BENİM EXPO 2016 AĞAÇ ÖNERİM: SERVİ..

(Cpressus sempervirens L.)



Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâde
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e
İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim serv-i revanım yürü Sadabâd'e.

Lale Devrinin Ünlü Şairi Nedim

Dünyanın en geniş saf servi ormanı Antalya da, Manavgat ta olduğunu biliyor musunuz?


Çiçeğin Türbanlısı

Bu ülkenin kültüründe derinlemesine kök salmış iki bitki türünden biri “lale '' ise diğeri mutlaka “servi '' dir. Anadolu kökenli “Lale '' yi bu ülkenin logosu yaparak onurlandırmış (!) olmamız bu saptamanın bir ayağını doğrular gibi görünse de ikinci ayağı oluşturan Anadolu kökenli “Servi '' için aynı şeyi söyleyebilmek olası değil.

Çini, Kaftan ve Ebruda Lale ve Servi Motifleri

Lale, 16. yüzyılda Anadolu dan Avusturya nın başkenti Viyana üzerinden Hollanda ya ulaşmış ve Anadolulu kadınların türbanına benzetildiği için “Tulip '' adıyla oralı olarak ünlenmiş bir muhacirdir. İsim babalığını Yahya Kemal Beyatlı üstadın yaptığı Anadolu kökenli “Lale Devri '' nden (1718-1730) yaklaşık bir asır önce (1637), geliştirilmiş bir tek lale soğanının (Viceroy) yetenekli bir esnafın bir yıllık kazancının tam 10 katı fiyatla (3000 Florin) satıldığı Hollanda kökenli “Lale Çılgınlığı '' devri yaşanmıştır. Ve belki de bu nedenle, son milenyumun başından beri ülkemizin logosu olarak hizmet vermeye çalışan lale, yerli-yabancı geniş kitlelerde, ne yazık ki, Anadolu dan çok Hollanda çağrışımı yaratmaktadır. Yaklaşık 300 yıl sonra “En Güzel Lale İstanbul da Yetişir '' ve “İstanbul Lalesiyle Buluşuyor '' sloganlarıyla başlatılan (2005) laleyi anavatanına geri getirerek onurlandırma hareketi, bir gün sıranın serviye de gelebileceği düşüncesiyle, bir umut olarak değerlendirilebilir, değerlendirilmelidir de.


Biri boysuz, kısa ömürlü ve soğanlı çiçek, diğeri boylu (30+), uzun ömürlü (4000+) ve kozalaklı ağaç olmasına karşın, lale ile vatandaşı servi arasında ilginç benzerlikler vardır. Örneğin; her iki türün de anavatanı Asya kıtası ile Anadolu nun birleştiği coğrafya parçası, eski Tiber ve Fırat Nehirleri arasında kalan Mezopotamya dır. Büyüklük farkına karşın, biçim olarak benzer çizgilere sahiptirler ve “Allah '' lafzının Arapça yazılışına benzerler. Her ikisi de çini, dokuma, yazın, müzik, teship, taş işçiliği, halı, ebru, efsane, duvar süslemeleri vb. çok farklı sanat ve kültür ürünlerinde yaygın olarak kullanılan desenler arasındadırlar. Her ikisi de anayurtlarının dışında başka coğrafyaları, başka ülkeleri çağrıştırmaktadırlar.


Servi Doğu dan Gelir

Lalede olduğu gibi, efsanevi, doğaüstü bağlantıları olduğuna inanılan servi binlerce yıl önce (MÖ 8.YY) Finikeliler tarafından Akdeniz in diğer coğrafyalarıyla tanıştırılmaya başlanmıştır. Akdeniz çanağının en eski tüccar kavimlerinden olan Finikeliler sağlam, dayanıklı ve hoş kokulu odunu nedeniyle servi ağacını özellikle gemi inşasında kullanmışlar ve gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayabilmek düşüncesiyle onu uğradıkları tüm Akdeniz ülkelerine götürmüşler ve böylece servinin geniş bir coğrafyaya yayılabilmesinde etkin rol oynamışlardır.

Akdeniz servisi, İtalyan servisi, Toskana servisi, mezarlık servisi, kurşun kalem servisi, İspanya servisi gibi adlar verilen servi bugün tüm Akdeniz Bölgesinin, ama özellikle de İtalya nın Toskana Bölgesinin simge ağacı haline gelmiştir. Kültürlerindeki yerinin derinliğine ek olarak, yaşayan en yaşlı örneğinin -Zerdüşt ya da Abarku Servisi (4000+)- İran da (Yezd), dünyanın en geniş (436 ha) saf servi ormanının Türkiye de (Manavgat/Beşkonak) olmasına karşın serviye, Manavgat Servisi ya da Yezd Servisi gibi adların verilememiş, verdirilememiş olması üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konu da kültür alanındaki yaygınlık ve kullanım çeşitliliğinin aksine, serviye Anadolu peyzajında mezarlıklar dışında bir başka yerde rastlamanın neredeyse imkansız olmasıdır.


Abarku servi'si Manavgat (Köprülü Kanyon Milli Parkı) Saf Servi Ormanı

Oysa aynı servi anavatanından çok uzaklarda İtalya da ve özellikle de Toskana Bölgesi nde sembol, simge ağaç seviyesine çıkartılmış, tüm Toskana Bölgesi servi ağacı ile özdeşleşmiştir. Sadece Toskana da yaşayanlar için değil Toskana yı yaşamış herkes için sevi ağaçları olmayan bir Toskana hayali bile mümkün değildir. Servi odunundan yayılan kesif kokunun etrafındaki havayı etkileyip farklılaştırarak özbeöz Toskanalı bir hava yattığına inanılır. Bu o kadar öyledir ki, yolu Toskana dan geçmiş olanlar “Toskana da servi kokulu Tatil Zamanı '' üzerine seyahat yazıları yazmaktalar. Aslında seyyahların ilham kaynağı, bu havadan etkilenip 1906 yılında Nobet Edebiyat Ödülü nü kazanan ilk İtalyan şairi Giosue Carducci dir. Çocukluk ve gençliği doğduğu Castagnetto (ki sonradan bu kasabaya adı eklenmiş, Castagnetto Carducci olmuştur) kasabası çevresindeki serviler arasında geçmiş ve Castagnetto ile San Guido arasındaki iki yanı servi sıralarıyla donatılmış “Servili Yol '' ve onun özgün havasından etkilenerek, “I cipressi che a Bolgheri- Before San Guido '' adını verdiği ünlü şiirini yazmıştır. Toskana da servilerin ön plana çıkmasında çok büyük etkisi olan bu şiirin ilk dörtlüğü benim amatör çevirimle şöyledir;

San Guido Önlerinde (Before San Guido),
Bolgheri de görkemli ve narin serviler (The lofty and slender cypresses at Bolgheri),
çift sıra olmuş San Guidoya koşuyorlar (run in double file to San Guido town).
Dev delikanlılar, sanki kayıtsızcasına koşuyorlar (Giant youths, almost running free),
Etrafımda raks ediyor, benimle tanışıyor ve beni tepeden tırnağa süzüyorlar (they dance around, meet me and look me up and down).

Carducci nin bu şiiri 4,5 km uzunluğundaki Viale de Cipressi yi (Servili Yol) Toskana nın en önemli, görülmesi mutlak turistik ürünlerinden birine dönüştürmüş olduğu gibi, ünlü Toskana üzüm bağları ve dolayısıyla şaraplarının servinin gölgesinde kalmasına da (!)neden olmuştur. Nobel Ödülünün 100. Yılı Kutlamaları kapsamında 2006 yılında servi konusunda bir konferans vermek üzere Catagnetto Carducci Belediyesi tarafından davet edildiğimde bu yolu baştan-sona yürümüş ve benim gibi yürüyen, pedal basan, koşan turist kalabalığını görünce hayretler içinde kalmıştım.

Yunanlıların Lidyalı ve Truvalılara yaptıkları baskılar sonucu batı Anadolu dan göçen Etrüskler tarafından İtalya ya getirildiği düşünülen muhacir servi ağaçları da, anavatanlarından çok uzaklarda bir başka coğrafyanın dünyaca ünlü simge, sembol ağacı onuruna ulaşmışlar, daha doğru bir ifadeyle, ulaştırılmışlardır. Kültürümüze derinlemesine nüfus etmiş, dünyanın en büyük saf servi ormanı ülkemizde oluşturmuş olmasına, şiirlere, destanlara konu edilmesine karşın servi ağacı bağlamında galiba İtalya karşısında da 1-0 gerideyiz.

“Selvi '' Değil “Servi ''
Fıstık çamı, kızılçam, zeytin ile birlikte Akdeniz peyzajının asal ve sembolik ağaç türlerinden birini oluşturan servi (Cupressus sempervirens) tarihin çok eski çağlarından beri tanınan ve kullanılan kutsanmış bir ağaç türüdür. Servi biri dallarını yanlara doğru uzatan “dallı servi '' (Cupressus sempervirens var. Horizontalis) ve diğeri yeşil bir aleve benzeyen, mızrak başı ya da sütun biçimli tepe çatısına sahip “piramidal servi '' (Cupressus sempervirens var.Piramidalis) olmak üzere iki farklı görünüşte bireyleri olan bir türdür.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü nde servi, kökeni Farsça olan bir sözcük olarak “servigillerden '' , Akdeniz Bölgesinde yetişen, yapraklarını dökmeyen, ince uzun bir ağaç olarak tanımlanmaktadır. Sözcük Farsça “serv '' kökünden gelmektedir ve dilimize servi olarak girmiştir. Ancak “R '' harfi Türkçe sevilmeyen ve iyi söylenemeyen bir ses olduğundan zamanla halk ağzında “selvi '' ve “selbi '' biçiminde söylenir olmuştur. Türk Dil Kurumu Yazım kılavuzuna göre bilimsel (Latince) adı “Cupressus sempervirens '' olan ağaç türünün doğru yazılışı “servi '' şeklindedir.

Türkçede, özellikle bitki adlarında, büyük bir kargaşa söz konusudur. Adlar yöreden yöreye önemli farklılıklar sergileyebilmekte ve aynı ad değişik yörelerde değişik cinsler ya da türler için kullanılabilmektedir. Örneğin botanik açıdan en ufak yakınlıklarının olmamasına karşın, pek çok yörede halk görünüş olarak serviye çok benzeyen Anadolu kavağını (Populus nigra var. Pyramidlis) servi olarak adlandırmaktadır. Servinin doğal yayılış bölgeleri arasında eski ve yeni Türk ülkeleri de olduğundan servinin Türkçe bir adının da olması gerekir ve büyük bir olasılıkla bu ad “Andız '' olmalıdır. Antalya nın da dahil olduğu Anadolu nun pek çok yöresinde dallı serviye “andız '' , piramidal serviye de “servi andızı '' denilmektedir. Bazı yörelerde ardıç (Juniperus) ile andız adları birbirine karışmakta, bazen de değişik bitki ya da olaylara andız adı verilebilmektedir. Adını servinin bilimsel adından alan Kıbrıs Adası nda da serviye andız adının verilmiş olması ilginçtir. Bazı kaynaklar Kıbrıs adının (İngilizce: cypress, Almanca: zypern, Fransızca: chypre) adada bol bulunan bakır (cyprium) madeninden, bazıları da adaya Finikeliler tarafından getirilen servi ağacından ötürü verilmiş olabileceğini ileri sürmektedirler.


Doğanın Elif i

İster tasavvufta, düzgün ve uzun boyu ile Kur an daki Allah lafzının yazılışının ilk harfi olan elif e, Vahdet-i Vücut un bir işaretine, ister yaşam veren alev ya da yaşam alan mızrak ucuna benzetilsin, servi tüm çağlar ve tüm kavimler tarafından dikkate alınmış, kutsanmış, yaşamlara ve kültürlere dahil edilmiş efsanevi bir ağaç türüdür.

Uzun ve düzgün boyuyla Tanrı ya giden yolu ve hiç sararıp solmayan, her dem yeşil yaprakları, dayanıklı odunu ve doğa koşullarına dayanıklılığıyla sonsuzluğu sembolize eden servi ağacının tepesi aşağı doğru sanki başında durduğu kişiye bakmaya çalışıyormuş gibi hafif kıvrık, acı çekiyor, yas tutuyor ve Tanrı ya teslimiyetini simgeliyormuş gibi boynu büküktür. Servi ağacı rüzgârda sağa sola sallanırken Tanrı nın adını fısıldar gibi hoş ezgiler çıkarır. Derinlere giden kökleriyle yeraltı, dayanıklı gövdesiyle yerüstü ve bulutlara değecekmişçesine dimdik uzanan dallarıyla gökyüzü arasında, bir başka anlatımla, yaşamla-ölüm, bedenle-ruh, insanla-Tanrı arasında bir köprü, bir bağlantı kuruyormuş duygusu verir.
Gerek uzak geçmişte ve gerekse günümüzde servinin, başta bizimki olmak üzere, farklı kültürlerde, yazının başındaki türkuaz renkli servi görseli gibi, en yaygın “Hayat Ağacı '' motifi olarak kabulü, her şeyden çok, bu dik duruş, bu köprü oluş özelliği ile ilgili olmalıdır.

Servi Uludur

Aro dergimizin önceki sayılarından birinde belirtmiş olduğumuz gibi, dünyanın halen yaşamını sürdürmekte olan en yaşlı canlıları Kuzey Amerika nın Kaliforniya bölgesindeki çam (Pinus aristata) ağaçlarıdır. İncil de en uzun yaşamış insan olarak tanımlanan “Methuselah '' adıyla anılan bu çamlar İsa dan yaklaşık 3600 yıl önce bir kahve çekirdeği kadar küçük tohumların çimlenmesi sonucu yaşama şansı bulmuşlardır. Bugün (2012) bu kısa boylu çam ağaçları tam ve kesin olarak (yıllık halka sayımıyla) 4844. yaş günlerini kutluyorlar. Ortalama insan ömrü 80 yıl olarak kabul edilse – ki Japonya da kadınların ortalama ömrü 83 yıl civarındadır – nerede ise 60 kuşağa karşı gelir bu yaş. İkinci sırada 3622 yaş ile Güney Amerikalı (Şili, Arjantin) bir servi türü, Patagonya Servisi (Fitzroya cupressoides) bulunuyor. Daha yaygın olarak bilinen Kaliforniyalı Sekoyaların (Sequoiadendron giganteum) en yaşlısı ise bugün sadece (!) 3266 yaşında. Tahminen en yaşlı ağaçlar listesinin ikinci sırasında da İran nın Yezd kenti yakınlarında 4000 yaşında olduğu tahmin edilen (5-8 bin yaşında olduğunu ileri sürenler de var) bir servi ağacı, Abarku servisi bulunmaktadır.

Bu kesintisiz ve uzun yaşam, bir anlamda servinin hangi nesnel nedenle farklı kültürlerde, çok uzun sürelerden beri en yaygın “Hayat Ağacı '' motifi olarak kullanıldığını açıklıkla ortaya koymaktadır.

Servi Güzelliktir, Sevgilidir, Şiirdir

Kültürümüzde sevgilinin endamı servi ağacının dengeliliği, ağır başlılığı, kıvrak hareketleri, ve büyüleyici gövdesi dikkate alınarak, “servi gibi '' , “servi boylu '' gibi deyimlerle tanımlanmaya çalışılır. Yazımızın başlığını oluşturan “Servi Boylum, Al Yazmalım '' deyişi, Türk sinemasının sultanı Türkan Şoray ın kişiliğinde güzeller güzeli bir sevgiliyi tanımlanmıştır. Benzer biçimde, açık sözlülük, doğruluk ve gençlikten söz etmeye kalkıştığımızda da servi ağacını bir model, bir referans olarak gösterme alışkanlığımız vardır. Yazının başında Lale Devri nin ünlü şairi Nedim den alınan mısralarda geçen “serv-i revan '' deyimi de servi gibi ince uzun sevgilinin su gibi akıp giden yürüyüşünü tasvir eder.

Osmanlı'da padişah ve saraya mensup devlet ricalinin eğlenmeleri için yapılan mehtabın musiki ile güzelleştiği gecelere “Mehtabiye '' ya da “Serv-i simin alemi '' (gümüş servi) adı verilirdi. Namık Kemal İntibah (Uyanış) adlı romanında baharın gelişi, doğanın uyanmaya başlayışını “Mehtâbın baharda deryaya (denize) aksini seyretmelidir ki serv-i sîminin letafetinde olan kemali anlamak mümkün olabilsin. Havalar berrak, sular sâf, serv-i sîmin ise güya ki nurdan dökülmüş bir peri kızı gibi anadan doğma çıplak suya girer, şinâverliğe (yüzmeye) başlar. Vücuduna dokunan her katre su iken nur kesilir. Derya arasında, güzerân-ı hayal (hayal geçmesi) için minhac-ı hakika (gerçek yolu)t gibi nurâni (ışıklı) bir cadde peydah olur '' cümleleriyle tanımlarken Faruk Nafiz Çamlıbel in hepimizin lise edebiyat derslerinden hatırlayacağı aruz vezni ile yazılmış şu dizerli hala hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.

Ah eden kimdir bu saat kuytuda
Sustu bülbüller hıyaban uykuda
Şimdi ay bir serv-i sîmîndir suda
Esme ey bâd esme cânân uykuda


Bu ülkede mezarlıklara servi ağacı dikmek toplumsal bir kültürüdür. Çünkü servi ağacının kötü kokuları giderici bir özelliği vardır. Servi ağacının rüzgarda salınırken ‘hu diye ses çıkararak Allah ın adını zikrettiğine ve her zikredişte kabirdekinin günahlarının affedildiğine inanılır. Yahya Kemal Beyatlı böylesi bir durumu şu beyitleriyle şiire dökmüştür;

“Ve serin serviler altında yatan kabrinde,
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter. ''

Servi İlhamdır

Yanlış hatırlamıyorsam Türk resim sanatında her tablosuna bir servi ağacı figürü yerleştirmeyi adet edindiği için “Servili '' lakabı ile anılan bir ressamımız, Servili Ahmet Emin (1845-1892) vardı. Dünyanın en ünlü ressamlarından biri olarak bilinen Hollandalı Vincent van Gogh (1853-1890) ile aynı yıllarda fırça sallamaya başlamış olan Servili Ahmet Emin in adı asker ve yurt dışına gönderilmiş resim sanatçıları arasında geçmektedir. Servili aynı zamanda fildişi oymacılığı ve fotoğrafçılık da yapmış ve ülkemize fotoğraf sanatını getiren kişi olarak tanınmıştır.



Eserlerinin tümünde olmasa da, servi figürünü sıklıkla kullanmış sanatçılardan biri de, ne tesadüftür ki, Servili Ahmet Emin in çağdaşı eski kulağı kesik (!) ünlü ressam Vincent van Gogh tur. Van Gogh ölümünden üç yıl önce, 1889 yılında kardeşi Theo ya Fransa nın Güneyinden yazdığı bir mektubunda servi ile arasındaki sıcak ilişkiyi şu sözlerle açıklamıştır; “Servi sürekli olarak aklımı meşgul ediyordu. Servi ağacının görüntüsü bir Mısır obeliski kadar güzel bir çizgi ve bir orana sahiptir ve yeşili inanılması güç bir mükemmeliyet özelliği taşır… Servi güneşli bir peyzaja sıçramış siyah bir boya lekesi, benzerini yapmayı hayal bile edemeyeceğim ilginç bir siyah dokunuştur '' . İlginç ve düşündürücü olan, bu makaleye dünyaca ünlü sanatçı van Gogh un servili tablolarından birkaç örnek koyma imkanını bulmama karşın kendi ülkesinde bile tanınmayan Servili Ahmet Emin den tek bir örnek bile koyma imkanı bulamamış olmamdır. Tıpkı lalede olduğu gibi, öz be öz Anadolulu servi konusunda da aynı Hollanda karşısında yine 1-0 gerideyiz demektir.


Vincent van Gogh un fırçasından serviler

Hayat Ağacı
Ağaç motifi birbiriyle ilişkisizmiş gibi görünen birçok toplumun ortak paydasıdır. Fransa'da meşe, Almanya'da ıhlamur, İskandinavya'da dişbudak, Lübnan'da sedir, Hindistan'da banyan, Sibirya'da kayın, Türk kültüründe ise evrenin üç katını birleştiren servi ağacının özel ve yaşama-ölüme dair bir yeri vardır. Servi “Hayat Ağacı '' dır ancak paradoksal bir biçimde ölümü de temsil eder. Hayat Ağacı, insanlık tarihinin çeşitli dönemlerinde en fazla kullanılan simgesel tema olmuştur. Örneğin, Sümerler döneminde Ur şehrinin kralı Nanu nun ay tanrıçası Sin in karşısında tapınma sahnesi ile Tanrı Shamash a tapınma görüntüsünde ve Roma dönemi Anadolu mezar taşlarında hayat ağacı motifinin tasvir edildiği gözlenmektedir.


Selçuklu Hayat Ağacı motiflerinde hayat ağacı göğün katlarını simgeleyecek biçimde yedi ya da dokuz yapraklı olarak resmedilmiştir. Osmanlı kültüründe minareye benzer biçimiyle servi hayat ağacıdır ve dallarına konmuş kuşlar hayatın içindeki canları yani insanı simgeler. Büyümek için güneşe ihtiyaç duyduklarından sürekli gökyüzüne doğru yükselişleri hayat ağaçlarına mistik bir anlam yüklenmesine de neden olmuştur.

Servi ağacının hayat ağacı ile özdeşleşmesi, mezarlık ve kutsal alanlara dikilme geleneği onun doğaüstü güçleri olduğuna ve odununun kesif kokulu asal yağlarının kötülükleri hatta ölünün kendi kokusunu bile ortamdan uzak tuttuğu ve böylece öteki dünyaya daha güvenli bir geçişi mümkün kıldığı inancıdır. Mısırlıların mumyalarını korumak, bozulmasını engellemek için servi odunu kullanmalarının nedeni bu inanç ile ilgili olmalıdır. Eski Yunan ve Roma'da yeraltı tanrısı Pluton'un simgesi olan servi cehennem ilahları ile ilişkilendirilmiştir. Roma cenaze törenlerinde, yaşam-ölüm arasındaki ilişkinin bir işareti olarak, ceset katafalkta durur ve yas tutanlar tarafından ebedi istirahatgahına doğru taşınırken servi dallarıyla süslenmesi de aynı geleneğin uzantısıdır.

Geçmişte ve de günümüzde kutlu olarak kabul gören bazı kişilerin mezarlarının yanı başına, ruhlarının onda yaşamaya devam etmesi için, bir servi fidanı dikilirmiş. Yunan ya da Roma kültüründe ölüler, benzeri bir inanışla, servi odunundan yapılmış bir tabutla birlikte gömülür ve servi dallarıyla süslenirdi. Bu gelenek günümüzde Katolik papazlar için sürmektedir. Tıpkı sevgilisi Adonis in yasını çeken Afrodit in yaptığı gibi, trajedi tanrıçası Melpomene de yaşamı, ölümü ve üzüntüyü simgeleyen servi dallarından örülmüş bir taç giyer.

Efsanevi Servinin Efsanesi
Servi, İncir, zeytin, nar, sedir gibi kutsal kitapların yer verdiği ağaçların hemen hepsinin bilinen en azından bir efsanesi vardır.

Servi ile ilgili efsaneye göre, Havva ile birlikte cennetten yeryüzüne kovulan Adem 900 küsur yaşındayken öleceğini hisseder ve Tanrı'dan kendisini ve dolayısıyla tüm insanlığı bağışlamasını dilemeye karar verir. Bu amaçla oğlu Sit'i Cennet Bahçesi'ne gönderir. Bahçenin bekçiliğini yapan melek, Sit'in duası üzerine İyi-Kötü Ağacı'ndan aldığı üç tohumu ona verir ve öldükten sonra babasının ağzına koyup öyle gömmesini söyler. Adem ölür ve bugünkü İsrail sınırları içinde kalan Tabor Dağı yakınında Hebron Vadisi'ne gömülür. Adem'in ağzında yeşeren ve kök salan üç tohumdan Akdeniz ikliminin simgesi üç ağaç filiz verir, zeytin, sedir ve servi. Bunlar içinden ilk yeşeren ağaç zeytin ağacı olmuştur.

Ateşe tapanlar için, belki de aleve benzeyen biçimiyle ilgili olarak, servi kutsal bir ağaç türü olarak kabul edilir ve bu inancın yaygın olduğu İran da derin kültürel anlamlara sahip bir ağaç türüdür. İran edebiyatının en büyük ve en ünlü eserlerinden biri olarak kabul edilen ve eski İran efsaneleri üzerine kurulu manzum destanı Şehname de Firdevsi Kaşmir ya da Zerdüşt Servisi adıyla bilinen devasa boyutlarda efsanevi bir servi ağacının hikayesini anlatır. Tarihçilere göre Zerdüşt bir iyilik işareti olarak ve Kral Vithaspa nın Zerdüşt inancına geçmesini kutlamak amacıyla cennetten getirildiğine inanılan iki servi fidanı dikmiş ve bu fidanların her ikisi de zaman içinde dikkat çekici boylara ulaşmışlardır.

Abbasi Halifesi Mütevekkil bu muhteşem servi ağaçlarından haberdar olur ve onları görmek ister. Ancak tahtını bırakmaya cesaret edemediğinden ağaçların itina ve dikkatle kesilmelerini ve taşıma sırasında hiçbir zarara uğratılmadan tüm dal ve gövdelerinin bulunduğu kente getirilmesini emreder. Plana göre usta marangozlar kesilen servileri taşıyacaklar ve halifenin yaşadığı kentte yeniden eski hallerine getireceklerdir. Böylece Halife Mütevekkil gölgesinde 10 000 koyunun dinlenebildiği, dalları arasında sayılması imkansız kuşun sığınabildiği ağaçların ihtişamını görme şansını elde edebilecektir. Mütevekkil in tek derdi bu efsanevi servi ağaçlarını görmek değildir elbette. O bu ağaçların kerestelerini Samara da yeni yaptırmakta olduğu sarayının inşaatında kullanmayı düşünmektedir. Mütevekkil Zerdüşt servisinin kesimi için ülkenin en yetenekli marangozunu görevlendirir. Marangoz ilk iş olarak bu heybetli ağacı kesebilecek özel bir testere imal eder.

Halifenin Zerdüşt Servisini kestirme gibi bencilce niyetinin anlaşılması üzerine ağacı kutsal kabul edip saygı gösteren İranlılar halifenin adamlarını bu niyetinden vazgeçmesi için ikna etmeye çalışırlar ancak başarılı olamazlar ve servi kesilir. Kesilen Zerdüşt servisi yere öylesine şiddetle düşer ki neden olduğu sarsıntı çok uzaklardaki köylerde bile hissedilir. Kesime şahit olanlar gece boyu kuş ve diğer canlıların çığlıklarını duyarlar.

Servinin adını ve en yaygın görevini anlamamıza yardımcı olan ve bu topraklarda yaşanmış söylencenin yine bu toprakların yetiştirdiği bir bilge, Ünlü Anadolulu coğrafyacı Strabo ya atfedilen biçimi ise şöyledir;

Leto ikizleri Artemis ve Apollo yu Likya da içinden Cenchrius ırmağı geçen ve servi ağaçlarının baskın olduğu kutsal Ortygia koruluğunda dünyaya getirmiştir. Cenchrius ırmağının perisi Ortygia bu doğumun hem ebeliğini yapmış, hem de ışığın, müziğin tanrısı Apollo yu bu kutsal korulukta büyütmüştür. Servinin yanında farklı ağaç türlerine de ev sahipliği yapan bu muhteşem korulukta Apollo nun görkemli, altın boynuzları gümüş ve değerli taşlarla bezeli, çevrede yaşayan herkesin sevdiği, beslediği, evlerine konuk ettiği kutsanmış bir geyiği de yaşamaktadır. Günlerden bir gün Apollo ormanda dolaşırken Cyparissus adlı büyüleyici şiirler yazan yiğit bir avcı ile tanışır. Genç avcı okuduğu şiirlerle Apollo nun kalbini çalar. Bu aşkla Apollo periler tarafından korunan kutsanmış geyiğini Cyparissus a hediye olarak verir. Cyparissus dağlarda, otlaklarda gezdirdiği, sulamaya götürdüğü, sırtına binerek neşe içinde vadiler, ovalar aştığı bu geyiğe özel bir ilgi ve sevgi beslemeye başlar. Sıcak bir yaz günü avlanmaya çıkan Cyparissus uzakta, ağaçlar ve yapraklar arasında gölgede uzanmış dinlenmekte olan bir geyik görür, okunu ona yöneltir ve geyiği öldürür. Bunda okların mızrakların yönünü değiştirme gücüne sahip Apollo nun kıskançlığının bir payı var mıdır? Bilinmez. Bilmeden ne yaptığını anladığında Cyparissus çok üzülür ve sonsuza kadar yas tutmasına, acı çekmesine izin vermesi için Apollo ya yalvarır. Apollo, gönülden istemese de, sevgili delikanlının isteğini yerine getirir. Cyparissus un kalın, gür saçları karanlık yeşil yapraklara dönüşmeye, incecik bedeni kabuk sarmaya ve yaprakları gökyüzüne doğru uzanmaya başlar. Apollo onu haşmetli bir servi ağacına dönüştürmüştür. Servi ağacının Latince cupressus, İngilizce cypress, Almanca Zypresse, Fransızca cypres olan adları işte bu büyüleyici şairin adından gelmektedir. Apollo kederin simgesi ağlayan bir servi ağacına dönüşen Cyparissus un dalları arasına “Ben, senin için yas tutacağım, ancak diğerleri için de sen yas tutacaksın'' diye fısıldar. Servinin bir yas ağacı olarak tanınmasının, mezarlıkları ve ölülerin başucunu beklemesinin, ölüm, ebediyet ve öteki dünya ile ilişkilendirilmesinin ardındaki söylence budur ve bu topraklarda yaşanmıştır. Bilindiği gibi bu söylencenin, ırmak perisi Ortygia nın yerini adanın anatanrıçası Asteria nın aldığı bir de Delos versiyonu vardır.

Serviler Ölmez
Hemşerin Efesli Bilge Herakleitos, hani şu “aynı ırmakta iki kez yüzülemez '' kelamıyla ünlü filozof, her şeyin bir ateşten oluştuğunu ve sonunda yine ateşe dönüşeceğini de ileri sürmüştür. Mezar başlarını ya da mezarlıkları bekleyen servi ağacının biçimsel olarak yeşil bir alevi anımsattığından daha önceki satırlarda söz etmiştik. Mezar aslında ebedi değil geçici istirahatgahıdır konuklarının. Zaman içinde güneşten ve topraktan alınan emanetler birer birer geri verilir, başka canlarda yeniden kullanılsınlar diye. Ayrışma ya da çürüme güneşten alınan enerjinin yavaş yavaş geri verildiği bir gizli, alevsiz yanma olayıdır. Tıpkı servi ağacı gibi tüm canlılar yaşama enerjilerini yaşamlarının sonunda geri vermek üzere bir ateş olan güneşten alırlar. Servi ağaçları, hemşerim Herakleitos un işaret ettiği iki ateş arasındaki sonsuz döngü ve bağlantıyı sağlayan, içinde iki kez yüzme şansımızın olmadığı ırmağın ta kendisidir.

Son Söz Niyetine
Söze ya da yazıya bir söz ustasının yüzyıllar öncesinden damıtılarak gelmiş dizeleri ile başlamıştık bir başka söz ustasının, Nazım ın yüzyıllar sonrasına seslenen dizeleriyle noktayı koyalım.

ÜÇ SELVİ

Kapımın önünde üç selvi vardı.
Üç selvi.
Selviler rüzgarda sallanırlardı.
Üç selvi.
Kökleri yerde, başları yıldızlarda
üç selvi.
Selviler sallanırlardı rüzgarda.
Üç selvi.
Bir gece düşman bastı evi.
Üç selvi.
Yatağımda öldürüldüm ben.
Üç selvi.
Kesildi selviler köklerinden.
Üç selvi.
Artık ne kökleri yerde, başları yıldızlarda
üç selvi.
Selviler sallanmıyorlar rüzgarda.
Üç selvi.
Mermer bir ocakta parçalanmış yatıyor
üç selvi.
Kanlı bir baltayı aydınlatıyor
üç selvi.


          |                              

Prof. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ

25 Şubat 2013 Pazartesi
Mesaj Gönder 6861




 Yorumlar
SUAT TOSUN yorum yaptı... Yorum Ekleyin
Serviye farklı Servi ağacına farklı bakış -Büyülü Ada- Gerald Durrell 2014-Bir çobanın inancıa olsa önemlisayılır. 18.07.2018

Yunanistanın Korfu adasındageçici ikamet eden doğa aşığı İngiliz yunancasını epeyce ilerletmişti.Birgün aşırı sıcakta servi ağaçlarının gölgesindeki çimene uzanmıştı.Oradan keçi sürüsüyle geçen çoban;"sana bir çift sözüm var Lordum,bu ağaçların altında yatmak tehlikelidir".Neden öyle düşündüğünü sordum."En altlarında oturabilirsin tamam.Gölgeleri serindir,kuyu suyu gibi,ama tehlike orada başlıyor.Çünkü uykunu geiriyorlar.Her ne sebeple olursa olsun katiyen servilerin altında uyumamalısın".Neden mi, neden ha?Çünkü eğer uyursan uyandığında değişmiş olursun .Evet karaserviler tehlikelidirler.Sen uyurken kökleri uzanıp beynini çalar,uyandığında kafan düdük gibi boş olur,çıldırırsın".Yalnızca servilermi tehlikeli olduğunu sordum."Yok ,yok yalnızca serviler "dedi,ihtiyar çoban.Yalnızca seviler akıl hırsızıdır.Uyarmadı deme,sakın burada uyuma".Selamlar.Bolunun yerel gazetesi Bolu Olay Gündemde arasıra köşe yazılarım çıkıyor.

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
İMAR AFFI GELECEĞE İHANETTİR!

Şebnem Başdere ORMAN
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ÜLKEMDEN YANSIMALAR: DEVLET FOTOĞRAF YARIŞMASI

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
EMNİYET KEMERİNİN FENDİ, ERİK DALINI YENDİ

Dilara Bahtiyar SARI
Yazara Mesaj gönderin
'ANTALYA'NIN SAĞLIK TURİZMİ: POTANSİYELİ, ZORLUKLARI, HEDEFLERİ

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
REHBER İN AŞAĞI..! İŞTE SEKTÖR GERÇEKLERİ...

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
BAKSI MÜZESİ

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
MEDİKAL TURİZMİN KÜRESEL EĞİLİMLERİ

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
KAYIP ŞEHİR PETRA

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .