geliyor. Mescidin duvarlarına gömülmüş küpler dikkatimizi çekiyor. Geçmişte kimi camilerde dualar ve konuşmalar daha iyi duyulsun diye akustik sağlamak amaçlı kullanılan bu yöntem burada da işlev görmüş. Köyün İmamı yaklaşık 250 yıllık geçmişe sahip olduğu belirtilen bu yapının epeydir kullanılmadığını ve harabeye döndüğünü yineliyor. Yörenin hafızasında önemli bir yeri olan tarihi mescidin harabeye dönmesi, yaşlı bir köylünün rüyasına girmiş ve bu yapının onarılması istenmiş köylüden. Bunun üzerine köylüler de derme çatma da olsa bu mescidi onarmışlar. Ancak ardından yine kaderine terk edilmiş.

MÜZE NİTELİĞİNDEKİ NALLIDERE'NİN EVLERİ TESCİL EDİLMEMİŞ
Nallıdere'nin evleri gibi tarihi camisi de belirsiz sona doğru ilerliyor. Köylülerden edindiğimiz bilgilere göre Nallıdere evleri bugüne kadar tescil edilmemiş. Yukarıda görüşlerini aktardığımız köylülerden Ayşe Çakıroğlu, yetkililerin destek vermesini ve evlerinin koruma altına alınmasını istiyor. Başkent Ankara'nın hemen burnunun dibinde yer alan Nallıdere köyü, barındırdığı özgün kırsal mimari dokusu ve doğal çevresiyle gerçek bir açık hava müzesi niteliğinde. Plansız ve öngörüsüz binlerce yapay projeye aktarılan kaynaklarla ortaya çıkan plastik yaşam alanlarına inat olanca doğallığıyla ve sımsıcak insanlarıyla Anadolu'nun ruhunu yaşatan bir kırsal yerleşim. Her biri birer masal olan Nallıdere benzeri yerleşimler son 30 yılda hızla yok oldu. Nallıdere henüz betonlaşmamış, çirkin mimariye teslim olmamışken hiç değilse elimizde kalanları korumanın bir yolunu bulmamız gerekiyor.


BAŞKENTE VE BAKANLIKLARA SADECE 140 KİLOMETRE MESAFEDEKİ AYIP
Bu konuda başta Ankara Büyükşehir Belediyesi olmak üzere başkentin üniversitelerine, mimarlık ve şehir plancıları meslek odalarına önemli bir sorumluluk düşüyor. Ancak en büyük sorumluluk Kültür ve Turizm Bakanlığı'na düşüyor. Afrika'da bile böylesi kültürel dokuya sahip köyler bütünüyle koruma altına alınıp buradaki yaşamın çevresiyle birlikte geleceğe taşınması için büyük çabalar harcanırken Türkiye'nin başkentine bağlı, Bakanlıklara yalnızca 140 kilometre mesafede bulunan müze niteliğinde bir köy öylece kaderine terk edilmiş vaziyette.













Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
ANKARA'DA UNUTULMUŞ BİR KIRSAL MİMARİ MÜZESİ:NALLIDERE
          
Günün Haber Başlıkları
HÜSNÜ GÜMÜŞ'ÜN ARDINDAN: O RESİMDEKİ GÜLÜŞ
ZARAR GÖREN İŞLETMELER İÇİN ACİL KREDİ ÇALIŞMASI HAZIRLIYORUZ



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     İZMİR KIRSAL KALKINMADA ROL MODEL OLUYOR
     ODUNPAZARI MODERN MÜZESİ VUSLAT SERGİSİ İLE AÇILDI
     SAZAK'IN KIRSAL YERLEŞİM ALANI KORUMA KARARI ACİLEN ÇIKARILMALI
     ODTÜ'DE AĞAÇ KESİMİNE ANKARA BAROSU TEPKİSİ
     TÜRKİYE İŞ BANKASI İKTİSADİ BAĞIMSIZLIK MÜZESİ VE ANKARA ÖNERİLERİ
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx