OSMANLI MUSİKİSİ

Sultan, Kadın ve gayrimüslim Musikişinastlar -1-


Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askerî, dini, klâsik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır . Temelinde tek kişinin (ozan tarzına uygun) usullü veya usulsüz, ama mutlaka bir makam'a bağlı olarak çalıp söylediği; müziğin sadece ritm ve melodi unsurlarını kullanıp insan sesine ağırlık veren ve nesilden nesle aktarımı Batı müziğindeki gibi nota yoluyla değil meşk yoluyla sağlanan bir şahsî üslup ve ifade müziğidir.

Sarayın, devleti yalnız askerî ve mülkî olarak değil, aynı zamanda fikir ve sanat hayatı açısından da yöneten bir merkez oluşu , Türkler de çok eski bir gelenektir. Ülkenin en ileri fikir ve sanat adamlarını toplayan, besleyen ve barındıran hep saray olmuştur. Şiir ve hat gibi mûsikî de eğitimlerinin ayrılmaz parçası olmuş olan Osmanlı padişahları da sanatı –Selçuklu , Karahanlı, vd. ataları gibi- ırk , dil , din ve mezheb farkı gözetmeksizin koruyup desteklemişlerdir. Osmanlı mûsikîsinin , bir imparatorluk sanatı olarak , bütün Türk mûsikîsinin en fazla gelişmiş, zenginleşmiş ve incelmiş bölümü olmasının sebebi budur.(1)


Osmanlı Sultanları ile saray ailesinin öteki üyelerinin , musiki sevgileri çok eski bir geleneğe dayanır. Bu durum neredeyse Osmanlı Devletinin ömrü kadar uzun bir gelenektir. Osmanlı Devletinin kuruluşunda , Devletin hükümdarlığını temsil eden simgeler arasında musikinin çok önemli bir yeri vardır. Konya daki Selçuk Sultanı Gıyaseddin Mes ud , Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi ye , sultanın iktidarını ve mevkiini simgeleyen bir davul ile tuğ gönderir ; Gelenek yoluyla günümüze kadar ulaşan bilgiye göre, gönderilen davul çalınırken Osman Gazi saygıyla ayağa kalkar ve bu davul musikisinin icrası bitinceye kadar ayakta bekler. Gelenek , mehter musikisinin doğuşunu bu olayla açıklar. İstanbul un fethi ise , şehrin İslam dünyasının merkezi olması için gerekli zemini hazırlar. Osmanlı öncesi geleneğinin son büyük nazariyatçısı Maragalı Abdulkadir in tanınmış eseri \"Makasıdü'l-Elhan\"ı Sultan II. Murad'a armağan edip Semerkand'dan Edirne'ye göndermesi de yeni musiki merkezinin İstanbul olacağı beklentisinin ilk anlamlı işaretidir.

İstanbul daha fethedilmeden evvel, II. Murad devrinde Osmanlı sarayına sunulmak üzere musiki kitapları yazılmış olması da sarayın musikiye duyduğu resmi ilgiyi yansıtır. Saray , toplumsal ve siyasi yapı içerisindeki merkezi durumu dolayısıyla , güzel sanatların en önde gelen koruyucusudur. Osmanlı sultanları yönetimdeki görevleri için gerekli bilgileri öğrenirlerken , bilhassa şiir , hat ve musiki sanatlarına ilgi duymuşlardır . Sultanların yanı sıra şehzadeler , hanım sultanlar ile saray ailesinin diğer üyeleri de aynı eğitim ve öğrenimi görmüşlerdir.


Musiki uğraşısının saray çevresinde bir gelenek haline gelmesi , musiki faaliyetlerine çok şey kazandırmıştır . Gel gelelim , Osmanlı toplumunda musiki sadece saray çevresinin ve toplumdaki seçkin kişilerin eğlencesi değildi. Osmanlı musikişinasların sınıf kökenine bakıldığında , sadece musikiye vakit ayırabilecek varlıklı kimselerin değil , mütevazı halktan kimselerin , hâttâ yoksul insanların da bulunduğunu görülür.


Osmanlı musikisinin çok belirgin özelliklerinden biri , kapalı bir gelenek olmamasıdır . Osmanlı musiki geleneğine katılmanın ölçüsü , musiki yeteneğidir. Gelenek , musiki yeteneği olan herkese , bu arada gayrimüslim cemaatlere de açıktır . Osmanlı musikisi yalnızca dini temele dayalı bir musiki olmadığı gibi , sadece Türk kökenli olanların etnik musikisi de değildir . Nitekim , Türk ve Müslüman olmayan cemaatlerden gelen musikiciler gelenek içerisinde yadırganmadılar , sadece bilgileriyle , yetenekleriyle değerlendirildiler.


Gayrimüslim musikiciler sanatlarında ustalaşınca , yalnızca kendi cemaatlerindeki musiki heveslilerine değil , sarayda ve şehirde Türklere de musiki meşkleri verdiler . Keman , tanbur , hâttâ ney dahi öğrettiler.


Türk ve Müslüman olmayanlardan musiki öğrenen Türkler de hocalarını sadece bir \"hoca\" ve \"üstad\" olarak gördüler . Bunun en meşhur örneği , Sultan III. Selim'in tanbur hocası Yahudi İzak'a büyük sevgi ve saygı gösterdiği , İzak huzura gelince padişahın saygısından ayağa kalktığı yolundaki , geleneğin günümüze kadar ulaştırdığı anlamlı bir rivayettir.

Osmanlı musikisi bu zemini kurarken çok ilgi çekici bir gelişmeye de yol açmıştır... Geleneğe kabul ettiği gayrimüslim musikicilere sanatlarını , dolayısıyla kişiliklerini gerçekleştirme imkânını sağlarken , onlar da sadece Osmanlı musiki geleneği içerisinde var olma ihtimalini göze almış oldular. Gerçekten de , Rum , Ermeni , Yahudi asıllı Osmanlı musikicileri tarihte kendi cemaatlerinin bir üyesi olarak değil , katıldıkları sanat geleneğinin , yani Osmanlı musiki geleneğinin hafızasında ve yazılı kaynaklarında yaşadılar.


Rum Zaharya bir kilise hanendesi olarak değil , Osmanlı musikisinin en değerli bestecileri arasında sayıldığı için önemlidir . Zaharya bugün Yunanistan'da değil , Osmanlı-Türk musikisinin tarihinde yaşamaktadır . Ermeni asıllı Samatyalı Kuyumcu Oskiyan , tanbur ve ney meşk silsilesinin çok önemli bir halkası olarak Osmanlı musikisinin tarihinde saygın bir yer almıştır . Rum asıllı İlya sazkar makamında birkaç eseriyle adını musiki tarihinde yaşatmıştır. Kemani Corci (Yorgi) , Yorgaki Şivelioğlu , Tanburi Emin Ağa , Markar , Tatyos , Todoraki , Kemençeci Nikolaki , Levon Hanciyan , Lavtacı Andon , Hristo , Bimen Şen , İzak ve daha niceleri yine aynı durumdadır.

Osmanlı musikisi , bestelendiği çağda notaya alınabilmiş asıl repertuvarını da şu üç gayrimüslim musiki adamına borçludur: Ali Ufki bey , Dimitri Kantemiroğlu , Hampartzum Limonciyan. ( 2 )

Bu üç müzik adamından ilk ikisi sırayla 17.yy ve 18.yy repertuarını notaya almış , üçüncüsü de 19.yy repertuvarının en sağlam örneklerinin günümüze ulaşmasını sağlamış , Osmanlı musikicilerince öğretimde ve icrada kullanılan ilk nota sistemini kurmuştur.

ALİ UFKİ BEY


Ali Ufki nin müziğe ilişkin eserleri 16. Ve 17. Yüzyıl Klasik Türk Müziğinin en önemli kaynaklarıdır . Yüzlerce saz ve söz eserini notaya alan Ali Ufki Bey ( 1610 -1675) İstanbul da çalınıp okunan eserlerin kimliklerini tesbit eder .
Ali Ufkî Bey , Osmanlılara esir düşmüş Polonyalı bir entellektüel. İhtida edip Osmanlı Sarayı na alındıktan sonra meşkhanede görev yapmış . Bir yandan müzikle uğraşırken diğer yandan resmi tercüman olarak vazife almış . Sarayda on dokuz sene hizmet etmiş , bu süre zarfında duyduğu peşrev , saz semaisi, beste ve ilahileri notaya alarak Mecmua-yı Saz ü Söz de derlemiş. XVII. Yüzyılın musiki dünyasına ışık tutan bu kitap , Ali Ufkî nin Türkiye de en çok tanınan eseri . Beş yüzden fazla musikî eserinin notasını içerir , bu itibarla Türk Musikisi tarihi için çok önemlidir.
Ali Ufkî çok yönlü bir entelektüeldir . Musikişinaslığı yanı sıra birçok çeviriye imza atmış bir kültür adamıdır . Aynı zamanda bir düzineyi aşkın dil bildiği söylenir . Otuz yaşından sonra Müslüman olduğu için , hem Hristiyanlık hem İslam medeniyeti ile irtibatı olmuş , Müslümanlarla olduğu gibi Batılı seyyah , tüccar , diplomatlarla da yoğun alâkalar kurmuştur . İki tarafla da olumlu ve onurlu ilişkiler içinde bulunmuştur. (3 )

Uyan ey gözlerim gafletten uyan,
Azrail in kastı cânâdır , inan !
Uyan , ey gözlerim gafletten uyan !
Uyan uykusu çok gözler , uyan..

Bu ilahiyi hepimiz dinlemişizdir.. Ali Ufki beyin , III. Murat Han ın nutk-u şerifi üzerine bestelediği bir ilahidir.


DİMİTRİ KANTEMİROĞLU

İstanbul'da yaşadığı dönemde ney üflediği de söylenen Kantemiroğlu , saz çalmanın kazandırdığı bilgilerle , Türk müziğinin kuramsal temelini kısa zamanda öğrenir . O dönemde , kuramsal konuları en iyi bilenlerden biridir.. Müzik meraklısı olan Hazine-i Hümayun müdürü İsmail Efendi ile saray hazinedarı Latif Çelebi nin ısrarlarıyla ünlü kitabını yazar. . Kısaca Kantemiroğlu Edvarı diye anılan , ‘ Kitab-ı İlmü l - musiki ala vechi l-hurufat (Mûsikiyi Harflerle Tesbit ve İcrâ İlminin Kitabı) adlı kitap iki bölümden oluşur. Birinci bölümde makamlar , perdeler , usuller üstüne müzik teorisi bilgilerini , ikinci bölümde ise 16. -17. yüzyıla ai , arasında kendi bestelerinin de bulunduğu toplam 349 bestenin notasını verir. Kitap Osmanlı padişahı II. Ahmet e sunulur. Kantemiroğlu'nun kitabında yer alan besteleri kendi buluşu olan bir müzik notasyonuyla kaydetmesi sayesinde birçok besteyi yok olmaktan kurtarır.

Kantemiroğlu'nun mirasına Türkiye'de hem olumlu , hem de olumsuz yönlerden bakılmıştır . İstanbul'da yaşadığı dönemde Türk müziğine ve Türk kültürüne yaptığı katkılar övgü toplarken , İstanbul'dan ayrıldıktan sonra Osmanlı Devleti'ne karşı takındığı aşırı düşmanca tutum eleştiri konusu olmuştur.
1 Aralık 2003'te İstanbul'un Şişli ilçesinde bulunan Maçka Parkı'na dönemin Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün öncülüğüyle bir Dimitri Kantemiroğlu büstü konulmuş ve parkın ismi Maçka-Dimitrie Cantemir Parkı olarak değiştirilmiştir. Transilvanya'nın Romanya'ya katılmasının yıldönümü olduğu için her yıl Romanya'da ‘ Birleşme Günü ‘ adı altında bayram olarak kutlanan 1 Aralık'ta yapılan bu açılış törenine Romanya Cumhurbaşkanı da katılmıştır . Kantemiroğlu'nun parktaki bu büstünde aşağıdaki yazı yer almaktadır:

Dimitrie Cantemir
Romen Prensi (1673-1723) 1698 -1710 yılları arasında İstanbul'da yaşadı. Tarih ve Musikî araştırmacısı. \"Osmanlı Devleti'nin yükselişi ve gerileyişinin tarihi\" adlı bilimsel eserin yazarı. Bu yere 330. doğum yılı anısına \"Maçka - Dimitrie Cantemir Parkı\" adı verilmiştir. ( 4 )
(Şişli Belediye Başkanlığı 2003)

HAMPARTZUM LIMONCIYAN

1768 yılında istanbul'da doğar, devrin geleneklerine uygun olarak hem kilisede hem de mevlevihanede eğitim görür , kendisi de , daha sonra ermeni kiliselerinde koro ve ilahi dersleri verirken , bir yandan da beşiktaş mevlevihanesi'nde Dede Efendi'den klasik müzik meşk eder. Ortadaki tuhaflığı fark eder. Çünkü hocası , Hamamizade Dede Efendi , gözlerini kapatıp karşısında oturuyor ve eserleri kendisine tekrar ettiriyordu . Bu eserlerin hiçbirinin kayıtlı olmaması karşısında dehşete düşer. Bu yüzden, kendi adıyla anılan bir nota sistemi kurmaya ve bu sistem aracılığı ile klasik müziğin en önemli eserlerini kayıt altına almaya başlar . Klasik müziğin hem doğusuna hem de batısına aşina olduğu için Dede Efendi'nin dikkatini çeker . Kurduğu nota sistemi , Donizetti İstanbul'a gelip batı müziğinde kullanılan notaları tanıtıncaya kadar kullanılır ve bu sayede pek çok eser kaybolmaktan kurtulur. Hocası Dede Efendi vasıtası ile , kendisi de bir mevlevi ve aynı zamanda bestekar olan padişah 3. Slim'in huzuruna kabul edilir . 1839'de , yani tanzimat fermanı'nın okunduğu yıl hasköy'de vefat eder.
Binlerce şarkıyı unutulmaktan kurtarmış ama otobiyografisi kaybolup gitmiştir.

İcad ettiği nota sistemi ile Osmanlı ve Ermeni müziğine ait binlerce eserin günümüze kadar gelmesini sağlayan ama hayatı zorluklar içerisinde geçen Hampartzum Limonciyan müzik tarihimizde çok önemli bir yere sahiptir fakat bizzat kaleme aldığı hayat hikayesi maalesef kaybolmuştur..
Geliştirdiği nota sistemiyle bir çok musiki eserinin günümüze ulaşmasını sağlamış ve Türk müzik tarihinde önemli bir yer edinmiştir.(5)

( devam edecek )


KAYNAKLAR
1- http://www.wardom.com.tr/osmanli-musikisi-t128244.html?t=128244
2-http://blog.milliyet.com.tr/musiki-gelenegi/Blog/?BlogNo=144512
3-http://www.msxlabs.org/forum/muzik-tr/15399-ali-ufki-ali-ufki-kimdir-ali-ufki- hakkinda.html#ixzz1tdxpUUKg
4-http://www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=1984
5-http://www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=1984

          |                              

Birgül ÇETİN
Araştırmacı yazar
10 Mayıs 2012 Perşembe
Mesaj Gönder 9776




 Yorumlar
NESLIHAN GÜNDÜZ yorum yaptı... Yorum Ekleyin
unutulmayacaklar 13.05.2012

Birgül Hanım,Osmanlı musikisi nasıl ki unutulmadan bugünlerimize gelmişse,bu musikiyi yapan,besteleyen,bugünlere ulaşmasını sağlayanlar da sizin gibi yazarlarımız sayesinde untulmayacaklardır.Çok güzel bir konu,çok güzel bir anlatım.Kaleminize,yüreğinize sağlık.

NECATI YENTÜRK yorum yaptı... Yorum Ekleyin
TŞEŞEKKÜRLER 10.05.2012

Sevgili Birgül hanım, musiki tarihimizin müsikişinasların belleğine nakşedilmesine vesile olan yazılarınız için teşekkürler..

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
İMAR AFFI GELECEĞE İHANETTİR!

Şebnem Başdere ORMAN
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ÜLKEMDEN YANSIMALAR: DEVLET FOTOĞRAF YARIŞMASI

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
EMNİYET KEMERİNİN FENDİ, ERİK DALINI YENDİ

Dilara Bahtiyar SARI
Yazara Mesaj gönderin
'ANTALYA'NIN SAĞLIK TURİZMİ: POTANSİYELİ, ZORLUKLARI, HEDEFLERİ

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
REHBER İN AŞAĞI..! İŞTE SEKTÖR GERÇEKLERİ...

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
BAKSI MÜZESİ

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
MEDİKAL TURİZMİN KÜRESEL EĞİLİMLERİ

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
KAYIP ŞEHİR PETRA

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .