ISTANBUL TARİHİ MEZARLIKLARI -7

HEKİMOĞLU ALİ PAŞA CAMİ ve HAZİRESİ

Hekimoğlu Ali Paşa Camii, İstanbul’un Fatih ilçesinde, Davut paşa mahallesinde Kızılelma caddesi ile Hekimoğlu Ali Paşa caddesi kavşağında yer alır. 1734-1735 yılları arasında üç kere sadrazamlık yapmış olan Hekimoğlu Ali Paşa adına inşa edilmiştir ve mimarları çuhadar Ömer Ağa ile Hacı Mustafa Ağa’lardır. Hekimoğlu Ali Paşa padişahlar I. Mahmut ve III. Osman saltanatları zamanında üç kez toplam beş yıl dört gün sadrazamlık görevinde bulunan Osmanlı devlet adamıdır. 1689 yılında İstanbul da doğan Ali Paşa, Hekimbaşı olan babası Nuh Efendi den dolayı Hekimoğlu lakabını almıştı. İyi bir eğitim gören Ali Paşa ; Sultan III. Ahmet tarafından “Hassa Silahşoru '' olarak saraya alınır. 1713 de Zile Voyvodası, 1719 da Türkmen Ağası, 1722 de Adana Valisi olur.1724 de Halep Valiliği ve Anadolu Beylerbeyliğine getirilir. 1726 yılında Doğu Serdarlığına atanır. 1731 deki Kuzican Seferi ni başarıyla sonuçlandırınca da Sultan I. Mahmut tarafından sadrazamlığa getirilir. Üç buçuk yıl süren bu görevinden azledilerek Midilli ye sürülse de, bu sürgün ancak bir yıl sürer ve atandığı Bosna Valiliği nde Avusturyalılara karşı büyük bir zafer kazanır. 1755 e kadar çeşitli valiliklerde bulunan Ali Paşa, iki kez daha sadrazamlık yapacaktır ve sonuncusu Şubat 1755 de Sultan III. Osman saltanatında sadece 53 gün süren sadrazamlığıdır. Anadolu Beylerbeyi olarak Kütahya da bulunduğu sırada mesane hastalığı neticesinde13 Ağustos 1758 de vefat eder. Naaşı önce Kütahya Saray Camii yanına defnedilir ve ailesinin saraydan izin almasıyla da İstanbul a getirilir. Ali Paşa kendi yaptırdığı caminin yanındaki türbesine defnedilir. Cömert, akıllı, alim, sağlam görüş sahibi, tedbirli bir kişi olduğu kaynaklarda belirtilir. Otuz yılı aşkın vezirlik görevi sırasına tüm devlet ricalinin ve özellikle dönemin padişahları olan I. Mahmut ve III. Osman’ın hürmetlerini, takdirlerini ve itimatların kazanmıştır.

Hekimoğlu Ali Paşa külliyesi , klasik Türk mimarisinin son eseri olarak kabul edilen caminin yanında kütüphane, şadırvan, türbe, sebil, muvakkithane, tekke ve çeşmelerle beraber 1734 – 35 yıllarında Çuhadar Ömer Ağa ve Hacı Mustafa Ağa nın mimarlığında inşa edilir. Külliyenin bulunduğu alanda önceleri Abdal Yakup Tekkesi vardı ve Ali Paşa, kendi adına cami yaptırmaya karar verdiğinde, babası Hekimbaşı Nuh Efendi nin kabrine yakın olmasından dolayı, bu alanı uygun bulur. Mevcut tekke yıktırılır ve diğer yapıların inşası ile birlikte yerine yeni bir tekke yaptırılır. Ali Paşa ayrıca vakfiyesinde tekkenin şeyhlerinin Cuma günleri camide vaaz vermelerini şart koşar.

Cami ana kubbesi altı fil ayağına yaslanır, on ikigen kesitli sivri kemerleri vardır. Beşer sıralı pencereler 100’den fazladır. Mihrap mukarnaslıdır ve mihrabın üstünde her iki yanda birer Kadiri Eşrefi tacı şerifleri yer alır. Sol duvarda ahşap ve yeşil renkli hünkâr mahfili, bir Kâbe tasviri ve ayni Kâbe tasvirli çini pano sağ tarafta da görülür. Mihrapta Kütahya çinileri ile yazılmış Ayetel-Kürsi yazılıdır. İnce işlemeli minber, mermerden, külahı ise ahşaptandır. Burada da klasik bir minber tasarımı içinde akant yapraklı dolama dal motiflerinin en ilginç örneklerini görmek mümkün. Beşer sıralı yüzden fazla penceresiyle aydınlık bir mekan görüntüsü veren cami içinde gördüğümüz çinilerin büyük kısmı III. Ahmet döneminde üretime geçen Tekfur Sarayı ndaki çini atölyelerinde yapılmıştır.

Hekimoğlu Ali Paşa hayırseverliğinin yanında çok cömert bir kişi imiş. Hakkında çok anlatılan bir hikayeyi okurlarımızla paylaşmak istiyoruz. Çok fakir olan ve yiyecek ekmek dahi bulamayacak duruma düşen bir zat “Ya Rab! Halimi biliyorsun, çıkmazdayım, bana bir çıkış yolu göster '' diyerek ettiği dualarla dalmış bir gün uykuya. Ve rüyasında gördüğü Resulullah Efendimiz, “Sen bunca yıl fakirliğine sabrederek imtihanı kazandın. Allah gönülden ettiğin duanı kabul etti. Sabah namazından sonra ilk işin Hekimoğlu Ali Paşa ya gitmek olsun. Ona benden selam söyle. Sana bin altın versin. Rüyana inanmayacak olursa, her Cuma gecesi okumayı adet edindiği salavatları, bu Cuma gecesi okumadan yattığını söyle. Bu, onu sana inandırmaya yeter '' der. Şaşkınlık içinde uyanan zat, sabah namazının adından koşar Ali Paşa ya ve anlatır rüyasını. Onu sessizce dinleyen Ali Paşa, rüyayı tam 7 kez anlattırır. Sükut-u hayale uğrayan zat: “Paşam bana inanmadınız madem neden sürekli anlattırırsınız rüyamı '' deyince Ali Paşa: “İnanmamak da ne demek bu anlattığın olay benim için öyle muhteşem ki, sen her anlatışında ben ona bin altın daha değer biçiyorum. 7 kez anlattın ve benden 7 bin altın almaya hak kazandın '' der ve yedi bin altını bu zata verir (1)

Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi ve haziresindeki mezar taşlarını yazarsanız bu camide uzun yıllar imam olarak görev yapmış, bu camiyi perişan halinden kurtarıp restore ettirilmesini sağlamış, haziresindeki mezar taşlarını bir akademisyen arkadaşı ile birlikte okuyup “Kaybolan Medeniyetimiz “ adlı bir kitap neşretmiş ve cami kütüphanesini kurup yıllarca Gelenekli El Sanatları Kursları verilmesini sağlamış BİKSAD derneğinin kurucusu Hattat Hüseyin KUTLU hocamızın hizmetlerini anmadan yazmak ahlaki bir davranış olmaz. Hattat Hüseyin KUTLU ; Türk-İslâm Medeniyeti ’nin merkezi olarak telakkî ettiği camiye, gerek kurum olarak kaybettiği fonksiyonlarını kazandırma çabalarını, gerekse o kurumun en üst düzeyindeki temsilcisi olma misyonunu yüklediği İmam-Hatiplik görevini, cami ölçeğinde ve külliye projesinde gerçekleştirmek istedi. Harap durumda olan cami, sebil, türbe, kütüphane ve hazîrenin imar ve ihyasına çalıştı. 2002 yılında emekli olduktan sonra aynı çatı altında hizmet veren Uygulamalı Türk-İslâm Sanatları Kütüphanesi’nde gayretlerini devam ettirdi. Kaybolan Medeniyetimiz“ Hekimoğlu Ali Paşa Camii Hazîresindeki Tarihi Mezar taşları kitabı ile cami haziresinde bulunan 247 mezar taşından 66 tanesini seçerek kitaplaştırdı (2)

Hekimoğlu Ali Paşa caminin haziresi zaman içinde oluşan baninin akrabası ve ahfadı, Abdal Yakup tekkesinin müntesipleri, cami görevlileri, cemaati ve bölgedeki ahalinin defnedildiği iki bölümlü bir mezarlıktır. Hazirede toplam 247 adet mezar taşı dikili durumdadır. Haziredeki en eski mezar taşı hicri 1068/1657-58 tarihlidir ve en yeni mezar taşı ise 1336/1917-18 tarihini taşır. Ali paşa haziresine takriben 300 yıl defin yapılmıştır. 247 adet taşın 125 Kadın, 119 tanesi ise erkek taşlarıdır. Okunan kitabelerden burada defin olanlar arasında paşa, vali, postnişin, silahşor , baş ferik, cami imamı, kayyum, derviş, dersiam, muvakkit, katip, yeniçeri, kasap, vb bir çok meslekler bulunmuştur. Bu taşların 198 adedi sülüs, 51 tanesi ise talik hatla yazılmışlardır. Rufai, Kadiri, Nakşibendi ve Mevlevi serpuşlu şahideler hazirede temsil edilen tarikatlardan bazılarıdır. Kadın mezar taşlarında ise harikulade semboller kullanılmış, kadınlara verilen önem zarif üsluplarla taşlara nakşolunmuş ve onların iç dünyalarındaki hisler görsel bir anlatımla taşlara kazınmıştır.

Cami avlusunda bulunan şadırvanın hemen sağ arkasında Hekimoğlu Ali Paşa nın Türbesi vardır. Avlu cephesi ahşap sundurmalı olan türbenin kapı alınlığında talik yazılı kitabesi vardır. Tromplu iki kubbe ile örtülü bir dikdörtgen olarak tasarlanmış olan türbe kubbelerinin sağdakinin altında Hekimoğlu Ali Paşa, eşi Muhsine Hatun ve aile fertleri, soldakinin altında ise Şeyh Abdal Yakup ve Şeyh İbrahim ile tekkenin diğer ileri gelenlerinin sandukaları bulunur.

Türbe önünde sağ taraftaki sandukalı mezar Hakimoğlu Ali Paşa nın damadı, Cidde valisi Abdullah Paşa nın kallavi serpuşlu ve 1802 tarihli şahidesidir. Sol taraftaki üstüvani iki yuvarlak şahideli sanduka ise İsmail Ziya Efendi ye aittir. Haziremizde çok değerli ve Osmanlı toplumunun her tabakasını temsil eden meslek ve zatların mezarı olduğunu önceki bölümde belirtmiştik. Şadırvanın hemen solundaki mermer panoda Eşrefi serpuşlu 91 yıllık ömrünün 61 yılını dergâhta postnişin olarak geçirmiş Şeyh Hamidullah efendinin mezar kitabesini okursunuz.

Kadın mezar taşlarının en harikuladesi ise türbenin yanındaki hazirede yer alan 1155 /1739 tarihli, mukarnas formlu Ayşe Sıddıka hanımın gerçek bir sanat eseri olan şahidesidir.

Bu şahide Osmanlı kadınına verilen değeri göstermesi bakımından çok güzel bir örnektir. Bir başka enfes hanım mezar taşı ise aynı hazirede bulunan 1157/ 1741 tarihli Aişe hanımın şahidesidir.

Bu iki güzel şahideden sonra şahidesine hakk edilmiş Nakşibendi serpuşlu, 1270/1854 tarihli “Ya Hu“ '' giriş cümlesi ile başlayan Mahmut Efendi

ve yine “ Ya Hu “ ibaresi ile başlayan ayni hazirede yer alan 1336/1918 tarihli Rufai şeyhi Muhammed Hilmi Efendi nin zarif şahidesi ile yazımızı noktalayalım.


Mahmut Ökçesiz
27 Ekim 2017
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1.İsmail ÖZCAN , Kıssadan Hisseler, Erkam Yayınları, İstanbul-1992
2. Hüseyin KUTLU, Kaybolan Medeniyetimiz, Hekimoğlu Ali Paşa Cami Haziresi Mezar Taşları, 2005 İstanbul
          |                              

Mahmut Ökçesiz
Profesyonel Turist Rehberi
27 Ekim 2017 Cuma
Mesaj Gönder 1333



 Yorumlar

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
İMAR AFFI GELECEĞE İHANETTİR!

Şebnem Başdere ORMAN
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ÜLKEMDEN YANSIMALAR: DEVLET FOTOĞRAF YARIŞMASI

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
EMNİYET KEMERİNİN FENDİ, ERİK DALINI YENDİ

Dilara Bahtiyar SARI
Yazara Mesaj gönderin
'ANTALYA'NIN SAĞLIK TURİZMİ: POTANSİYELİ, ZORLUKLARI, HEDEFLERİ

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
REHBER İN AŞAĞI..! İŞTE SEKTÖR GERÇEKLERİ...

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
BAKSI MÜZESİ

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
MEDİKAL TURİZMİN KÜRESEL EĞİLİMLERİ

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
KAYIP ŞEHİR PETRA

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .