Güncel

Uzun İnce Bir yol: İPEK YOLU-1

“Coğrafyaların, Yolların Düğümlendiği Yarımada; Anadolu” üzerinden yola çıkan Prof. Dr Tuncay Neyişçi;  İpek Yolu’nun Anadolu ve dünya tarihindeki yeri, kültürü, ekonomisini çok çarpıcı başlıklarla yazı dizisinde ele alıyor. “Uzun İnce..

Uzun İnce Bir yol: İPEK YOLU-1

“Coğrafyaların, Yolların Düğümlendiği Yarımada; Anadolu” üzerinden yola çıkan Prof. Dr Tuncay Neyişçi;  İpek Yolu’nun Anadolu ve dünya tarihindeki yeri, kültürü, ekonomisini çok çarpıcı başlıklarla yazı dizisinde ele alıyor.

“Uzun İnce Bir Yol”; İpek Yolu (1)
Yol’a Dair
Yol, ne başı ne de sonu belli, uzayıp giden bir hat değildir. Rivayet edildiği gibi her yol bir sonu ifade eden “Roma”ya çıkmaz, bir sonsuzluğu ifade eden “Roma”lara ulaşmaya çalışır. Herkesin “Roma”sı başka, herkesin “Roma”sı kendine göredir.

Yol ucu bucağı olmayan bir coğrafyadır, ayağın bastığı, basabildiği her yerdir. Yol yeryüzüdür. Ayağımızla basamadığımız gökyüzü de yola dahildir, okyanuslar da. Yol insanları olduğu kadar tüm doğası ve kültürüyle coğrafyayı da taşır. İnsan coğrafyanın ürünüyse, ki öyledir, insan yolun ta kendisidir. İnsanın yolculuğu buradan gelir.

Yolların geçmek, coğrafyaların düğümlenmek zorunda kaldığı “Anadolu Yarımadası” ister istemez insanların, kültürlerin, coğrafyaların tüm yönlere dağıldığı küresel bir “Gar”a, bir “insanlık müzesi”ne, dönüşmek zorundaydı. Farkına varılamamış olması gerçeğin üstünü örtemez. Anadolu’nun ve dolayısıyla Antalya’nın” İpek Yolu”, ya da daha doğru bir ifadeyle “İpek Yolu”nun Anadolu ya da Antalya ile buluşup tanışması bir kader değil bir zorunluluktu.
Adına turizm desek de, bugün ülkemizi ve de Antalya’mızı ziyaret eden milyonlarca insan aslında bu kadim “uzun ince” yolun yeni yolcularıdır. Yüklerinin ne olduğu tartışmaya açık.


İpek’e Dair
İpek bir ”lif”tir. Güzel görünüşlü, yumuşak, parlak, dayanıklı, iyi boya tutan, hem bitkisel ve hem de hayvansal kaynaklı, yaklaşık 4 bin yıllık geçmişi olan, “liflerin kraliçesi” olarak bilinen bir lif.
İpek bir “kurt”tur. 1 kg iplik üretebilmek için her birinin 30-35 günde 500 gr dut yaprağı yiyerek 5500 tanesinin birlikte çalışmak zorunda olduğu ve kendisini 900-1500 m uzunluğundaki lifiyle ördüğü koza içine hapseden bir kurt.
İpek bir “dokuma”dır. Altından değerli, taşıyana asalet veren, imparatorların, kralların, sultanların tercih ettiği bir kumaş.
İpek bir “dut ağacı”dır. İpek böceklerinin tek ve vaz geçilemez gıda kaynağı olan bir ağaç.
İpek bir “gizem”dir. Dut yaprağının ipliğe, tırtılın kelebeğe dönüştüğü, 1 kilosunu üretmek için 5500 kurtçuğun çalıştığı ve her birinin kendi hapishanesini dokuduğu bir gizem.
İpek “Prestij”dir. Giyene ya da giymesine izin verilene onur verip mevki kazandıran
İpek bir “fiberoptik internet ağı”dır. Sadece malların değil, inançların, söylencelerin, düşlerin, düşmanlık ve dostlukların da her iki yöne taşındığı bir ağ.
İpek bir “yol”dur. Doğuyu batıya, Asya’yı Avrupa’ya, Çin’i Roma’ya, Hristiyan Budist’e, Müslüman’ı Mecuzi’ye, , bağlayan, tarihe ve kültüre kazınmış, Aşık Veysel’imizin deyimiyle “uzun ince” bir yol.
İpek Turizmdir. Yaratıcı turizmcilerin elinde bitmek tükenmek bilmeyen bir kaynaktır ipek.
İpek; yoluyla, gizemiyle, dokumasıyla, boyasıyla, verdiğiyle, aldığıyla ve hepsinden önemlisi etkileriyle kökü derinlerde zengin bir kültür öğesi, meraklısına ilginç bir turistik üründür.

İpek Yolunun Açılış Kurdelesi Anadolu’nun Göbeğinde, Gordion’da Kesildi.
Arkeolojik kayıtlar Cilalı Taş (Neolitik) Devrinde Mezopotamya ile Hindistan ve Çin arasında lapis, yeşim gibi değerli taşlar ile tunç ve demirden yapılmış elişlerinden oluşan oldukça yoğun bir mal değişiminin varlığına işaret etmektedir. İpeğin bu yollarda taşınmaya başlaması yaklaşık 3 bin yıllık bir geçmişe sahiptir. MÖ 4. YY ipek halılar ve ipek elbiseler macera sever tüccarların yükleri arasında görülmeye başlar. Milat ile birlikte kervanlara gezginler, yazarlar, şairler, hacılar, kaşifler de, yani bir anlamda öncü turistler, seyyahlar da, katılmaya, gördüklerini ve yaşadıklarını yazmaya başlarlar.

Doğuyu merak eden ilk batılı Büyük İskender olmuş, Pamir Dağlarının eteklerine, yani Çin sınırına kadar sokulmuştur. Aslında batının doğuya, Avrupa’nın Asya’ya resmi geçiş töreni Anadolu’nun, deyim yerindeyse, tam göbeğindeki Gordion Kenti’ndeki kızılcık dallarından oluşturulmuş düğümün Büyük İskender tarafından bir kılıç darbesiyle gerçekleştirilmiştir. Hikayesi şöyle;
Yeni bir lider arayışında olan Frigyalılara kahinler şehre öküz arabası ile giren ilk adamın ülkenin kralı olacağını söylerler. Kral adayı Fethiye’den yola çıkıp, Antalya üzerinden kağnısıyla Gordion’a doğru yola çıkmış olan Gordios’tur. Sonradan Frigyalıların eşek kulaklarıyla ünlü kralı Midas’ın babası olacak olan Gordios şehre girer girmez kral ilan edilir. Derhal göreve başlayan kral ilk iş olarak Fethiye’den getirdiği kıymetli öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios (Yunanlılar Zeus olarak adlandırır) adına tapınağa adar ve kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlar. Zamanla bu düğümü çözecek kişinin Asya’nın hakimi olacağı söylencesi tüm Anadolu’ya yayılır.
Persepolis’i merak eden doğu yolundaki Büyük İskender, yolunu Gordion’a düşürür (MÖ 334) ve söylencenin büyüsüyle düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz, öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. Böylece batı ile doğu, Avrupa ile Asya arasındaki, bir başka ifadeyle, ipek yolunun batı-doğu hattının kapıları açılır.

 

Doğunun batıya geçişi ise ancak 2 yüzyıl sonra Zhang Quian’ın Pamir Dağları’nı aşması ve yepyeni bir dünya, farklı insanlar ve ürünlerle karşılaşması ile gerçekleşmiştir. O günden sonra dünyamız her yönüyle bir başka dünyaya dönüşmüştür.

Coğrafyaların, Yolların Düğümlendiği Yarımada; Anadolu
Aslında Anadolu İpek yolundan çok daha önce, MÖ 5. Binyılda Afganistan’ın kalayını batıya taşıyan “Kalay Yolu”, MÖ 2. Binyılda Mezopotamya’yı Anadolu’ya bağlayan “Asur Ticaret Yolu”, MÖ 5. Yüzyılda Pers İmparatorluğunun Başkenti Persepolis’i Lidya Krallığı’nın Başkenti Sardis’e bağlayan “İmparator Yolu” gibi yolarla tanışmış, doğu-batı arasındaki “vazgeçilemez köprü” işlevini kanıtlamıştır. Anadolulu ünlü tarihçi Heredot, yazılarında dünyada başka hiçbir şeyin ne kar, ne yağmur, ne sıcak ve nede gece karanlığının engelleyemediği Pers kuryelerden daha hızlı yol alamayacağından söz etmiştir. Belki de Heredot’un bu saptamasından yola çıkılarak Persli kuryelerin yaklaşık 2700 km uzunluğundaki “İmparatorluk Yolu”nu sadece 7 günde kat ettikleri (16 km/saat)gibi inanılması güç ancak yaygın bir rivayet kayıtlara geçmiştir.

Selçuklular tarafından onarılıp geliştirilen ve kontrol altında tutulan bu yolların tamamı “İpek Yolu”nu arşınlayan kervanlar tarafından da yoğun biçimde kullanılmış ve Bizans İmparatorluğunun ekonomisini önemli ölçüde zaafa uğratmıştır. Bu Anadolu ile batı arasında “Haçlılar Yolu” ve/ya da “Haç Yolu” gibi yeni yolların devreye sokulmasına yol açmıştır.

Üç yanı denizlerle çevrili bir yarımada olan Anadolu doğu ile batı arasında kara yolu ulaşımında olduğu kadar özellikle Akdeniz kıyılarındaki liman kentleri aracılığıyla deniz ulaşımında da önemli işlevler yerine getirmiştir. Anadolu’nun Antakya, Alanya, Antalya gibi Akdeniz kıyısındaki limanları bu yoğun karayolu ağının uzantıları, parçalarıdır. Mezopotamya’nın “Verimli Hilal” olarak adlandırılan topraklarında üretilen yaşamsal tahıllarının ve ipek ve baharat başta olmak üzere doğunun değerli mallarının deniz yoluyla batıya, Avrupa’ya taşınması Akdeniz’in bir korsanlar denizine dönüşmesine de yol açmıştır. Korsanları daha sonra ele alacağız.

Avrupa Asya’ya İpek İpliğiyle Bağlı
MS 2. YY’da Çin’in Xi’an kentinden başlayan kervan yolu dönemin iki güçlü kültürü, Roma ve Çin arasında malların olduğu kadar düşüncelerin, duyguların da aktarıldığı önemli bir eksen oluşturmuştur. Adı bir Alman Coğrafyacı, Ferdinadt von Richthofen, tarafında koyulan ipek yolu (Seidenstrasse) dünyanın en kurak ve büyük çöllerinden biri olan Taklamakan çölünün güney ya da kuzeyinden geçerek Ortadoğu ve Anadolu üzerinden Avrupa’ya ulaşır. Anadolu bu uzun (7000 km) ince yolun yaklaşık tam ortasında bulunur ve önemli bir köprü işlevi görür. İpek yolu Anadolu’yu boydan boya geçip Trakya üzerinden karayoluyla Avrupa’ya ulaştığı gibi, Karadeniz’de Trabzon ve Sinop, Ege’de Efes ve Milet, Akdeniz’de Antalya ve Antakya limanları üzerinden deniz yoluyla da bağlantı kurar.

İpek yolu tek bir yol ya da tek bir rotadan oluşmaz. Uğrağı yerlere zenginlik ve bilgelik armağan eden geniş bir coğrafyaya yayılmış yüzlerce yol ve rotadan oluşan bir yollar ağdır ipek yolu. Xi’an ile Antakya arasının yaklaşık bir yılda kat edilebildiği bu yollarda güvenliğin sağlanması en büyük sorundu. Bu nedenle kervanlar çok sayıda, her biri 150-200 kg yük taşıyabilen 100-150 deve ve aralarında tüccarlara ek olarak askerler ve gezginlerin de bulunduğu 100-500 kişilik gruplardan oluşuyordu. Farklı ve çok sayıda rota olmasının bir başka nedeni baş belası soyguncuları şaşırtarak güvenliği artırmak da olabilir. Yol boyunca yaklaşık her 30. Ya da 40. Km’de insanlar ve hayvanların güvenle dinlenebileceği ihtiyaçlarını giderebileceği, kale gibi konaklama mekanları (kervan saraylar, hanlar) inşa edilmiş ya da ticaret merkezleri ile donatılmıştır. Bu haliyle ipek yolu kervansaraylar ve ticaret kentlerinden oluşan uzun bir tespihe benzetilebilir.
Tıpkı Anadolu Yörüklerinde olduğu gibi ipek yolunda da en önemli yük yaklaşık 4000 yıl önce evcilleştirilmiş olan develerin sırtındadır. Askerler ve seyyahlar yaklaşık 5000 yıl önce evcilleştirilen atların sırtında taşınmıştır.

İmparatoriçenin Çay Bardağı, Gelin Prensesin Saçı
İpek ve onun temel ham maddesini oluşturan dut ağacının ana vatanı olan Çin’in Yangshao kültürüne ait Arkeolojik kayıtlar MÖ 4-3. milenyumu işaret etse de, Konfiçyus dönemi yazmaları ve Çinlilere göre ipek üretimi ve ipekçiliğinin (Bombyx mori) MÖ 27. YY’da Çin’de başlamış olduğu anlaşılıyor. Bu yazmalar bir ipek kozasının kazaen imparatoriçe Leizu’nun çay bardağına düşmesinden söz ederler. Kozayı bardağından çıkarmaya çalışan 14 yaşındaki imparatoriçe kozandan açılan lifi fark eder ve sarmaya başlar. Daha sonra İmparatoriçe bu lifleri dokumayı akıl ederek dünyanın bilinen ilk ipek dokumasını üretir. Kocası Sarı İmparator’un tavsiyesi üzerine ipek kurtlarının yaşamını inceleyen imparatoriçe çevresine ipek böceği yetiştirmeyi öğretmeye başlar ve adını Çin mitolojisinde ipek tanrıçası olarak tescil ettirir. Belki de bu söylencenin etkisiyle önce Çin’de daha sonra tüm dünyada ipek tarımı kadınlara özgü bir iş olarak kabul görür.
Ülkelerine büyük bir ekonomik kazanç ve prestij kazandıran ipek konusunda çok ketum olan Çinliler ipek yolunun açıldığı tarihe kadar bu kıymetli ürünün Çin dışına çıkmasına izin vermemişler, onu bir monopol olarak ellerinde tutmuşlardır. İpek, büyük olasılıkla MS 1. yy da, sevdiği kumaşı (Dikkat delikanlıyı değil!) yanına almadan Kotanlı bir prense gelin gitmek istemeyen bir prensesin saçları arasına gizlenerek (gizlenen tohumlar, kumaş değil) Çin’i terk etmiş ve bu çok sıkı korunan monopolü kırmış olmalıdır ve Çin imparatorluğunun ipek böceğinin ülke sınırları dışına çıkarılması yasağını ortadan kaldırmıştır. Yolu üzerindeki engeller ortadan kalkan ipek süratle farklı coğrafyalara yayılmaya başlar ve MS 140 yılında Hindistan’a ulaşır.

İpek Böceği Koza Değil Gizem Örer
Kozayı salgıladığı asidik bir salgıyla delerek çıkan ipek kelebeği, ki bunların doğru adı ipek güvesidir, yüzlerce yumurta daha doğrusu yumurtacık bırakır. Yumurtadan çıkan larvalar sadece ve sadece dut yaprakları ile beslenir. Yaklaşık 20 gün süren iştahlı bir beslenmenin sonunda kurtçuklar ağırlıklarının 10 000 katına ulaştıklarında koza örmeye başlarlar. İpek kurtçuğun başındaki iki beze tarafından üretilir ve sıvı halinde salgılanır. Sıvı ipek hava ile temasa geçer geçmez katılaşır. İpek böceği, ipliğini salgıladığı sürece, başını 8 çizer gibi sürekli oynatır. Başı dönmeden ve dengesini hiç kaybetmeden yaptığı bu hareketi, 3–4 gün süresince yaklaşık 130.000 kez tekrarlar. Böcek kendisini ortalama olarak 900-1500 m uzunluğunda iplik kullanarak ördüğü kozanın içine hapseder. Kozalar sıcak suya koyularak hem içindeki kurtların ölmesi ve hem de liflerin kozadan kolayca ayrılması sağlanır. Kozadan ayrılan lifler özel düzenekler yardımıyla ipliğe dönüştürülerek boyanma ve dokunmaya hazır hale getirilir. Nitelikli 1 kg ipek ipliği üretebilmek için 5500 ipek böceğinin çalışması ya da aynı sayıdaki kozanın kullanılması gerekmektedir.
Büyük bir ipek tutkunu olan klasik dönem Romalıları Çinlilerin ipeği bir ağacın yaprağından elde ettiklerine inanırlarmış. Bu inanışı ünlü düşünür ve oyun yazarı Seneca (Phaedra) ile dönemin ünlü şairi Virgil de (Georgics) eserlerinde desteklemişlerdir.

Mahatma Gandi’nin İtirazı
Çin ve Hindistan dünyanın en önemli iki ipek üretici ülkesidir ve toplam üretimin %52 sini gerçekleştirirler. Hindistan’ın ünlü devlet adamı, sivil itaatsizlik önderi Ahimsa inanışı nedeniyle kumaş üretimi için ipek krizalitlerinin öldürülmesine ve dolayısıyla ipek üretimine karşı çıkar. Bu inanışa göre, bir canlıya zarar vermek kendinize zarar vermek anlamına gelir. Tüm canlılar ölümsüz ruhun enerjisini taşırlar ve bu nedenle hiçbir canlı hiçbir nedenle incitilmemelidir. Mahatma Gandi bu düşüncesiyle Ahimsa ipeğini, ki buna barış ipeği de denilmektedir, önermiş ve pamuk kullanımını teşvik etmiştir.
İslam’da ipeğin lüks ve süs eşyası olması nedeniyle, erkekler tarafından kullanımının haram olduğuna ilişkin hadislerden söz edilmektedir.

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen Bir İpek Kaçakçısı mıydı?
Bazı kaynaklar ipek böceği tohumlarının Anadolu’ya ilk kez Bizans İmparatoru I. Jüstinyen (527-565) döneminde keşişler tarafından Bambular içine saklanılarak Çin’den gayri kanuni yollarla İstanbul’a getirildiğini ileri sürüyor. Bazı kaynaklar ise bu kaçakçılığın bizzat Jüstinyen’in kendisi tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini belirtiyorlar. Öyle ya da böyle, ipek kapısının açılışından 4 asır sonra İstanbul’da Avrupa sınırına dayanıyor. Kısa sürede başta İstanbul olmak üzere, bursa, Adapazarı, Denizli, Antalya, Antakya, Diyarbakır gibi Anadolu kentleri ipek üretim merkezlerine dönüşüyor. İpek Anadolu’dan, 300 yıl içinde önce Yunanistan’a buradan da İtalya ve Fransa gibi ülkelere yayıldı.

DEVAM EDECEK

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL